4.5 AYDA HAYAT BU KADAR DEGİŞİR Mİ ?

4.5 AYDA HAYAT BU KADAR DEGİŞİR Mİ ?
DİYETİN GETİRDİKLERİ, GÖTÜRDÜKLERİ…

29 Eylül 2019 da, gribal enfeksiyon vesilesiyle başladığım diyet 4.5 ayını doldurdu.
Uyguladığım formül; günlük, sıradan tüketimin 1/4 iyle yetinmek…
Kabataslak böyle. Ayrıntılarını sonra vereyim.

Neler değişti ?
1- Kilom 92 den 75 ‘e düştü. (Boy değişmedi 178 🙂

2- Haftada / on günde bir, baş ağrısı çekerdim. Diyete başladığımdan beridir başım özel durumlarda ağrıyor. (Mete geçen selfi sopasıyla vurdu mesela, ağrıdı.)

3- Mide ekşimesi, karın ağrısı/gurultusu vs. tamamen bitti

4- Atmosfere sera gazı salınımı bitti

5- Kalp atışı, dinlenme halinde 85-95 arasındaydı. Şimdi dakikada 65-75…

6- Tansiyon biraz yüksekti. Şimdi 12/8

7- Kan değerlerinde daha önce 6-7 parametre sınır dışındaydı. Şimdi, sadece bir kaçında küçük sınır aşımı var.

8- Öksürük/balgam -rahatsız edecek derecede olmasa da- hep vardı. Hep “sigaradan” dendi. Sigara içmeyi sürdürüyorum. Öksürük/balgam tamamen kesildi.

9- Ter kokusu bitti. (2 hafta banyo yapmasam evde kimse farketmiyor 🙂

10- Sofradan aç kalkmanın ızdırabı bir kaç hafta sürdü. Şimdi bir kaç lokmanın lezzeti de arttı, verdiği doygunluk da, iradi bir frenlemeye ihtiyaç duymayacak düzeyde.

11- Halen, nezle/grip vs. -hafiften de olsa- uğramadı.

12- Son 5-8 yıldır  -neredeyse haftada  bir kaç kez- sabahları elim ya da parmaklarım uyuşmuş vaziyette uyanırdım. (Bası olmadığı halde)… 4 aydır böylesi bir uyuşukluk, sadece bir kez oldu.

13- Kilo farkı aldatıcı olmasın diye, elimde yükle yokuş tırmanıyorum. Ful beslendiğim döneme kıyasla belirgin bir fark var. Eskiye nazaran daha geç yoruluyorum.

14- Uyku… 4 ila 7 saatlik uyku yetmeye başladı. Yıllardır her uyandığımda “biraz daha uyusaydım…” diyerek kalkardım. Şimdi uyanmanın hemen ardından -hiç söylenmeden- yataktan ayrılıp güne başlıyorum.

15- Son yıllarda, öğleden sonraları uyuşukluk gelirdi. Fırsat varsa yatar bir kaç saat uyurdum. Şimdi sabah 6 da bile kalkmış olsam, gündüz, bırak uyumayı, uyuşukluk bile gelmiyor üzerime.

16- Libido düşüyor. “Normal” kabul edilen düzey, gerçekte yüksek ise, ihtimalle, olması gereken “normale” düşüyor. (Geçenlerde boğaz-hormon konusunda haber olan Prof. Dr. Cemal Saydam, sanırım aynı şeyi söyledi)

17- Evde tuvalet kullanımında “sicili bozuk” sınıftaydım. Şimdi Clark Gable gülüşüyle selamlıyorum. (Neredeyse “mecburlar” arasına giren, günün ilk yarısı hela ziyareti ortadan kalktı)

18- Emin değilim ama, sanki tüy ve tırnak uzama hızı yavaşladı.

19- Hoşgörü eşiği genişledi. Sinirlenme, çileden çıkma halleri yok denecek kadar azaldı.

DİYET NE GÖTÜRDÜ ?

Şöyle güzelce soslanıp kızarmış tavuk budu.
Onu kemiğinden tutup dişlemek ne güzeldi.
İşte bu eylemin hala hoşuma gitmesine gıcık oluyorum bir süredir.
Koca bardak suyu kana kana mideye indirmek de, aynen…

NASIL BİR SEYİR İZLİYOR ?

Zaten, yaklaşık 10 senedir, gribal sıkıntıları, sadece aç kalarak, 24 saatte atlatıyorum.
Bu AZ YEMEK/İÇMEK yaşam tarzının, mevcut sıkıntıları gidermekten öte, gelecekle ilgili olası sıkıntılara alınabilecek en işe yarar yöntem olduğunu düşünüyorum.

Oruç ya da diyet diye adlandırdığımız, ya da kür dediğimiz ZAMAN SINIRLI beslenme müdahaleleri, uyguladığım sistemi tam karşılamıyor.

Yani “Uygun kiloya düşünce, her şey eskisi gibi devam” diye bir “umut” yok 🙂
Kilolu olmak, ideal beslenme hakkında fikir verebilir.
Ama “şişman” olmamak, fit bir vücuda sahip olmak da, doğru beslenildiğinin bir kanıtı değil.

Ne diyelim… Yeni bir yaşam tarzı.

“Diyet” kelimesini kullanırken, 50 yıldır aşırı tüketmenin diyetini ödemeye çalışıyorum, anlamında…

“Azaltmak” göreceli…
Varsayalım, bir toplumda ortalama katı/sıvı besin tüketimi -kişi başı- ortalama günlük 6 kg.
Onun 4 kg düzeyine çekilmesi başlangıçta sıkıntı verir.
Günlük 4 kg tüketim, sıradanlaştığında artık “normal” ler arasına girdiğinden, “azaltma”, “kısıtlama” ancak yeni bir miktarın konusuna girer.

Gündelik yaşam döngüsünü damak hazzı ve doygunluk hissi üzerine oturtmanın birey olarak, toplum olarak maliyetleri var.

Bunlar kişisel düşüncelerim. Ve gücüm sadece kendime yeter 🙂

Kendi ailemde de, yeme/içme miktarı konusunda “önermek” dışında, dolaylı/dolaysız hiç bir müdahalem yok.
Parası olsun olmasın, tüm dünyada, besin talep eden kim olursa olsun; dilediği miktarda besine kavuşmasının sağlanmasından yanayım.

Ama eş zamanlı olarak, insan bedeninin yeteneklerini hafife alan, alışıldık yaşam biçimini de sorgulamak durumundayız.

Kimse -dilediği miktarda- besinden mahrum kalmasın.
Hiç kimse, bilgiden de mahrum edilmesin.
Bireyin tercihi ne yönde olursa olsun, saygıyı ve tercihiyle ilgili desteği görmeli.

Birbiriyle çelişen, “doğrulardan doğru beğen” beslenme tarzlarıyla ilgili mevcut bilgi havuzunun açısı oldukça dar.
O bilgi havuzuna -gerekçelerle birlikte- günlük ideal besin miktarının girmesinde ne sakınca var ?

“Gerekçe” diyince…
Estetik gerekçelerden tutun, biyolojik, fizyolojik, dini, edebi, ahlaki, çok geniş bir alanda gerekçeler silsilesi var.  Ve nereye elinizi atsanız aynı şeyi duyuyorsunuz:
İsraf insana zarar olarak geri döner.

“İsraf” ın tanımı, ihtiyaç olandan fazlasını tüketmek ise; “ihtiyaç” ın miktar ve çeşidi yeniden tanımlanmayı bekliyor.

Bedene bir virüsün girip aktif olmasından tutun, depremlere, kasırgalara uzanan bir yelpazede, alınacak en güzel tedbirin, kişisel/toplumsal tüketim alışkanlıklarımızı gözden geçirmek olduğunu ilave edeyim.

Kişisel tecrübelerimi, “düşünmeye değer” bulanlara, internet sitemde 2019 ekim ayından itibaren yazdığım makalelere göz atmalarını öneriyorum.

Sorusu olan varsa, memnuniyetle…
Tecrübeleriyle, düşünceleriyle katkı sunmak isteyenler, daha bir memnuniyetle…

www.atalayergezen.com

Atalay Ergezen
09.02.2020
Urla 12:04