“Abdurrahman Çelebi” bunları hak etmiyor

Hiç kusura bakmayın. Koyunun olmadığı yerlerde, İsviçre ‘den getirilen “Saanen” keçisine, “Abdurrahman Çelebi” diyemeyeceğim. Saanen keçisi, bol sütü, bol doğurganlığına rağmen, yapayalnız da kalsa “Abdurrahman Çelebi” ünvanını hak etmiyor. Bizim yerli ırk kıl keçilerimizin “çevre düşmanı” olarak tanıtılmayı hak etmemesi gibi…

Ormanlarımız yok oluyor… Çevrecilerin de dahil olabileceği bir konuda propaganda makinesini çalıştırmak en kolayı. Suçlu bulundu, suçlu “yangınlardan bile daha fazla zarar veren”, o her yere tırmanan, her şeyi kırıp döken: KIL KEÇİSİ…

Buna ister “bilimin zaferi” deyin, ister Türkiye ‘de “bilimin tükenmişliğinin resmi”… İnternette siz de tarayabilirsiniz; Kıl keçisinin ormanlara verdiği zarar hakkında onlarca bilimsel dokuman, yüzlerce makale ve haber var. O kadar sayfa dolandım, kıl keçileri lehine yazılmış bir tek satır bulamadım.

Bir üretim öğesi ortadan kaldırıldığında tek zarar görecek olan, o işletmeyi yürüten sürü sahipleri ve aileleriymiş gibi düşünülüyor (onların da sesi çıkmıyor). Belki çıkmasını beklemek de bir rüya; zamanının çoğunu dağda keçileriyle birlikte geçiren bir yaşam biçiminde, kentten gelen “bilimsel bilginin” karşısında ne söylenebilir ?

Diyelim hayvancılıktan, tarımdan, ormandan hiç anlamıyoruz. Örneğin ben kendimi öyle kabul ediyorum ve düşünüyorum; Doğal hayatın o muhteşem dengesini, içindeki öğelerden bir tanesi bozabilir mi ? İnsan, “akıllı olduğu” için bu dengeyi, “kıl keçilerini maşa olarak kullanıp” ağaçlar aleyhine bozabilir mi ?

Kıl keçileri (Ordinary goat) yüzyıllardır Anadolu topraklarında, kah yabani kah evcil olarak yaşamını sürdüren, ülkemizdeki keçi nüfusunun yaklaşık %90 ‘ını oluşturan bir ırk. Koruma altına alınmamış fidanlık alanlara girerse, çiğneyerek ya da filizleri yiyerek zarar verebilir. Böylesi alanlara  insan da girse (farkında olmadan çiğneyerek) zarar verebilir. Urla yakınlarında yaklaşık 100 yıldır kıl keçilerinin otladığı ormanlık alanı gördüm. Ağaçlar seyrek, gür, yüksek… Keçilerin girmediği orman alanlarına ise giremedim. Çünkü çok sık çalı türü bitkiler ve gelişmeye fırsat bulamamış sık ağaçlar vardı…Kıl keçileri kendilerini beslerken, aynı zamanda yetişmiş ormanın dip temizliğini de yapıyorlar.

Anadolu topraklarının yerli ırkı kıl keçisine alternatif önerilen Saenen keçisinin sütünün de etinin de lezzetli olmadığı söyleniyor.

Şimdi araştırmaya başladım. Şu soruların yanıtlarını bulup yayınlamaya çalışacağım: 1- Kıl keçisi hangi koşullarda ormana zarar verir ? 2- Türkiye ‘de kıl keçisi nüfusu seneler içinde nasıl bir değişim göstermiştir ? 3- Kıl keçisi ürünlerinin diğer tür keçilere kıyasla üstünlükleri ve eksiklikleri nelerdir ? 4- Kıl keçisinin ekonomik açıdan değerlendirilmesi 5- Hukuk ve kıl keçisi 6- Uluslar arası rekabet ve pazar koşulları…

Araştırmama katkı sunmak isteyen akademisyenler, üreticiler, tüketiciler, gözlemciler, lütfen bana bir e-mail göndersin… E.Ü. Ziraat Fakültesi Zootekni Bölüm Başkanı Prof.Dr.Mustafa Kaymakçı ile detayları da görüşeceğim. Şimdilik kendisinden aldığım bir cümle aslında durumu özetliyor: “Yerli ırk keçilerin neden yok edilmeye çalışıldığını halen anlayabilmiş değilim”

07.06.2008

Akşam Ege