ACABA BUGÜN NE YEMESEM ??? EN İYİSİ DÖNER KEBAP

Bugün çarşıda dolanıyorum.
Öyle bir acıktım ki, sorma gitsin.
“Ne yemeyeyim” diye bakındım. Lokantaların önlerinden geçtim, tabelalar, vitrinler…
Şiş köfte, kuzu pirzola, Urla  göveci, döner kebap.
Hiç birini yemedim.
Zengin olsaydım Le Chateaubriand yemeyecektim. Portakallı ördek falan.
Cepte para olmasına rağmen havyar yiyememek çok koyardı adama.
(Gerçek fakir olsaydım, düşünmeye bile gerek yok. Otomatik denge..)
Orta halli olduğumdan, kokoreçin mis kokusunu da pas geçip ilerledim.
Hadi dedim bugün, gevrek, puaça falan yemiyeyim, muhtarın dükkanın ordan sola kıvrılıp, caminin karşısındaki uncuya daldım.
5 TL ye 1 kilo mısır unu aldım..
Bir avuç kadarı, yarımşar çay kaşığı tuz ve şeker ilavesiyle hamur ettim.
Tavada pişirip, afiyetle yedim.

Bugün ne yemedim, sorusunun favori cevabı; yoğurtlu soslu, üstünde tereyağı gezdirilmiş döner kebaptır.
Bakalım yarın ne yemeyeceğim sabırsızlıkla bekliyorum.
———-
Eylül ayının 29 uydu.
Bir ayın dolmasına üç gün kalmış.

Uzun yıllardır grip olduğumda, beslenmeyi kesiyorum; 24 saatte hastalık geçmeye başlıyor.
O gün yine, ateş, halsizlik… Yine aynı yönteme başvurdum.
Hastalığı atlattıktan sonra, hadi dedim, bir de bunu deneyeyim.
Öğün miktarını küçülttüm.

Bir ay sonra gördüğüm değişiklikler şunlar:
– 6-8 saatlik uyku yetmeye başladı
– Gündüz şekerlemelerine ihtiyaç kalmadı
– Gündüz aktivitelerinden sonraki yorgunluk hissi aşağıya düştü
– Daha sık rüya görmeye başladım (Niyeyse ?) Ve gördüğüm rüyayı hatırlamaya…
– Eskisi gibi ter kokusu kalmadı
– 6 kilo verdim (91 den 85 e)
– Ara sıra baş ağrılarım vardı, bir aydır yok

Şimdilik bunlar. 3 ay sonra farklı, 6 ay sonra farklı sonuçları olacaktır.
10 sene sonraki sonuçları ne ola ki ?
Gelecekteki değişimleri de dönem dönem yazıya dökmeye çalışacağım.

Ne yemeli, konusuna uzun zaman kafa yormuş birisi olarak, tecrübelerimi paylaşmak istedim.
Neticede hepimizin bedeni birbirine benziyor.
Hepimiz bir “normal” havuzuna dalmışız, oradan hangisini yemeli, hangisi neye iyi geliyormuş, öğrenmeye tecrübe etmeye çalışıyoruz.

Ekmek diyeti, protein diyeti, karbonhidrat diyeti, spor vs vs
Hepsini uygun uzunluklarda denedim.
Vardığım sonuç şu;

Bedenin ihtiyacından fazlasını tüketmek, insanın kendisine yaptığı en büyük eziyet.

Bu yazımda, konunun sadece mekanik kısmıyla yetineceğim.

Dişlerimizle ezip, boğazımızdan midemize gönderdiğimiz yiyeceklerin miktarı…

Özellikle orta yaştan sonra 7-7.5 metre olan bağırsağımızdan geçiş yapan besinlerin ne kadarını bedenimize alıyoruz ?
7 Metre diyorum da,  aslında bağırsağın iç yüzeyini kaplayan yüzey artırıcı çıkıntıları saysak, alan olarak çok daha büyüyor.
Bir eleğe benzetirsek, eleğin delikleri başlangıçta küçük. Başındaki bekçiler de kimi içeri alacak, kimi almayacak çok sıkı denetliyor. Her şey yolunda gidiyor. (Ya da bize öyle geliyor)
Orta yaştan sonra, bağırsak eleğindeki kapıcıklar büyümeye başlıyor.
Kapılardaki bekçiler de görevini aksatmaya başlıyor.

Eskiden 100 birim besinden 5 birim bağırsaktan içeri girebiliyorduysa, bu sayı; 15 e, 20 ye, 30 a çıkıyor.
Bedenin günlük ihtiyacı 5 birimdi ama geçiş yapan 15 birim.
Böylece, beden rutin işlerinin yanında bir de ihtiyaç fazlası giriş yapan besinlerle uğraşmak zorunda kalıyor.
Ve, aman iyi besleneyim, çok enerji alayım diye porsiyon porsiyon yedikçe; vücudumuz ürettiği enerjinin belki yarıdan fazlası, bu fazla tüketimin artıklarıyla başa çıkmaya çalışıyor.

Bağırsağın ağzı yok ki bağırsın.
Aslında bağırıyor.
Bas bas bağırıyor; “Urlar çıksın diye mi normalde ısrar ediyorsun !”

Hastanelere başvuru nedenin ilk 100 sırasında hangi hastalıklar var ?
Tıp ne der bilemem. Deseler zaten şimdiye kadar söylerlerdi 🙂

Hangi hastalık olursa olsun, tüm hastalıkların zemininde ihtiyaç fazlası besin tüketiminin yattığı, kuvvetle muhtemel.
Çünkü bu bir çok açıdan mantıklı.

İhtiyaç fazlası; İsraf ise; doğa, israf edeni ödüllendirir mi, cezalandırır mı ?

İnsan bedeninin günlük besin ihtiyacı ne kadardır. ?
Şu kadar tuz, şu kadar, proteyin, karbonhidrat….
Yok, kimsenin evinde kuyumcu terazisi yok. Ortalama eve ortalama hangi besinlerin girdiği belli. Normalimiz de belli. Şu kadar tabak ve şu kadar ekmekle doygunluğa ulaşıyoruz.
Bu ortalama “normal” üzerinden; bir insanın günlük ihtiyacı ne kadardır ?

Lafa, kitaba, araştırmalara, televizyonda söylenenlere, şunlara bunlara bakmaya hiç gerek yok.
Hatta benim söylediklerime de.
Herkesin bedeni kendi hükmettiği alan. Kendi keşiflerini aradığı alan.

Bu zamana kadar, yedik de yedik. Ne anladık ?
Doyduk… Lezzete kavuştuk…
Bu “normal saydığımız” lezzetli doymaların miktar üzerinden bize maliyeti ?
Biyolojik maliyeti… Psikolojik maliyeti… Sosyolojik maliyeti ?

1 cm küp ortalama besin içindeki molekül miktarı ? Trilyondan sonra ne geliyordu ?
Bunların her birinin ne kadar enerji üretebileceği…

Tahmin ediyorum, bu bahsettiğim şey; oruç veya diyet ile anlam komşusu olabilir ama birebir karşılamaz.
Beslenmeyi ve sindirmeyi yeniden tanımlama.

Yani, “normal” üzerinden gidip, “normal” hastalıklarla hastane hastane dolaşmak, sonra 65-85 “normal yaşlarda” yaşama veda etmek.
Ya da, denenmemiş bir şeyi denemek.
Gerçek “ihtiyacın” sınırlarını aramak, ihtiyaç fazlasını tüketmemek.

İsrafın cezası varsa, ölçülü tüketimin de illaki bir mükafatı vardır.

Bu, insanın içinden ve dışardan gelen “YE” bombardımanına “YEMECEN” yanıtı vermek, sosyal olaylarla da at başı gider mi ?
“Bir partinin başa geçmesi veya baştakinin başta kalmasıyla her şeyin düzelir ! ” tavsiyesini YEMEMEK gibi…
Çok spirütüel kaçacak ama dilimin ucuna geldi; geçmişteki savaşlar ve kıtlıklar…
Ki kıtlık için savaşa da mecbur olunmadığını Çin; “Büyük Atılım” zamanında kanıtladı. (Tüm evlerdeki tencereler, tavalar devlete teslim edildi) … (Düşünce zincirinin devamını okuyana bırakıyorum)

Herkes kendisine sorabilir;
Devasa paraların döndüğü gıda ve sağlık sektöründe; sektörün hacmini %30, %50 düşürebilecek yaygın bir bilgilendirmeye kim cesaret edebilir. ?

Dönelim…
Açlık ve doyma çabasıyla ilgili ibre; bedenin gerçek ihtiyacını mı yansıtıyor, yoksa “alışkanlık” dediğimiz kuyudaki mikro canlıların talebi mi ?

Bence, düşünmeye ve ufak ufak tecrübe etmeye değer.

Not:
1- Don Kişot, yel değirmenlerine neden saldırıyordu ?

2- Van Gogh buğday tarlasına neden kafayı takmıştı ?

3- Yiyecek ve sağlık sektörü devasa bir sektördür. Müthiş paralar döner. Paranın hakim olduğu yerde, çarenin “az tüketim” olduğu yüksek sesle söylenemez, söylense de ancak mantıklı gerekçeler ihmal edilerek söylenebilir.
“İsraftan kaçının” demek serbest. Gerekçelendirmeden, ikna çabası gütmeden, “anlayana” gizli öznesiyle…
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı nın, 2016 da yayınlanmış spotunu bir kaç gündür televizyonlarda görüyorum.
Bi de gaz giderici hapın reklamı çıkıp duruyor 🙂
Osuruk stoper 🙂

Konu eğer ilginizi çektiyse, beslenmede “normal” dediğimiz şeyin bize maliyetini farklı açılardan anlatmaya çalıştığım aşağıdaki yazılarıma da göz atabilisiniz:

“MISIR” A GİRİŞ -KELİMENİN DERİNLERİNE KUANTUM BİR GEZİNTİ

UNCHAIN MY FOOD

DOYMAK VE MUTLULUK İLİŞKİSİ BİLDİĞİMİZİN TAM TERSİ Mİ ? Muziplik olsun Vol.3

CANIM BOĞAZLAR MESELESİ

UZAYLI İSTİLASINA ACI BİBERLİ ÇÖZÜM YA DA DÜNYA İNSANI ELELE VERMEYE ZATEN HAZIR

ACABA BUGÜN NE YEMESEM ??? EN İYİSİ DÖNER KEBAP

CERVANTES’İN AĞZINDAKİ BAKLA ? DON KİŞOT ‘UN YEMEK İLE İMTİHANI…

BÖYLE SIR MI OLUR, HER ŞEY ORTADA

MANY BAYRAM

– CİAO HELLA (Şiir -taslak;))

CİAO HELLA – FOODURİSTİK VEDA

Atalay Ergezen
23.10.2019 Urla 22:02

Bakanlığın kamu spotu… İlginç:))