Adaletin bu mu dünya

“Bir yargıç bir davaya bakıp bir karara varırsa, hükmünü yazılı olarak sunar; daha sonra verdiği kararda bir hata ortaya çıkarsa ve bu kendi hatasından kaynaklanırsa o zaman davada onun tarafından kararlaştırılan para cezasının on iki katını öder ve halka ilan edilerek yargıçlık makamından el çektirilir ve bir daha asla yargıçlık icra etmek için oraya oturamaz.”

Kanunlar sosyal hayatı düzenlemek için var. Yukarıda okuduğunuz kanun yaklaşık 4000 yıl öncesinin bir kanunu. Mezopotamya ‘da geçerli olan Hammurabi kanunlarının beşincisi…

Kanunu koyanlar, kanunu uygulayanlar da insan. Onlar da hata yapabilir. Bu, bilinçli yetkiyi kötüye kullanmak şeklinde de olabilir, bir kasıt taşımadan son derece insani de olabilir…

 

Bizler, yönetenin ve hükmedenin “hata yapma ehliyetinden muaf” olmasına alıştık. Verdiği kararların bir üst mahkeme tarafından bozulması ve bu durumun sıkça tekrar etmesi halinde bir yargıca ne olur ?

Sordum öğrendim. Hiçbir şey olmaz. Görevine devam eder. Terfi konusunu biraz etkileyebiliyormuş…

Sadece adalette değil tabii, kamusal hizmetin hepsinde, meslekten men cezasını gerektirecek kırmızı çizgi epey yükseklerde. Çoğunlukla terfi mi, sürgün mü pek anlaşılamayan tayinlerle sorun çözülüyor. İsim bir kez bulaşmaya görsün… Tamamen masum bir kamu görevlisi de, meslekte artık bulunmamasını gerektirecek suçu işlemiş olan da aynı standart cezayı alıyor… Oturduğu koltuğa sıkıca tutunanlar, suçlu da olsa masum da olsa bu ortalama yaptırıma razı oluyorlar.

Vaktin birinde padişah suçlanan vezirinin gerçekten suçlu mu değil mi bilememiş. Ama gönlü onun ölmesinden yanaymış. Böylece “adaletli” bir oyuna girişmiş. “Bir torbaya iki taş koyacağım. Birinde idam birinde beraat yazacak. Hangisini çekersen o uygulanacak” Gün yaklaşınca köstebekler vezire haber uçurmuşlar: “Taşların ikisinde de idam yazacak, kurtuluşun yok”

Yüzde elli olasılığa bile şans bırakmayan bu “adaletten” sıyrılmak vezirin zekasıyla mümkün olabilmiş.

Vezire gelince… Vezir, idam sehpasına gidip önüne, içinde iki küçük taş bulunan torba uzatıldığında, yaptığı planı gerçekleştiriyor. Torbanın içinde taşların birisini sıkıca tutuyor avucunun içinde, sonra çekip doğruca ağzına atıyor ve yutuyor… Hemen atılıyorlar… “Aman ne yaptın ! Daha üzerinde ne yazıyor onu okuyamadık ! Hangisini çektin nereden bileceğiz ?” Vezir de; “Düşündüğünüz şeye bakın” diyor. “Bakın torbanın içindekine… Beraat ise benim çektiğim idamdır… İdam ise demek ki beraatı çekmişim”

…………..

Yaptığı işin geleceğini olasılıklara bırakmayacak kadar sorumluluk sahibi birisinden söz edeyim. Prof. Dr. Güven Bakır. Bizde, hani insan bir şey olmaya görsün. Artık ömür boyu hem kendisi, hem sistem onu bulunduğu yerde tutmaya çalışır. Nelere rağmen ? Her şeye rağmen… Diyelim bir gün tesadüfen bir otele müdür olduk… İstersen oteli kötü yönet, ömür boyu otel müdürü olarak kalmak için yeterli bir gerekçeye kavuşmuş oluyor insan.

Prof. Dr. Güven Bakır, yüzyıldır aynı şekilde devam eden sistemin kendisine sunduğu olanaktan vazgeçen nadir bilim adamlarından… Hem de arkeolog… Arkeoloji diğer alanlara nazaran daha abartılı bir ego sunuyor insana ve ego ‘nun söyledikleri bilimin söylediklerine galebe çalabiliyor.

Güven Bakır ne mi yaptı ? Klazomenai antik kentinin kazı başkanlığını bıraktı. “Bir kazı başkanının kendisinden sonra gelecekler için organize olmadan hayata veda etmesi, bir kazının başına gelebilecek en kötü şeydir” diyor Güven Bakır. İki yıldır görevini devrettiği Doç.Dr. Yaşar Ersoy ’a kazı dokümanlarını düzgün bir şekilde teslim etmek için uğraştığını söylüyor, Türkiye ‘de bir ilke imza atarken…

09.09.2007

Akşam Ege