AJİTE OLAMADIM GİTTİ…

Yılmaz Güney ‘in senaryosunu yazdığı Sürü filmi 15 yıl kadar önce seyrettiğimde beni ajite etmişti. Uzun aradan sonra, geçen gün tekrar izledim. Bu kez hiç de ajite olmadım.

Yaşadığımız seçim sürecinde partiler, siyasi liderler ajitasyonun dozunu öyle artırdılar ki, birinden biri elbet duygularımı tetikler diye ümit ettim. En gelişmiş tekniklerini kullandılar. Televizyonlarda, sokaklarda gezinen allı pullu araçların hoparlörlerinde… Denk geldiğimde kulak kesildim, acaba bu beni ajite edebilir mi diye… Faydası olmadı.

Bu yüzden, ajitasyon konusunu anlamaya karar verdim. Sorun yaşta mı, başta mı, yoksa boş yere mi kendimi yalnız hissediyorum ?

Ajitasyonun bizdeki karşılığı “kışkırtmak”. Kışkırtmak kelimesi durumun ruhunu tam veremediği için fransızcadan gelen ajitasyon (agitation) kelimesini kullanıyoruz. Hani sokak deyimi “gaza gelmek”, “gaza getirmek” ajitasyona pek yakın anlam içeriyor.

Siyasi ajitasyon terimini literatürde en yoğun kullanan aşırı sol olmuştur. Kitleleri hedefler doğrultusunda harekete geçirmek bilimsel sosyalizmin yine bilimsel bir ciddiyetle ele aldığı temel sorunlardan biridir ve böylece en işe yarar ajitasyon teknikleri sosyalist sol tarafından üretilmiştir; konusunda uzmanlaşmış ajitatörler uzmanlıklarını farklı alanlarda halen kullanmaktadır. (Bilimsel sosyalizm, bilimin vazgeçilmezlerini hiçe sayan bir algılama değerlendirme sürecini, yöntem olarak benimseyerek ironik bir durum yaratmıştır)

Filmde, müzikte, edebiyatta solun kullandığı tekniklerin transpoze edilmiş hallerini bugün siyasi yelpazenin her yanında görebiliyoruz.

Tarihten bu yana kitleleri bir yöne doğru hareketlendirmenin en temel aracı; bağırmak. Tabii önce bağırmayı haklı kılacak içeriklere parmak basıp bir öfkeyi paylaşmak. Hitler üzerine yapılan bir belgesel filmde; “Aslında söylediklerinin içeriği son derece basit, ama bunları öyle bağırarak söylüyor ki, kitleler onun peşinden gitmek için yeterli bir nedene kavuşuyorlar” diyordu.

Öfkeyle haykırmak çoğu zaman işe yarıyor. kahkahayla gülmek, üzüntüden ağlamak, kızgınca bağırmak birer samimiyet ifadeleri. Bu samimiyetin, kitleleri hesaplanan yere götürmenin pek bir fizibl olmasıyla sentetik, akıl marifetine dönüşmüş olması kuvvetle muhtemel. Düz bir ifadeyle; çocuk ağlıyormuş gibi yaparak benim duygularımı tetiklemeye çalışıyor.

Ülke genelinde eskisi gibi bir “seçim havası” olmamasını, ajitasyona maruz kalmaya hazır insanların giderek azaldığına bağlıyor ve olumlu bir gelişme olarak değerlendiriyorum. Giderek, mümkün olduğunca daha fazla insanın, ülkeyle ilgili sorunlara duygulardan çok akıl ve bilimin penceresinden bakabilmesi, gelişmiş ülkelerdeki gibi, kimin iktidarda olduğunu önemsizleştirecek bir altyapı koşulu…

En haklı içerikle üretilmiş olsa dahi, niyeti beni siyasal bir hedef yönünde ajite etmek olan filmlere, müziklere ve seslenişlere galiba bu yüzden kayıtsız kalıyorum.

Uzun uğraşlara rağmen televizyonlarda bir tartışma programında bir araya getirilemeyen siyasi liderlerin çekincesini, dozu dizginlenmeyen siyasi ajitasyon yöntemlerine bağlayabiliriz. Ajitasyonların kutsallara kadar uzanabiliyor olması, canlı ve yakın mesafede hata affetmeyecek kadar risklidir.

22.07.2007

Akşam Ege