Atomu tecrübe ettik, sıra atom altında…

Geçtiğimiz Pazar günü bu köşedeki yazımı okuyanlar, hafta arası gazetelerde yayınlanan (Das Bild kaynaklı) haberi de okudularsa akıllarına bir soru düşmüş olabilir. Durumu açıklamaya çalışayım.

“İdealizm ölmüş de, haberimiz yok” başlıklı yazımda, asıl anlatmak istediğime yardımcı olsun diye “fanteziler” yerleştirmiştim.

“Desteksiz savurmalar” atom altı dünyanın kurcalanmasıyla ilgili riskleri konu ediyordu. Bir düşünce zincirinin ürünü olmasına rağmen, anlatılmak istenen açısından mantıksız/saçma olarak değerlendirilmesinde hiçbir sakınca yoktu. İlgili paragrafımda, CERN ve benzeri deney laboratuarlarında atom altı dünya kurcalanırken, “deney şakasının kakaya” dönüşebileceğinden söz etmiştim;“Paralel evrenler arasında açılan gedikler, ait olduğu evrenin çöküşünün de başlangıcı olmasın”

Buraya kadar bir şey yok… Zaten bilim de kuantum dünyanın doğrularını tespit etmiş değil. O yüzden atış serbest. Savur gitsin. Yazana da yük olmaz, okuyana da…

Ama ben bunları hayal ettikten ve yazdıktan 5 gün sonra Sabah ve Yeni Asır Gazetelerinde rastladığım bir haberle şaşkınlığa uğradım. Alman Profesör yine Alman gazetesi Das Bild ‘e şu açıklamaları yaptı: “Almanya’nın Tübingen Üniversitesi profesörü Otto E. Rössler, İsviçre’nin Cenevre kentindeki CERN Araştırma Merkezi’nde bu yılın haziran ayında yapılacak deneyde yaratılacak suni kara deliğin, 50 ay içinde dünyayı yok edeceğini savundu.”

Bu güncel gelişmeden sonra üzerime çullanan kaygılar iki çeşit:

Birinci kaygım; “Fikir ve kaynak” konusunda titiz davranan birisi olarak bana “Sağdan soldan derlediği bilgileri kendi düşünceleriymiş gibi yazıyor” gibi diyen/düşünenler olabilir. Yazdıklarımın 13 Nisanda (Akşam Ege ‘de), Rössler ‘in iddiasının 16 Nisanda (Das Bild’de) yayınlanmış olması da yetmeyebilir… Bu konuda yapacak hiçbir şeyim yok maalesef…

İkinci kaygım; kuantum fiziği, atom altı dünya hakkında çok bilgiliymiş, çok ilgiliymiş gibi algılanmam… Oysa bu da hiç doğru değil. Ne yakından takip ediyorum, ne de özel ilgi alanım diyebileceğim bir konu… Konuyla ilgili okuduğum kitapları toplasan üçü, beşi geçmez.

Endüstri Mühendisi Tansel Türkmen, son birkaç sayıdır Makine Mühendisleri Odası İzmir Şubesi ‘nin aylık bülteninde CERN ‘deki deneylerle ilgili detaylı bilgiler veriyor. Kendisini arayıp buldum ve konuştum. Rössler tarafından ortaya atılan iddianın yeni olup olmadığını sordum. O da bana, bilim dünyasında benzer kaygıların daha önce de dile geldiğini, CERN ‘in resmi internet sitesinde bu tür kaygıları giderecek geniş açıklamaların bulunduğunu söyledi. İngilizcem bilimsel makaleleri anlayacak düzeyde olmadığı için siteye girmedim. Tansel Türkmen ‘in bana basitçe anlatmaya çalıştıklarını da tam anladım diyemem.

Kuantum fiziği alanında, bilgiler, bulgular, deneyler, öngörüler son derece heyecan verici. Öte yandan biliyoruz ki, 1939 ve 1940 ‘da uranyum elementinin yetenekleri keşfedilmeye başlanıyor. 2. Dünya savaşında taraf devletler, “düşman yepyeni bir silahla üstünlük kurabilir” kaygısıyla bilimsel araştırmalar ile savaşı dip dibe getiriyorlar. 1945 ‘de, kimi tarihçilere göre, üstünlük adına çok da “mecbur kalınmadığı” halde, Hiroşima ve Nagasaki dramları yaşanıyor.

“Atom” tecrübesi, bir yanda enerji santralleriyle diğer yanda geride bıraktığı/bırakacağı ölümlerle malum… “Atom altı” dünyanın olası yetenekleri halen çok hoş bir tepside sunuluyor. Dünyadaki güçlerin üstünlük mücadelesinden maalesef kopamayan bilimsel gelişmelerin tamamen “insanlık adına” sunulması ve algılanması bana “saflık” gibi geliyor. Üstün olma gayretinin bilmediğimiz riskleri göze alabilecek boyuta gelmediğini ümit etmekten başka çare de görünmüyor.

20.04.2008

Akşam EGe