BU H NİN HİKAYESİDİR

BU H NİN HİKAYESİDİR

Yalnızdı H
Bir tanecik elektronla
Garipti
En başta olmak neye yarar
Aç atomun halinden kim anlar…

Bir haç aldı eline
Yürümeye başladı
28 hana uğradı
En iyi, O’ nda ağırlandı
Sekiz uyduluyla
Tutuştu elele
Seke seke kuruldu halay
Kurudukça dudaklar
Testilerden coştu boğazlar
İçen kimyager oluyordu
Okuma sayma bilmese de
OHH çekiyordu bedenler
OHH Okumaya devam et BU H NİN HİKAYESİDİR

SUSAMAM SUSADIKÇA SIRA BANA GELECEK :)

“Normal” kabul ettiğimiz beslenme tarzı ile -bedene ihtiyacından fazla besin yüklemesi- yaptığımızı, dile gelmemiş gerekçelerle aktarmayı sürdürüyorum.

Şimdi sıra SU ya geldi.

Göbeklitepe ve benzeri yapılarda HÜCRE konusuna dikkat çekildiği, bir önceki makalemde.
Bu yazı da, onun devamı olarak, SU ve HÜCRE sağlığı ilişkisini arayan içerikte olacak.

Şöyle bir handikap var;
Bedenin talepleriyle, tıbbın yüksek sesle söyledikleri örtüşüyor. Bu örtüşme sayesinde “rutin” hakkında hiç bir şüphe duymuyoruz.

Son yıllara kadar, kendim de aynı “güveni” duyuyordum.
Hatta, “kova çağına” girişimiz vesilesiyle, bulduğum onlarca güzel sıfatla SU yu, neredeyse baştacı ettim 🙂
Ama suyun da MASUmiyeti, miktarıyla ilişkili olmalıydı… Diğer ölçüyü aşan her şeyde zarar potansiyelinin olduğu gibi…

Hem edebi literatürde, hem de popüler hayatta SÜTTEN ÇIKMIŞ AK KAŞIK muamelesi yapılan AB-I HAYAT, basit bir mantık silsilesiyle mikro dünyamızda neler yapıyor ?
Bedende tutulan su miktarı ile hastalıklar arasında nasıl bir ilişki olabilir ?

Tıp bilimi, insanın AÇLIK, SUSUZLUK ve DOYGUNLUK hislerine güveniyor !
Eskiden, doktorlar daha yoğun “diyet” yazarlardı.
Şimdilerde, uzmanlık alanı “diyetisyenlere” geçtiğinden midir, bir öneri duyulmuyor.
Diyetisyenlerin aktivitesi de neredeyse “estetik kaygıları” gidermeye yönelik programlanmış durumda.
Önleyici Tıp, Kamu sağlığı vs başlıklarda en sık duyduklarımızdan: “BOL SU TÜKETİN”, “İYİ BESLENİN”

Aslında ortada bir kandırma varsa dahi, insan KANDIRANA da kızamıyor.
Doğa da kandırıyor insanı, neticede 🙂
Hem içerden, hem dışardan.
İçime dürtüleri koyuyor, dışıma elmaları, armutları, butları !
İçime susuzluk koyuyor, dışıma güldür güldür sular… Okumaya devam et SUSAMAM SUSADIKÇA SIRA BANA GELECEK 🙂

GÖBEKLİTEPE MEKTUBUNUN OKUNABİLİR SATIRLARI

Urfa ‘da üzeri toprakla örtülü zarfın açıldığı yıllarda düşündüklerim farklıydı.
Avcı ve toplayıcılıkta ısrar eden insan topluluklarını hayvan öldürmekten vazgeçmelerini öğütleyen/öğreten merkez.
Sanki, insan da kurban ediliyordu. Yerleşik hayata geçip, vahşi yaşamdan elini çekmesi isteniyordu.
O yıllarda ilginç bir şey oldu.
Rahmetli Klaus Schmitt yönetimindeki kazıda bir insan başı heykeli bulundu. Ve bir kaç gün içersinde çalındı !
Ondan geriye, sadece bir kaç açıdan çekilmiş fotoğraflar kaldı. Başın üzerinde kuşa ya da kaplumbağaya benzer bütünleşik bir figür.


Bana ilginç gelen, bu heykelciğin ağız ve çene yapısının NEANDERTAL insana çok benzemesiydi. İnce dudakları ve öne çıkmış çene yapısıyla tıpkı grafiklerle tarif edilen soyu tükenmiş akrabalarımıza benziyordu.
Bu arada, Neandertal,  Almanya ‘da Düsseldorf yakınlarında bir vadi. Fosiller orada bulunduğu için bu insan türü Homo Neanderthalensis adını almış. (Meander ile şimdilik bir bağlantı yok)
Doğru ise, Neandertaller söylendiği gibi 30-40 bin yıl önce değil, 10-12 bin yıl öncesine kadar varlardı.
Göbeklitepe, bildiğimiz türden bir tapınak değildi. Orası, insanın vahşi doğadaki baskısını dönüştürmek üzere kurgulanmış olmalıydı. Böyle bir organizasyonun muhatabı avcı ve toplayıcı insan grupları olabilirdi. Neandertal insana benzeyen figür de bu düşüncemi destekliyordu.

Belki bunlar doğru. Ve ilginç.
Ama ayrıntıların insanı “kör” etme gibi bir özelliği de var.
Bir çok konuda olduğu gibi, derinlerde define ararken, en önde duran mücevheri göremeyebiliyoruz. Okumaya devam et GÖBEKLİTEPE MEKTUBUNUN OKUNABİLİR SATIRLARI

KAHVE -UZUN DÖNEMDE- BEDENİ NASIL TAHRİP EDİYOR ?

Dünyada tanınan haliyle: CAFE.
CA= Kalsiyum
FE= Demir
İnternetten biraz baktım. “Aşırı kahve tüketmenin” zararlarıyla ilgili metinler var. Kalsiyum ve demir eksikliğine bağlı sıkıntılara yol açtığından bahsedilmiş.
Burada anahtar kelime AŞIRI
Her yerde AŞIRININ ZARARLARINDAN bahsedilince ve normal düzey “aşırı” olmadığından bir çoğumuz “riskli azınlık grupta” olmadığımızı düşünüyoruz.

Tıbbın verilerini, kendi tecrübelerimizle bir harmanlayıp, biraz mantık yürüttüğümüzde bu durumun hiç de öyle olmadığı anlaşılabilir.
Bulduğum KELİME GİZEMLERİNİ işlediğim her konuya dahil etmeye çalışıyorum.
CA-FE ile giriş yapmış oldum. Ama önce bir mantık yolculuğu, ardından kelime varyasyonlarının bu tespiti destekleyip desteklemediği… Okumaya devam et KAHVE -UZUN DÖNEMDE- BEDENİ NASIL TAHRİP EDİYOR ?

FARKLI BİR AÇIDAN BÖLÜCÜLÜK

Knidoslular istilalardan korunmak için Datça yarımadasına kanal yapmaya kalkmışlar.
M.Ö. 500 lerde. (Heredot)
Yarımadanın en daraldığı yere kazmayı vurmuşlar. Yarımadayı bölecekler. Ama ardarda kazalar olmaya başlamış. Yaralanmalar, ölmeler…
Bakmışlar, bir gariplik var. Kahinlere danışmışlar.
Yanıt: Tanrı burayı ADA yapmadığına göre, yarımada olarak kalsın…

Doğayı fazla kurcalamaya gelmez.

İstanbul ve Çanakkale boğazları, doğal.
Korint ve Süveyş yapay.

İnsanoğlu arabaya atladığında dünyanın istediği yerine basıp gidebiliyor. Pasaport vize varsa tabi.
Yayan gitmeye kalksan, dağdan tepeden… Sınıra toslanır. Ya mayın vardır, ya duvar.
Bu insanlar için.
Ülkeler, komşularıyla arasındaki insan ve ürün geçişlerini denetleyecek, böylece güvenlik vs. başımız göğe erecek… Okumaya devam et FARKLI BİR AÇIDAN BÖLÜCÜLÜK

HAKİKATIN, TEHLİKE VE KORKUYU UZAKLAŞTIRMA GÜCÜ NEREDEN GELİYOR ?

GERÇEK, diyecektim… Gerçek yolları tıkamış.
En Gerçek, Saf Gerçek, Öz Gerçek, Süper Gerçek diyene kadar; HAKİKAT bir çırpıda derdini anlatıyor.
Hakikatı farklı kılan: “kolay ulaşılabilir” olmaması.
Birazcık çaba istiyor.
Suzanno Tamaro nun şu kitap kronolojisi aşamalara ipucu olur mu;
– Yüreğinin götürdüğü yere git 1994 (Gittik de, sonuç ?)
– Yüreğimin sesini dinle 2006 (Benim yürek aldatıyor galiba bi de seni dinleyelim)
– Düşünen bir yürek 2016 (Hah… Kumanda madem onda, düşünmeyi de o yapsın)
Tamaro ‘nın bir sonraki kitabı için isim önerim;
– Yüreğin sesini taklit eden kim ?

Hakikat.
İnsanlığın “hakikat arayışı” bitmediğine göre, bu hakikat henüz bulunmamıştır. Bulunduysa da  bir yerlerde yazılı değil. Yazıldıysa da, bildiğimiz türden bir okumayla algılanabilir değil.
Sonuçlara bakınca da aynı yere çıkıyor;
İnsanlığın şu anki durumunun resmi, hakikat ile buluşulamadığını gösteriyor.
Hakikat denilen şey, genel olan resimde radikal bir değişim yaratmayacak ise başka neye yarayacaktı ?
Böylesi topyekün yeni bir sıçrayışın minyatür versiyonu bireyin yeterliliğini aşacak kadar zor değil.
Yani birey olarak da test etmek mümkün.

KORKUNUN ECELE FAYDASI VAR

Okumaya devam et HAKİKATIN, TEHLİKE VE KORKUYU UZAKLAŞTIRMA GÜCÜ NEREDEN GELİYOR ?

DOYMAK VE MUTLULUK İLİŞKİSİ BİLDİĞİMİZİN TAM TERSİ Mİ ? Muziplik olsun Vol.3


Maksat muziplik olsun Vol.3
DOYMAK VE MUTLULUK İLİŞKİSİ BİLDİĞİMİZİN TAM TERSİ Mİ ?

Eat-Beat (eng)
Pitaniye-Bit (ru)
Bitti mi ? Bitmedi…

Yemek yediğimizde mutluluk hormonları (seratonin, melatonin falan) salgılanırmış. Biz de mutlu olur muşuz.
Evet, galiba öyle.
Ama bu bahsedilen mutluluk; ömre yayılan bir mutluluk mudur ?
Onu söyleyen yok.!

Şükür, Anadolu ‘da nüfusun ezici bir çoğunluğu, doğanın ve mutfakların lezzetleriyle buluşabiliyor.
Ama geçenlerde yapılan bir akademik araştırma, Türkiye nin öfke ve nefrette ilk ikiye girdiğini söylüyordu. Heyhat… İklim ve doğa Anadolu ‘da son derece bonkör oysa. Dünyanın sayılı lezzet coğrafyalarından biriyiz.
Buna rağmen, mutsuzluk tavan yapmış; hoşgörüsüzlük ve şiddetin artışına, kendi gözlerimiz de şahit. Okumaya devam et DOYMAK VE MUTLULUK İLİŞKİSİ BİLDİĞİMİZİN TAM TERSİ Mİ ? Muziplik olsun Vol.3

MANY BAYRAM

MANY BAYRAM

Bir maniniz yoksa gelmek isterim
Sevgili sansar, sevgili kurt
Sevgili lakerda, sevgili palamut
Sevgili ebegümeci, sevgili armut
Bir maniniz yoksa

Almanların fest, İngilizlerin fayer dediğinden
Bizde davullar vurulur güm güm
Kalpler adım uydurur
Bildim bileli bu tansiyon 12/8
Güm güm
Bu kalp doksan atar durur…

Sevgili kurt
Teklifimi bir dinle
Başın yerde
Sinsi sinsi gelme öyle
Bak boyum boyuma
Oturup bağdaş kurdum yere
O uuuuu diye uluyan sesin öyle derin
Öyle derin dolanmış ki dilime
Dişçi kapısında beklerken
Uuuuu diye inlerdim
Pilava taş karışmış
Uuuuu diye inlerdim
Bak
Düşmanlık etme
Otur şöyle
Ve bana söyle
Kaç yüz yıldır
Kaç bin yıldır
Aynı sofraya oturuyoruz senle ? Okumaya devam et MANY BAYRAM

UNCHAIN MY FOOD

“Ot getirdim yemeye
Süt getirdim içmeye
Kulaklarımda su da var
Açın kapıyı ben geldim…”

Demişş…
Ve annelerinin öğrettiği “parola şarkıyı” duyan TÜN TÜN LER bu kez kapıyı açmışlar.

Kendi elleriyle kapıyı açan tüntünler kurda yem olmuşlar.
Yapacak bir şey yok.
Besin zinciri.

Herhalde 6-7 yaşlarındaydım.

Nereden estiyse, geçen gün aklıma geldi.
Melodili masal. (Nakaratı)
İnternette aradım, bulamadım.

Yukardaki anahtar kelime KENDİ ELLERİYLE…
Bunu cebimize koyup devam edelim.

Böylesi masalları, yakın zamanlara kadar tuhaf ve acımasız bulurdum.
Yok, pastadan evi görünce çocuklar dayanamamış…
Yok çocukları tepsiye atıp fırına sürmüş…

Bu “çocuk masallarının” büyüklere de çok şey anlattığını anlamam çok zaman aldı.

Şimdi asıl konuya dalış yapıyorum.
Hani şu BESİN ZİNCİRİ

Yaşamın, var olmanın, ayakta kalmanın…
Canlı dünyanın varlık halinin devamını sağlayan BESİN ZİNCİRİ

Okumaya devam et UNCHAIN MY FOOD

“MISIR” A GİRİŞ -KELİMENİN DERİNLERİNE KUANTUM BİR GEZİNTİ

Maksat, muziplik olsun Vol. 1
“MISIR” A GİRİŞ
KELİMENİN DERİNLERİNE KUANTUM BİR GEZİNTİ

Konumuz MISIR
Bitki MISIR ile ülke MISIR ın aynı kelime ile anılması içime bir kurt düşürdü.
Bu ikili arasında “mantıklı bir bağ” olmaması şüpheyi daha da artırıyor.
“Geçmişte, Mısır ülkesinde bolca mısır yetişirmiş” gibisinden bir bilgiye rastlamadım.

Emekli olunca, vakit de bol…
İçinde SIR da olunca…

Başlayayım;
En önde duran bağlantı… Okumaya devam et “MISIR” A GİRİŞ -KELİMENİN DERİNLERİNE KUANTUM BİR GEZİNTİ

KÖTÜYÜ BULDUK, ÇİRKİNİ BULDUK… HANİ BİR DE İYİ VARDI, GÜZEL VARDI ?

Sırtımıza, karnımıza, beynimize yapışmış gibi.
“İşte kötü olan orda oturuyor”
“Kötünün saçları kulaklarını kapatıyor, rengi kırmızı…”
“Çirkin, falanca partinin başındakiler ve peşinden  gidenler”
“Çıbanın başı falanca ülke…”

İyi de… Hani bi de güzel vardı, iyi vardı.
Önce onu bulalım o zaman ?
O nerede ?
Bir kesime, kişiye falan demiyorum. Birbirine rakip olan, birbiriyle çatışan kesimler var ya…
Nasıl olsa, “mağlup edilmesi gereken” negatif olanlarla ilgili bir şüphemiz yok !
Yeni yeni “kötü” icatlarımız da var, tutunuyoruz… Tamam…
Hepsi tamam…
Bu kötünün bi de zıddı var dı, o da iyi idi.
O kimdir, hangi düşünce akımıdır, hangi kesimdir, nerededir ?
Bi de onu öğrensek ?

Okumaya devam et KÖTÜYÜ BULDUK, ÇİRKİNİ BULDUK… HANİ BİR DE İYİ VARDI, GÜZEL VARDI ?

BÖYLE SIR MI OLUR, HER ŞEY ORTADA

Derinlerdeki, ince detaylardaki sırlar değil.
Göz önünde duran ama ısrarla “sır” muamelesi yapılan bir şeyden söz ediyorum.
“Son Akşam Yemeği” üzerinden anlatılmak istenen ne olabilir ?

Son akşam YEMEĞİ.
Da Vinci, tabloyu, Milano da, Santa Maria Delle Grazie Manastırı YEMEKHANESİNİN duvarına yapıyor. 15. yüzyılda.

Son akşam yemeği, dinsel ikonografi geleneğinin en önemli öğelerinden birisi.
Da Vinci, o anı resmeden ne ilk  ne de sonuncu kişi.
5. yy dan itibaren resmediliyor. Kapadokya da bir çok örneği var.

Okumaya devam et BÖYLE SIR MI OLUR, HER ŞEY ORTADA

CERVANTES’İN AĞZINDAKİ BAKLA ? DON KİŞOT ‘UN YEMEK İLE İMTİHANI…

Cervantes ne anlatmak istedi ?
DON KİŞOT ‘UN YEMEK İLE İMTİHANI

Tüm dünyanın tanıdığı; Şovalye Don Kişot.
Kitap, yerinde duruyor da, zaman içinde, kitapla ilgili düşünceler hiç birbirini tutmuyor.
Bende öyle oldu.
1- Batı nın şovalyeleri, gerçekten kopuk hayalleriyle kendilerine güldürürler
2- Değirmen fil, insan çimendir. Düzene baş kaldırmak deliliktir.
3- “Buğday ve öğütülmüş her şeyden uzak durun” demek istiyor olmasın ?
4- Vay bee… Adam tamamen başka bir şey anlatmaya çalışıyormuş….

İlerde, beşinci, daha ilerde altıncı gelir mi bilmem.
Belki “algıda seçicilik” de denebilir. Ama Don Kişot u son gözden geçirmemde, ana olay örgüsünün gölgesinde, bol bol insanın yemekle ilişkisine yer verdiğini gördüm…
Ve hayret ettim. (Demek, önceki okumalarımda; ısrarla tekrar eden öğelere dikkat etmemişim)

Okumaya devam et CERVANTES’İN AĞZINDAKİ BAKLA ? DON KİŞOT ‘UN YEMEK İLE İMTİHANI…

ACABA BUGÜN NE YEMESEM ??? EN İYİSİ DÖNER KEBAP

Bugün çarşıda dolanıyorum.
Öyle bir acıktım ki, sorma gitsin.
“Ne yemeyeyim” diye bakındım. Lokantaların önlerinden geçtim, tabelalar, vitrinler…
Şiş köfte, kuzu pirzola, Urla  göveci, döner kebap.
Hiç birini yemedim.
Zengin olsaydım Le Chateaubriand yemeyecektim. Portakallı ördek falan.
Cepte para olmasına rağmen havyar yiyememek çok koyardı adama.
(Gerçek fakir olsaydım, düşünmeye bile gerek yok. Otomatik denge..)
Orta halli olduğumdan, kokoreçin mis kokusunu da pas geçip ilerledim.
Hadi dedim bugün, gevrek, puaça falan yemiyeyim, muhtarın dükkanın ordan sola kıvrılıp, caminin karşısındaki uncuya daldım.
5 TL ye 1 kilo mısır unu aldım..
Bir avuç kadarı, yarımşar çay kaşığı tuz ve şeker ilavesiyle hamur ettim.
Tavada pişirip, afiyetle yedim.

Bugün ne yemedim, sorusunun favori cevabı; yoğurtlu soslu, üstünde tereyağı gezdirilmiş döner kebaptır.
Bakalım yarın ne yemeyeceğim sabırsızlıkla bekliyorum.
———- Okumaya devam et ACABA BUGÜN NE YEMESEM ??? EN İYİSİ DÖNER KEBAP

UZAYLI İSTİLASINA ACI BİBERLİ ÇÖZÜM YA DA DÜNYA İNSANI ELELE VERMEYE ZATEN HAZIR

Uzaylıları gökten gelecek diye bekliyoruz ya ?
Bin bir kılığa giren bu yaratıklar, mikro canlıları taklit edip karnımıza yerleşmiş olmasın !
Ama tepelerine sıkı bir acı biber göndermeden önce onlar dost mu, mazlum mu, zalim mi bi anlamak lazım.

Merak etmeyin. Hipotezimi anlatmaya büyük patlamadan başlamayacağım.
Ama yine de uzun süreceğe benziyor. Okumaya devam et UZAYLI İSTİLASINA ACI BİBERLİ ÇÖZÜM YA DA DÜNYA İNSANI ELELE VERMEYE ZATEN HAZIR

CANIM BOĞAZLAR MESELESİ

CANIM BOĞAZLAR MESELESİ

80 li yıllardı.
İnşaatta çalışıyorduk.
Öğle molasında 5-6 kişi bir araya geldik.
“Bugün etli yemek yok… Kuru fasulye… Yanında pilav”
Adı Medeni idi. Yöresel ağzı ile atıldı:
“Guru fasulye çok iyidir abi… Biz bogazları fasulye sayesinde kazanmışız”
Devamını yemek esnasında anlattı.
Lozan ‘da görüşmeler devam ederken, İsmet Paşa boğazlar konusunda diğer ülke temsilcilerini bir türlü ikna edemiyormuş.
Derken akşam olmuş, yemek faslına geçilmiş.
Menüde adını dahi bilmediğimiz bir dizi “devlet adamı” yemekleri…

Okumaya devam et CANIM BOĞAZLAR MESELESİ