BALO İSMAİL

BALO İSMAİL

Seferihisar Kavakdere köyü mezarlığında ince uzun bir mezar taşının üzerinde aynen şunlar yazılı:
“Ben ölünce mezarımı ıssız dağlara koyun.
Mezarımın başına (zavallı İsmail) diye yazın.
Güldürmedi talih… Gülmedim…
Kara imiş bahtım, bilmedim.
Ana baba sefası sürmedim.
Hiç kimsem yok mu, derdime yansın.
Kuşlara yuva olsun mezarım.
Bolo İbrahim oğlu İsmail Atik
…1948”

Namı diyar eşkiya Balo İsmail. Mezar taşında lakap bolo şeklinde yazılmış. Ama halk arasında söylenen “balo”, kimileri “belo” olarak da telaffuz ediyor. (balo nun anlamını bilen var mı ?)
Neler yaşadı Balo İsmail ?
Onu dağlara kaçıran neydi ?
Mezarını bile ıssız dağlara vasiyet edecek kadar neden soğudu insanlardan…
Derdine yanacak bir kişi dahi neden bulamadı.

Balo bir pusuyla öldüreli tam 70 yıl oldu.
Onun derdini 70 yıl aradan sonra anlamak üzere neler yaşadığını derleyip toparlayalım.
Bu hikayenin içinden tüm Türkiye yi şaşırtabilecek yeni bilgilere erişmeye de hazır olalım.

——————-

Seferihisarlı olup da “Balo İsmail” adını duymayan yoktur. Genç nesil istisna… Ama orta yaş üzerindekiler, ebeveynlerinden ya da dede/nenelerinden bir kaç hikaye dinlemiş olmalılar.

İLK KURŞUN VE HAPİS YILLARI
Balo İsmail, Yunan işgalinde, 1919 yılında Atina ‘ya hapse gönderilir. Mahkumiyetinin kaç yıl sürdüğüyle ilgili bir bilgi yok. Bir Yunan askere ateş etmesi üzerine tutuklanır ve Atina ya gönderilir.
Bilenler bilir. Gazeteci Hasan Tahsin ‘in 15 Mayıs 1919 daki Yunan çıkartmasında ilk kurşunu attığını, ilk olarak 1960 lı yıllarda Ahmet Emin Yalman yazar. Bu konunun şaibeli olduğuyla ilgili bir çok iddia var.
Balo İsmail o tarihlerde 25-30 yaşlarında olmalı. Halk arasında “Yunan askeri vurduğundan, Atina ya hapse gönderildi” deniyor.
İşgalci komutanın sıradan bir adli vaka yüzünden, bir suçluyu Atina hapishanesine göndermesi beklenmez. İşgalcilere karşı girişimde bulunmuş kişinin Anadolu da tutulması; onu bir kahraman haline getirebilir diye düşünmüş olmalılar. Uzak bir yere, Atina ‘ya göndererek ilk kurşunu atanı unutturup, Balo ‘nun kahraman olmasının, diğerlerine “kötü örnek” olmasının önüne geçmiş oldular.

BALO EVLENİYOR
1930 lu yıllarda tekrar memleketi Seferihisar Kavakdere Köyü ne döndüğüne göre, Balo İsmail ‘in açtığı ateşin ölümle sonuçlanmadığını düşünmek mümkün. Aksi halde çok daha uzun yıllar hapiste kalması beklenirdi.

Anlatımlara göre Balo çok yakışıklıydı. Erkek güzeliydi. O yılların modası; İngiliz kilodunu giyip, körüklü çizmeleriyle, başındaki poşusu, çenesine sarkan bıyıklarıyla atına atlar; görenler gözlerini alamazdı.
Ama o gönlünü dayıkızı Firdevs e kaptırdı. Birbirlerini çok sevdiler.
Normal yollarla kavuşmaları ümitsiz olmalı ki, Balo bir gün dayısının kızını kaçırdı.
Onun da gönlü vardı. Böylece kızın ailesi sorun çıkarmadı.
Kavuştular…Birlikte yaşamaya başladılar.
Bir gün evdeyken Firdevs öksürmeye başladı. Ama nasıl bir öksürük. Durmak bilmiyor. Zaten o sıra 6 aylık hamileydi. Komşular, afyon ezip kavurmasını ve yutmasını salık verdiler.
Balo hemen afyonu temin etti. Kavurdular… Eşi, öksürükler arasında, bir avuç kavrulmuş afyonu içti.
Ne yazık ki… Çok geçmeden komaya girerek, bebeğiyle birlikte ruhunu teslim etti.
Balo İsmail bu felakete çok üzüldü.
——————

BALO YA YENİ SÜRPRİZ

Aradan ne kadar zaman geçti, belirsiz.
Kavakdere köyü toplu bir köy değildir. Herkes tarlasının başına evini kondurmuş, böylece evler 2-3-5 km arayla sıralanmıştır. Bu yüzden bir evde ne olduğunu, komşu ev bile bilemeyebilir.
Aynı köylü iki kişi birbirine hasımdır. Zamanında bu hasımlık tüm köy tarafından bilinir.
Hasımlardan birisi, diğerinin evine gidip evin adamının canını alır. Geriye bir kadın ve bir çocuk kalmıştır. Onlar da susacak kadar çaresizdirler.
Ancak, bu olayı gerçekleştiren; öncesinde tezgahı hazırlar. Kimin vurduğuyla ilgili şahitlik yapacak insanları ayarlar. Jandarmaya haber uçar;
“Balo İsmail adam öldürdü”

Balo tutuklanıp Aydın hapishanesine gönderilir. Beyhude yere yatmayı içine sindiremeyen Balo, bir yolunu bulup hapisten kaçar. Artık yeni evi dağlardır

Yanına gerekli ihtiyaçlarını alıp dağın yolunu tutar.

—–
JANDARMA BASKISI

Bir kaç yıl dağlarda yaşadığını tahmin edersek, 1945-46 yıllarında bu olay gerçekleşmiş olmalı.
Jandarma, akrabalarından başlayıp, hemen tüm evlerde aramalar yapar; evlerin erkeklerini karakola çekip sorgular.
Dedem Ramazan Taşkın ‘ın nakledilen anlatımı:
“Karakola götürdüler. Komutan geldi… Ona yardım ediyorsunuz, saklıyorsunuz… Söyle Balo nerde… diye sordu. Komutan, dağ orda, orman orda… Gidin arayın… Ben nerden bileyim nerde olduğunu, dedim.. O da askerlere döndü; çıkarın çizmelerini diye bağırdı… Belli falakaya yatıracaklar… Bak komutan, dedim… Ben bu çizmeleri çıkarırsam, burdan eve gitmem… Doğru Ankara da alırım soluğu… Ondan sonra sen düşün…”
Böylece falakadan kurtuldu.
Bu olay, Balo nun dağa çıkış tarihi hakkında fikir vermesi açısından önemli. Çünkü, 2. dünya savaşı bitmiş, tüm ülkelerde olduğu gibi Türkiye de de, devlet baskısından kurtulmak üzere, siyasi ve halk hareketliliği başlamıştı. 1946 da Demokrat Parti kurulmuş; muhalefette olmasına rağmen, İnönü hükümeti bir takım reformlar yapmak durumunda kalmıştı. Bunlardan birisi de, karakollarda yapılan eziyetlerle ilgili hükümetin talimat vermesiydi. Artık karakollarda “falaka yasaktı”
(Balo İsmail, dedem Ramazan Taşkın ‘ın halasının (Dudu) oğluydu)

DAĞLARDA BALO

Kavakdere köyü uzunca bir vadi üzerinde kuruludur.
Doğusunda Güney dağı adı verilen geniş yüksek bir dağ, batıda Kavacık dağı ile onun uzantıları bulunur. Güneyde bir derenin eşlik ettiği vadi Ürkmez de denizle buluşur. Kuzey kısmı (Orhanlı yönü) da, sağlı sollu dağlık ve ormanlıktır.
Balo dağda tek başına nasıl yaşadı ? … Onun en büyük yardımcısı, Yörüklerdi. Kütahya bölgesinden gelen Yörükler, Kavakdere bölgesinde kömürcülük ve hayvancılık yaparlardı. Kış mevsiminde gelirlerdi. Onlar, bölgede “çadırlı yörük” olarak anılırlardı.
İşte, Balo dağlarda gezerken, en çok bu Yörüklerden yardım gördü. Büyük ihtimalle, ona yiyecek verdiler… Yanında tabancasını ve tüfeğini sürekli taşıyan Balo, avlanarak da yiyeceğini çıkardı. Yazları ise, uygun vakitlerde kendisine destek olabilecek yakınlarının evlerine uğrar, ihtiyaçlarını giderirdi.

BALO İHBARCININ EVİNDE
Balo İsmail, haliyle kendi yaşantısını alt üst eden bu iftirayı atanlara karşı bir kin gütmekteydi. Dağda yaşarken, onların evine bir baskın yapmayı planlamış olmalı.
Hesap tutmamıştı. Balo senelerce hapis yatar diye düşünenler yanılmıştı. Balo hapisten kaçıp, dağlara sığınmış, her an kapıyı çalacak mesafeye gelmişti.
Bu strese dayanamadı iftirayı atanlar ve Seferihisar da, gözlerden ırak bir bağ evine yerleştiler.
Ama Balo ‘ya haber uçtu bir süre sonra.
Bağ evi kuleli idi.. (ikinci kat tek oda). Ev halkı kulede geceliyordu.
Balo İsmail o eve gece vakti sessizce girdi.
Aralıktan geçti, kuleye çıktı. Elinde silahıyla yan yana uyuyan ev halkını bir süre izledi. Anne, baba ve çocuklar… İntikam duygusuyla her şeyi yapabilirdi. En azından uyandırıp ; “Neden ?” diye sorabilirdi. Kıyamadı İsmail. Geri aşağıya indi… Orada bulduklarıyla karnını doyurdu. Ve çekti gitti….

PUSUYA NASIL DÜŞTÜ
İftirayı atan ile, o cinayeti işleyenin aynı kişi olmadığını Balo biliyordu. Balo ‘yu pusuya düşürenler de yine o cinayetle doğrudan ilişkili değildi.
Yıl 1948 olmuştu. Jandarma aramaktan usanmış, neredeyse vazgeçmişti. Balo köye artık daha rahat inebiliyordu. Tanıdıklarının evlerine gidiyor, birisi yaklaşacak olursa, gidene kadar uygun bir yerlere saklanıyordu.
Kendisine ait tarlaları vardı. Onları kullananlardan icar parası alıyordu. Her şey, onun için biraz daha rahat hale geldi. Hatta birisiyle imam nikahı bile yaptı.
Gel gelelim, bir alacak verecek meselesi olarak yansıtılan anlaşmazlık ölümüne neden oldu.
Balo İsmail e borcu iyice artan bir köylüye akıl verdiler : “Öldür gitsin… Zaten hakkında vur emri var…”
Henüz bilmediğimiz bir yerde pusu kurdular. Beklediler ve Balo İsmail ‘i vurdular.
Cansız bedenini evlerinin önüne kadar getirip bıraktılar. Böylece jandarmaya haber verildi; “Balo evimize baskın yaptı, biz de vurduk”…
Ramazan dede şöyle anlatırdı:
“Balo domdom kurşunuyla vurulmuş. Domdom kurşununun girdiği yer küçük, çıktığı yer büyük olur. Balo nun boynunun ön kısmı parçalanmış, ensesinde küçük bir delik vardı. Belli ki arkadan vurulmuş. Ama jandarma bu ayrıntılara bakmadı bile…”

BALO İSMAİL İN ÇOCUĞU VAR MI ?
Büyük ihtimalle evet. Anlatılanlara göre Balo nun bir cepkeni vardı. Cepkeninin içine, zaman içinde biriktirdiği altınları dikmişti. Ve üzerinde taşıyordu. Başka bir anlatımda, bir küçük kova altın saklamıştı.
İlk evliliğinde bebeği doğmadan eşini yitirdiğini biliyoruz. Ama Balo sonrasında bir kaç evlilik yapmıştı. (Hoca nikahı ile)… Ölümünden sonra resmi görevliler araştırmış ve Karşıyaka da bir kızını bulmuşlar. Ve ona altınları teslim etmişler.

ÖZET / SONUÇ
Bu anlatımların mutlaka eksiği fazlası vardır. Ama genel haliyle; doğru ise, Anadolu yu işgale gelen güçlere ilk kurşun atmaktan çekinmeyen bir yiğit; haksızlığa uğramakla kalmamış, dağlarda zor bir hayat sürmeye mahkum olmuş. Bu da yetmemiş “Eşkiya” olarak anılmış. Onun yol kesip, ev basıp haraç aldığını kimseden duymadım. Kendisini hapiste görmeyi ümit edelerden bir şeyler almış olabilir… Detaylarını bilmiyoruz.
Nihayet, suçlu arayıp bulup deşifre etmek kimsenin bir işine yaramaz. Bu dosyanın amacı da bu değil.
Ama tarihte yaşamış bir kimliğin hakkını geç de olsa teslim etmek borcumuz.
İlk kurşun ile ilgili yeterli bilgiye ulaşılırsa; bu dosyanın bir kitaba dönüşmesi, ulusal basınla paylaşılması da mümkün olacak.
Balo İsmail hakkında sizin de duyumlarınız varsa, lütfen ilgili sayfalara doğrudan yazın. Fotoğraflar varsa ulaştırın. Halen yaşayan yaşlılarınızdan da onunla ilgili detayları öğrenebilirsiniz.
Biz de fırsat buldukça görüşmeler yapıp, yeni edindiğimiz bilgileri bu sayfalardan duyurmaya çalışacağız.

Atalay Ergezen

Konu hakkında katkıda bulunmak ya da güncellemeleri görmek için facebook sayfamızı takip edebilirsiniz:

https://www.facebook.com/groups/1667350319978571/