Bebeklerin kaydı kimin umurunda ?

İçerde, bürokratların, siyasilerin, derneklerin ve vakıfların dikkatini çekme yollarını tüketince, oturdum AB ye bir soru gönderdim. Önemli bir farkımız bu tür yazışmalarda ortaya çıkıyor. Kim olduğu belirsiz –kimlik no bile istemedikleri- birisinin e-postayla yönelttiği soruyu yanıtlıyorlar; “Avrupa Birliği yeni doğumların kaydedilmesiyle ilgili işleyişi üye ülkelerin kendi hukuk sistemine bırakıyor”

Böylece konunun uluslararası bir düzeyde tartışılması ve yine uluslararası bir konsensüs ihtiyacı ortaya çıkmış oldu. Globalleşmenin olumsuz yanlarının yanında, insani değerlerin birkaç ayrıcalıklı ülkenin sınırlarını aşıp kürenin büyük bölümünde hakim olması gibi işe yarar yanları da var.

Ardından Avrupa Parlamento ‘sundan 20 kadar Alman Parlamenterin düşüncelerini almak istedim . Vural Öğer ve Cem Özdemir ‘den herhangi bir yanıt gelmedi. Hemen tüm Alman parlamenter –kimileri nezaketten de olsa- yanıtladılar. En yoğun ilgilenen Wolfgang Kreissl Dörfler oldu.

Nezaketin bu kadarı olur. Dörfler Avrupa komisyonuna sunmak üzere hazırladığı soru önergesini önce bana gönderdi ve görüşümü rica etti. Pek de iyi etti, çünkü hazırladığı önergede Türkiye gereksiz yere öne çıkartılmıştı. Bunun kibarca uygun olmayacağını bildirdim. Olmayan bir kurala hiçbir ülkeden uyum göstermesi beklenemez diye ekledim.

Bir büyük şehirde geçtiğimiz günlerde meydana gelen olay devletin yeni doğumlarla ilişkisinin ne olması gerektiğini bize anlatabilir. Bir çiftin bebekleri olur. Daha sonra kendilerine özel durumlar nedeniyle bebekten kurtulmak isterler ve onun hayatına son vererek kurtulurlar. Bu olay, aradan geçen 5 sene sonrasında, bir ihbar sonucu ortaya çıkar ve hukuk süreci başlar. Büyük bir ihtimalle bu bebek özel ya da kamu hastanesinde dünyaya geldi. Ve ölümü, ihbar edilmeseydi hiç kimse tarafından bilinemeyecekti.

Teknoloji, modernleşme her geçen gün insanları geleneklerden ve sevgiden biraz daha koparıyor. Bozulan psikoloji kimilerini vahşete yaklaştırıyor, kimi alanlarda suçun cazibesi giderek artıyor. Hayat yoksulluğa yepyeni türlerde ekonomik çıkış yolları sunuyor.

Geçtiğimiz günlerde Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Nurettin Demir ile konuyu tekrar görüştük. Bu kez doğum olayının devlet müdahalesiyle kayıt altına alınmasına –varsa- karşı olanların gerekçeleri üzerinde düşünce jimnastiği yaptık. Yeni doğumların, doğumun gerçekleştiği kurumlar tarafından internet üzerinden nüfus sistemine kaydedilmesinde ne sakınca olabilir diye kendimize sorduk. Tüm uğraşlarımız sonuçsuz kaldı, bu öneriye muhalif olmanın hiçbir haklı gerekçesini bulamadık. Öyleyse neden kimsenin kılı kıpırdamıyor diye de sorduk kendimize… İşte bunun bolca “haklı” yanıtı vardı: Bebekleri devlet güvencesine almak mazotun fiyatı kadar medyatik bir konu değil, insan yavrusunun riskleri kelaynak kuşları kadar önemli değil, derdini dile getiremeyecek kadar küçük bebekler sokak köpekleri gibi göz önünde değil ve en önemlisi bebekleri devlet güvencesine almak “oya” dönüşemez. Bebekler hem oy verecek yaşta değildir, hem de oy verecek yaşa geldiğinde siyasetçilerin kendisi için yaptıklarını bilmesi/hatırlaması imkansızdır.

Böylece bir çok Avrupa ülkesinde uygulanan devlet müdahalesiyle yeni doğumların kayıt sistemi; siyasi sonuçları olmayan, popülaritesi olmayan, buna sevinecek bir kitlesi bulunmayan, -tek sevineceklerin konuyu algılayamayacak kadar küçük olduğu- , ekonomik getirisi olmayan, -götürüsü de olmayan- tamamen vicdani bir konu. Bir de modern devlet olmanın vazgeçilmezleri arasında yer alması gereken bir konu. Devlet toprakları üzerinde gerçekleşen doğumları derhal kayıt altına alır. Var mı bunun ötesi…

15.07.2007

Akşam Ege