BEDDUANIN -PARODİSİ BİLE- AYNA MI OLUYOR YOKSA !

“Burnun kapıya kısılsın”
“Yıkılmış duvar altında kalasın” türünden beddualardı.

Baştan sona palavra…
Lüks, şatafat, israf eleştirisi eksenli bir yazıydı.
Yazının sonuna iliştirdiğim “beddua” şöyleydi:
“O arabanın tekeri patlasın.
Stepneyi tak, o da patlasın…
Yollarda kalasın.
Elektronik beyni bozulsun… Kliman kışın soğuk, yazın sıcak üfürsün…
Silecekleri bi başlasın… Akünün kutupbaşını söksen bile durmasın…”

2017 de..
Öğretmenler gününde yazıp (24 Kasım) kişisel sitemde yayınlamışım.

Bizde 2003 model Honda binek otomobil var.  (Yaşı var ama pek yorulmamış. Henüz 157 binde. Arıza falan çıkarmıyor)
Şoför koltuğunda eşim olur. Okula gider gelir.
Yani araba genelde onda.
Şerife ‘nin refüje bir kez dokunması dışında (otobanda) pek vukuatı yoktur…

2018 den itibaren başımıza gelenler. (Farklı tarihlerde)
– Yağmurlu günde, seyir halindeyken şoför tarafındaki silgeç yuvasından fırlıyor. İstasyona varana kadar, yolun siluetiyle idare ediyor.
– Klima kompresörden tıkırtılar yükseliyor. Sürekli devrede kalıyor. (Klima tamircisine gitti. Kafa / kavrama bölümü değiştirildi)
– Bir süre gidince elektro-power direksiyon kaya gibi sertleşiyor. Elektronik beyin, göstergeler sapıtıyor… Meğer akü arıza yapmış. Yeniledik…

Geldik mi… 2019 mayıs ayına.
Zırr telefon.
“Lastik patladı. Otobanda kaldım…”

Bitti mi ?
Bitmedi…

Geldik 2020 ye.
Memleket manzarası:
Birbirine ayak yapan yapana. Kayak merkezleri açık. Bir yanda depremler… Toprak kaymaları… Çığ… Soğuk…
Şubat ayının ikinci yarısı…
Bu kez direksiyonda ben varım. Yalnızım. Bebek arka koltukta uyuyor.
Diğerleri markete alışverişe girdiler. Birazdan gelirler. Bekliyorum.
Sol yandan bir araç geçerken, tam hizama gelince durdu. İki kişiler.
“Abi beni hatırladın mı ?”
“Yok… Hatırlayamadım…”
“Ben Kaya Oto Tamir ‘den falanca…sizin Hondaya hep biz bakardık”
“Benden önceki sahibi olmasın ?”
“Ama çok benziyorsunuz… Gelin size bir bal vereyim.”

İki kişiler.
Bebek arka koltukta uyuyor.
Kontak anahtarımı çekip araçtan indim. Açık bagajda irice bal kavanozları.
“Yok… yok… Ben küçük, ikramlık bir şey sanmıştım. Evde balımız var… Sağol”
Hiç itiraz etmedi. Aracına binip uzaklaştı.

Ben de aracıma bindim. Bir süre sonra market alışverişi bitti, evimize döndük.

Eve girmeden bizim plakaya bir bakayım dedim.
Otobanda lastik patladığında, aracı servislerine götürenler, 4 lastiği değiştirmişlerdi.
Plakayı tutan o plastik zımbırtıyı da değiştirmişler.
Üzerinde, kendi reklamları var.
KAYA OTO TAMİR… Tel…

Şimdi…
Bu tamirci ya da bal pazarlamacısı arkadaşları tekrar görsem, onlara teşekkür ederim.

……

Yayın yoluyla yaptığım bu parodi beddualar/kem sözler internette halen duruyor.
İstesem sayfadan kaldırırım. Ama kendime ibret olsun diye özellikle tutuyorum.

Artı, kafamda deli sorular:
– İki kişi arasında geçen konuşma “yayın” kapsamına girer mi ?
– Henüz cümleye dönüşüp ağızdan çıkmamış, düşünce aşamasında kalmış; kötücül kanaatler, kötücül dilekler mönüye dahil midir ?
– Etrafta eleştirecek, sitem edecek çok şeyin ! olması, kişinin kendi boy aynasının önündeki bir bariyer midir?
– Bed-dua  dan, bed-fiile, her insan kendi bireysel serüvenini kendisi yazıyor da haberi mi yok ?

Tamam, biraz anladım galiba…
Sebep ile sonuç arasında, sebebi unutturacak zaman farkı olabilir.
Olgu, olay, muhatap farkı da olabilir.
Tarlaya ekilenin yansıması bir zaman sonra denizden geliyorsa…
Gelecekle ilgili en kral yatırım;
“Hangi rutinlerim üzerinden kendime zulmediyorum ?”

Formülü bulunca ilk önce sana ulaştıracağım balcı kardeş. 🙂

———————-

“Rüzgar eken fırtına biçer” deyiminin kapsama alanı sanki biraz dar.

“Çiçek ekene virüs pas geçer” ?

Atalay Ergezen
10.03.2020 Salı
22:33 Urla