BÖYLE SIR MI OLUR, HER ŞEY ORTADA

Derinlerdeki, ince detaylardaki sırlar değil.
Göz önünde duran ama ısrarla “sır” muamelesi yapılan bir şeyden söz ediyorum.
“Son Akşam Yemeği” üzerinden anlatılmak istenen ne olabilir ?

Son akşam YEMEĞİ.
Da Vinci, tabloyu, Milano da, Santa Maria Delle Grazie Manastırı YEMEKHANESİNİN duvarına yapıyor. 15. yüzyılda.

Son akşam yemeği, dinsel ikonografi geleneğinin en önemli öğelerinden birisi.
Da Vinci, o anı resmeden ne ilk  ne de sonuncu kişi.
5. yy dan itibaren resmediliyor. Kapadokya da bir çok örneği var.

Önce, konuyu sadeleştirip, ilişkiler yumağının karmaşasından kurtarmak istiyorum.
Son akşam yemeği – Ertesi gün çarmıhta ölüm
Akşam yemeği – Izdıraplı bir ölüm
Yemek-Ölüm

Henüz, buradan “ölümsüzlüğün” formülünü arayacak kadar delirmedim.
Ama, kurgudaki bu peş peşelik, beslenme tarzı ile sağlıklı bir yaşam ilişkisini adeta gözümüze sokuyor.

“Korintler 11
24 Size ilettiğimi ben Rab’den öğrendim. Ele verildiği gece Rab İsa eline ekmek aldı, şükredip ekmeği böldü ve şöyle dedi: “Bu sizin uğrunuza feda edilen bedenimdir. Beni anmak için böyle yapın.” 25 Aynı biçimde yemekten sonra kâseyi alıp şöyle dedi: “Bu kâse kanımla gerçekleşen yeni antlaşmadır. Her içtiğinizde beni anmak için böyle yapın.” 26 Bu ekmeği her yediğinizde ve bu kâseden her içtiğinizde, Rab’bin gelişine dek Rab’bin ölümünü ilan etmiş olursunuz.
27 Bu nedenle kim uygun olmayan biçimde ekmeği yer ya da Rab’bin kâsesinden içerse, Rab’bin bedenine ve kanına karşı suç işlemiş olur. 28 Kişi önce kendini sınasın, sonra ekmekten yiyip kâseden içsin. 29 Çünkü bedeni fark etmeden yiyip içen, böyle yiyip içmekle kendi kendini mahkûm eder. 30 İşte bu yüzden birçoğunuz zayıf ve hastadır, bazılarınız da ölmüştür. 31 Kendimizi doğrulukla yargılasaydık, yargılanmazdık. 32 Dünyayla birlikte mahkûm olmayalım diye Rab bizi yargılayıp terbiye ediyor.”

Altı çizilecek cümle: bedeni farketmeden yiyip içen, böyle yiyip içmekle kendi kendini mahkûm eder. İşte bu yüzden birçoğunuz zayıf ve hastadır, bazılarınız da ölmüştür.

Ayarsız, ölçüsüz yemek/içmek ile insan kendisinin “yamyamı olur” diye özetlenebilir mi…
Ölçünün ortalaması da, Son Akşam Yemeği görsellerinde de veriliyor, İncil de anlatılan bir çok örnek olayda da ifade ediliyor.
Bu ölçünün, şu an “normal” kabul ettiğimizin çok altında olduğunu görüyoruz.

Tarih boyunca yapılan son akşam yemeği ikonlarının, tablolarının ortak yanı nedir ?
Yemek sofrası ya da masası alışık olduğumuz yemek masasına benzemez.
Tabaklar boştur.
Israrla tabaklar boştur.
Bazılarında ara sıra – İsa nın önünde- kuzu görülse de, genelde tabaklar boş, etrafında tek tük, ne olduğu çok belli olmayan objeler bulunuyor.
Masadaki bu “fakirlik“, Yahudilerin Mayasız Bayramıyla da ilişkilendirilemez. Çünkü 8-16 Nisan arasında kutlanan bu bayramda yemek yasağı yok. Sadece “mayalı besinler” yasak.  Ekmeğin de mayasız olanı tüketilebiliyor.
Pesah da denen bayramda gerçekleşen bu son akşam yemeğinde, Yahudi öğretisine uyup mayalı ürün tüketilmedi ise, bir başka mayalı “şarap” neden sofradaydı… Soru işareti…
Bu arada Pesah, zaman geçtikçe Paskalya ‘ya dönüşüyor. Latince ve Grekçe ‘de Pesha, Pascha olarak adlandırılıyor. Paşa olarak okunuyor. (Bu arada Da Vinci nin doğum günü de Pesah bayramına denk geliyor)
İncil ‘in metinlerine göz atmadan, ikonları/tabloları tek başına anlamlandırmak zor.

“Matta 26
26Yemek sırasında İsa eline ekmek aldı, şükran duasını yapıp ekmeği böldü ve öğrencilerine verdi. «Alın, yiyin» dedi, «bu benim bedenimdir.» 27Sonra bir kâse alıp şükretti ve bunu öğrencilerine vererek, «Hepiniz bundan için» dedi. 28«Çünkü bu benim kanımdır, günahların bağışlanması için birçokları uğruna akıtılan antlaşma kanıdır. 29Size şunu söyleyeyim, Babamın egemenliğinde sizinle birlikte tazesini içeceğim o güne dek, asmanın bu ürününden bir daha içmeyeceğim.»”

Gayet açık değil mi ? Buradaki; “Alın, yiyin,için” sözünden ve devamındaki cümlelerden benim anladığım şu: “Kendi bedeninize eziyet etmeyin.”

Şu da gayet açık:
“Yediğiniz/içtiğiniz şeyleri benim bedenim olarak kabul edin”
Bu ne demektir ?
Tüketilen besinlerle ilgili iştah kabartıcı bir imaginasyon mu ?
Kendi tercümem şöyle:
Hz. İsa kendisini çarmıha götüren tüm sürecin temelinde, insanın ölçüsüz beslenme alışkanlığının yattığını biliyordu. İhanet eden havarisinden, mahkeme üyelerinden, sokaktaki sessiz kalabalığa kadar herkes, aynı çorbanın içindeydi. Nefsine “dur” diyemeyen insanın intikamını dış dünyadan almaya çalışması, benimsediği “beslenme sitili” kadar normaldi.
O koşullarda insanlığa verilebilecek en kısa ve öz mesaj: “Buyrun yiyin. Beni de yiyin…” olabilirdi.
Ağzından bir küfür dahi dökülmeden, “Beni zor bir ölüme mahkum eden süreci tersine çevirin. Her kişi beslenme tarzını sorgulasın, yeniden düzenlesin” gibi bir öğüt vermek… Nasıl bir büyüklüktür ?

Şimdi yine Korintler ‘den çok ilginç bir bölüm;
“Korintler 6
13 “Yemek mide için, mide de yemek içindir” diyorsunuz, ama Tanrı hem mideyi hem de yemeği ortadan kaldıracaktır. Beden fuhuş için değil, Rab içindir. Rab de beden içindir. ….
18 Fuhuştan kaçının. İnsanın işlediği bütün öbür günahlar bedenin dışındadır; ama fuhuş yapan, kendi bedenine karşı günah işler…

Fuhuş / fahiş kelimelerinin, aşırılık, haddi aşma, makul olanın fazlası anlamlarında kullanıldığını belirtmeme gerek var mı ?
Bu satırlar eşliğinde Son Akşam Yemeği ikonunun merkezindeki konu “Yahoda nın ele vermesi” trenine binmiş; “İnsan ve beslenmesi“…

“Tanrı hem mideyi hem de yemeği ortadan kaldıracaktır” ifadesi, bize şimdilik çok uzak gelebilir. Beslenirken fuhuşa düşmek, bireyin fahiş beslenme alışkanlığının kendisine zarar olarak geri döneceğinin öğütlendiği meal gerektirmeyecek kadar açık. Toplumsal olarak, ihtiyaç fazlası tüketimin doğa üzerindeki baskısı, giderek doğanın verdiği/vereceği tepkiler de menüye dahil…

“Matta 15…
…..
16 “Siz de mi hâlâ anlamıyorsunuz?” diye sordu İsa. 17 “Ağza giren her şeyin mideye indiğini, oradan da helaya atıldığını bilmiyor musunuz? 18  Ne var ki ağızdan çıkan, yürekten kaynaklanır. İnsanı kirleten de budur. 19 Çünkü kötü düşünceler, cinayet, zina, fuhuş, hırsızlık, yalan yere tanıklık ve iftira hep yürekten kaynaklanır. 20 İnsanı kirleten bunlardır. Yıkanmamış ellerle yemek yemek insanı kirletmez.”

Örnekleri çoğaltmak mümkün.
Tevrat ‘ta, Mısır ‘dan çıktıktan sonraki süreçte, belirgin bir şekilde insanın yemekle imtihanı geçiyor. Hz. Musa defalarca ahalinin yemeklerle ilgili memnuniyetsizliğini Tanrı ya ifade ediyor.
Buradan, halkın ezici bir çoğunluğu, kendisini bol ve lezzetli besinle buluşturabilen otoriteden hoşnuttur, gibi bir önerme çıkar.
Bu gerçek midir  ?
Ya da tersten söyleyeyim; “insanın lehine“, besin arzında daraltma yapan otorite, kalabalığın kabul sınırlarının dışına atılır. Kendisine iyilik yapıldığı halde !…

21. yüzyıla geldik.
İnsanlar, doğru bilginin; “bol ve lezzetliden” daha değerli olduğunun farkındalar.

Hadi, bu noktada 13. yüzyıla geçiş yapayım.
Yunus Emre, Hacı Bektaş ‘ın dergahına gelir. Kendisi de köylüsü de açtır.
Buğday rica eder.
Hacı Bektaş: “Buğday mı, himmet mi ?” diye sorar. (Buğday mı, nefes mi?) (Yemek mi, bilgi mi ?)
Yunus un tercihi buğday olur.
Kısa sürede hatasını anlar, geri dönüp af diler.

(Don Kişot un yel değirmenlerine saldırması, dinimizdeki oruç ibadeti, Van Gogh ‘un buğday tarlası ve kargalar… Hepsi bir şeyi mi anlatmaya çalışıyor ?)

Bakın..
Ne 13. yy da, ne MS 30 lu yıllarda; GDO lu ürünler, tarım ilaçları, hormonlu üretimler, hileli üretimler falan yoktu. Bu bilgi bize günümüzün “günah keçilerini” deşifre etmemize yarıyor. Hatta, konu her ne kadar, buğday, hamur, maya, içki vs etrafında gezinse de; ekmek sembolünde insanın tükettiği her tür besinin kastedildiğini düşünüyorum.

Geldik mi şimdi Nazirilik konusuna.
Adanmışlık.
Mensubu olduğu dinde, ermeyi, ulaşmayı dileyenlerin adı. İsimleri de, uymakla yükümlü olduğu kurallar da kültürden kültüre değişiklik gösteriyor.
Ve sanki, onların beslenme kuralları, gündelik hayatla ilgili kuralları sadece kendilerini ilgilendiriyor.
Bir dinin literatüründe yer alan öğütler de, kendisini o dine mensup hisseden kişinin “dindarlık seviyesine” teslim edilmiş gibi duruyor.
Oysa, Salvador Dali ‘nin resimlerinin insanlığa sunduğu potansiyel fayda ne ise, ilahi literatür de, doğru arayışında kat kat fazlasını verebiliyor.
Bir mankenin beslenme tarzına müdahale edilmesi, devlet yöneticilerine özel diyetler uygulanması…
“Doğru” olan, sadece özel bir statüsü bulunan insanlar için mi geçerli ? (Şovalyeler yemek yemez…)
Sanki bir hiyerarşi… Yukarı çıktıkça sıkı diyet, minimum israf, aşağı indikçe… Lezzet, mutluluk… Ne istersen, ne kadar istersen ye…
İhtiyaç fazlası tüketimin tek sonuçu şişman olmak, olsaydı keşke. Kilolu olmak tek başına “normal” ötesi beslenmenin göstergesi değil.
Aşırı kilo olmadığı halde “normal” sınırlarının içinde beslenmek de, “her şey yolunda” demek değil.
Boy kilo oranı ideal olanlar dahi ne çok sağlık sorunları yaşayabiliyorlar.

Ama bir sessizliktir gidiyor, bu konuda…
Bir benzetme yapacak olursam;
Gökte deve uçuyor.
Ama -tarihte ve bugün- devenin 2 hörgüçlü mü 3 hörgüçlü mü olduğuyla ilgili tartışılıyor.
Hörgüç hakkındaki tartışmalar o kadar derinleşiyor, o kadar yaygınlık kazanıyor ki; devenin “uçmakta olan bir deve” olduğu perdeleniyor. (Devenin 3 hörgücü olmaz mı ? İyi onu tartışalım… Uçan deve gitti yine karambole 🙂

İncil ‘de İnsan-Yemek ilişkisi ayan beyan ortadayken, bu algı yanılgısı için taa İznik Konsülü ne kadar gitmek gerekiyor mu ?
Hıristiyan dini önderler, bilemediğimiz bir nedenle, kuvvetler arasında bir “hır” çıkmasını istememiş olabilirler. Ama beşer kuvvetler arasında sağlanan barış, başka kuvvetler arasında bir “hır” a dönüşmüş olabilir!

Hıristiyan teologların İncil de sıkça vurgulanan İnsan-Yemek ilişkisini neden görmezden geldiklerini kendilerine sormak lazım. Teslis inancı üzerinden yaşanan ayrışmaların üstlendiği fonksiyon da bu konuyla ilişkili olmalı…

Kimse demesin ki; “Bu bir sır. Sen de bir sırrı ifşa etme suçu işliyorsun”
Ben de derim ki; “Böyle sır olur mu ?”
Sır denilen şey, biraz saklı, gizli olur. Ona ulaşmak için epeyce bir çaba harcanır. Bir sürü hesap yapılır, öğeler arasındaki ilişkiler araştırılır…
İnsan ve beslenmesi hakkındaki konu böyle değil ki…
Her şey ortada. Rahatça erişilebilecek, anlaşılabilecek mesafede.
Tamam. Gelenekte bu konuya “dokunmamak” üzere bir örtülü kabul gözüküyor. Günümüzde de bu “dokunulmaz” alan korunuyor.
O zaman nerede kaldı; tez, antitez, sentez süreci ?
Mevcut durum; Tez-Tez-Sentez e daha çok benziyor.

İnsanın beslenmeyle ilişkili otoyolunu dar bir sokağa sıkıştırıp, hangi ilaç iyi gelir, hangi besin neye iyi gelir e indirgediğimizde, bireyin bilgi çorbası kısıtlanmış olmuyor mu ?
Hak, hukuk, adalet ?

Halının altına bakmaya kalkarsak şöyle bir hipotez var mıdır orda;
“Otoritenin nüfus planlaması olmazsa, doğanın nüfus planlaması daha acı olur…”
Bu hipoteze, “acaba” diyorum.
Acaba ?
Başka da bi şey demiyorum.

Aslında  farkındalık dediğimiz şey, son zamanlarda taşlama, atışma, en çok da “komedi” formatında bolca piyasaya sunuluyor.
Daily News gazetesinin Trump ‘u son akşam yemeği formatında sunması da bunlardan birisi.
Dergi öne başka bir öykü koysa da; İsa ‘nın yerine oturtulmuş Trump figürünün önünde yığınla hamburger duruyor. İnternette benzer bir çok grafik çalışması var 🙂

Bu komediye katkıda bulunacak olursam;
“Ye ama sus” ilkesi üzerinden “kaçamak yapmak” üzerinde anlaşan grup üyeleri içinde bir casus vardır.
Hepsi yerinden kıpırdanır, boş ellerini göstererek “Bize neden bir lokma yok !” diye itiraz ederler.  Kimisi ilgi başka noktalardayken bir eliyle somuna uzanmaktadır.
Hatta masada gövdesi görünmeyen 14. kişi bıçağıyla uzanmış, somunun bir kısmını araklamak gayretindedir.
Jesus Christus ‘un ifadesindeki doygunluk, Trump ‘a hınzır bir gülümseme olarak aktarılmış, lokmaya uzanan sağ ele muhalif duran sol el; “Olsa dükkan sizin” çaresizliğiyle ifade bulmuş.

Yani…
Konunun “komedi” tarafında da başlık; YEMEK

Atalay Ergezen
29.10.2019 Urla 22:58

El Greco 1568

Jasuppo Bassanos 16.yy

Karanlık kilise .. Göreme

San Apollinare 6.yy

Francesco Bascano

Batista 17yy

 

Vicente Juan Macip 15 yy

Konu eğer ilginizi çektiyse, beslenmede “normal” dediğimiz şeyin bize maliyetini farklı açılardan anlamaya çalıştığım aşağıdaki yazılarıma da göz atabilisiniz:

“MISIR” A GİRİŞ -KELİMENİN DERİNLERİNE KUANTUM BİR GEZİNTİ

UNCHAIN MY FOOD

DOYMAK VE MUTLULUK İLİŞKİSİ BİLDİĞİMİZİN TAM TERSİ Mİ ? Muziplik olsun Vol.3

CANIM BOĞAZLAR MESELESİ

UZAYLI İSTİLASINA ACI BİBERLİ ÇÖZÜM YA DA DÜNYA İNSANI ELELE VERMEYE ZATEN HAZIR

ACABA BUGÜN NE YEMESEM ??? EN İYİSİ DÖNER KEBAP

CERVANTES’İN AĞZINDAKİ BAKLA ? DON KİŞOT ‘UN YEMEK İLE İMTİHANI…

BÖYLE SIR MI OLUR, HER ŞEY ORTADA

MANY BAYRAM

– CİAO HELLA (Şiir -taslak;))

CİAO HELLA – FOODURİSTİK VEDA