BU ŞARKI NE ANLATIYOR ?


“Elden ele dolaşır yüzyıllardan beri,
Değişmeden bir tek kelimesi,
Kim yazmış, kim çizmiş, kim basmış belli değil,
Hecelenir bu aşk alfabesi.”

Hani bir sır vardır da… Açıkça söylenemez. Adı üstünde SIR
İnsan “ağzında geveler”.
Evirir çevirir, sağından döner solundan döner…
Nedir o ağızda gevelenen ?

SIR vardır. Bir metali kaplar. Onun zaman içinde korozyona uğramasını engeller. Dışarıya bir estetik sunar.
“Anlamının apaçık ifadesi” onun SINIR ı.
O sınırı aşmak SIRRIN doğasına aykırı.
Ama sır, toprağın en derin yerlerine gömülmez. Sır gönülden gönüle bir “merhaba” dır.
Akıl ile kalbin aynı kazana koyulup, bu denli harmanlandığı, birbirine bu kadar omuz verdiği, el verdiği, kucakladığı…

Oysa ezberlerimize aykırı. Akıl kalbi, kalp aklı yüzyıllardır aldatmadı mı ?
Belki, yüz bin yıllık bir serüven.

Hayat bir kripto.
DNA diziliminin çözümünden, bir “dilin” çözümlenmesine kadar. Aslında şu an okuduğunuz satırları anlamlandırmanız da bir kripto çözümlemesi.
Algoritmasını ilkokul sıralarındayken öğrendiğimiz semboller dünyası.

Bedri Rahmi Eyüboğlu nun yasak aşkı…
Bedri Rahmi, Eren Eyüboğlu ile evli iken, Ermeni asıllı Mari Gerekmezyan ile bir aşk yaşar.
Mari tüberküloza yakalanıp ölecektir. Geriye Bedri Rahmi nin o ölümsüz şiiri kalır:

“…
Sigara paketlerine resmini çizdiğim
Körpe fidanlara adını yazdığım
Karam, karam
Kaşı karam, gözü karam, bahtı karam
Sıla kokar, arzu tüter
Ilgıt ılgıt buram buram…”

Karadutum çatal karam çingenem, diye başladığı şiirinde, uçsuz bucaksız bir boşluğa MARİ MARİ diye haykırır Bedri Rahmi.
Zamanı ve mekanı aşan boşlukta, gizlediği yüreği; akıl ve kalbi ezber ötesi gönüllere çarpar.
Çarptığı yerde güller biter.
Bedri Rahmi -yasak aşkı üzerinden- gönüllere armağanlar gönderir.

Hurricane / 16. Round (1999) filminde kahramanın bir repliği vardı;
Rubin Carter, iki adımlık hücresinde 22 yıl geçirmek zorunda kalıyor. Kitaplarla dost oluyor. Ve o kısıtlanmış dünyasında -ne buluyor ki- şunları söylüyor:
“Sizleri duyuyorum… Dünyanın tüm yazarları, şairleri… Sizleri görüyorum…”

Rahmetli İlhan Selçuk, 1972 de işkence gördü. Baskı altında verdiği ifadeye kriptolu kelimeler yerleştirdi. Algoritma şöyleydi: her cümlenin sondan ikinci kelimesinin baş harfi.
İlhan Selçuk bu algoritmayla “Sağ çıkmak için bu kadar uydurma gerek”, “İşkence var” gibi cümleler yerleştirdi. Ve tüm bunları 1987 de yayınlanan “Ziverbey Köşkü” isimli kitabında anlattı.

Selçuk, karpuz kabuğunu suya bırakmak için 15 sene geçmesini bekliyor. (Belki ifade ettiğinden daha fazlasını anlatıyor.)

İlhan Selçuk, kendi hikayesi üzerinden bir armağan sunuyor aslında. Sanat ile yatıp kalkan diğerleri gibi. Bir armağan.

Bir metin yüzeyde görünenden fazlası olabilir.
Bir film sunduğu anlamın ötesinde olabilir.
Bir tablo, ressamının verdiği anlamı dahi aşabilir.

Giderek, bir şiirdeki ardıl anlam, tüm metinlerdeki ardıl anlamların ortak kesişme noktaları, bize MUCİZE kelimesini yeniden tanımlamaya zorlar.

Bir armağan.
Öyle bir armağan ki, ucu bucağı olmayan…
Dağı yerinden sökmek, denizi ikiye yarmak gibi; “fiziki güçlerle” le “sınırladığımız”; yaratan, kurgulayan ve koordine eden gücün yeteneklerini tanıma yolculuğuna çıkaran…

Bir armağan. Yüzlerce, binlerce, gizli geçit kapısından sadece biri…

Bir armağan.
Maddenin madde ile ilişkisi ne ki, maddenin isimleri arasındaki korelasyonlar ne ki; kelime, cümle olmuş her şeyin, ses ve hecelerindeki korelasyonlara varıncaya kadar düşünülmüş bir inşaat.

Muhteşemliğiyle, insana aşık olmaktan başka yol bırakmayan.
En zor labirentlerde aşıkların birbirlerini görebileceği gözlükler sunan.

Irkı, dini, dili, cinsiyeti ne olursa olsun tüm Dünya insanını, aynı yolun yolcusu gören, her gördüğünü el üstünde taşımak için çabalayan bir tsunami dalgası…

Güzeli kucaklamak için bahane arayanlara vesile olur; Bedri ‘nin şiiri, Veysel ‘in türküsü, bir filmin bir sahnesi, bir ressamın bir tablosu. Akıl ve kalp sarılıp birbirine yuvarlanmaya başlar. Bir eliyle rakamlar yazar, şekiller çizer, öbür eliye pürüzsüz bir tene dokunur. O, ismi cismi belli bir sevgiliyken, yaprak olur, ağaç olur, ateş, su, toprak olur. Evren olur. Kainat olur.
“Put” denilen şeyin, üzerinde yürüdüğümüz zemin kadar -sorgulanamaz- ezberler olduğu… Ezberler ilk bir kaç yuvarlanmada tarihe karışmıştır.
Okuma çabası, aç bir midenin doyma çabasına galebe çalmıştır.
Güzeli arama sevdalılarının ceplerinde çakı dahi olmaz herhalde. Diğer yanağı dönmek çalınacak asıl kapının ifadesi…
Elden ele dolaşan, yüzyıllardır bir tek kelimesi değişmeden gelen… Onu getireni anlatır.
Onu önümüze koyanı anlatır.
Bize bir gelecek sunanı anlatır.
Bir ölü ozanın, başka bir ölü ozanla işbirliği yapması mümkün olmadığına göre, tüm ozanları aynı melodide buluşturan başka kim olabilir ?
Buğulu gözlerle insana bakan mısralar, resimler, dağlar, tepeler; sanki “aklına ve kalbine güveniyorum” der.
O güvenin altında koskoca bir aşk.
Silahsız, beş parasız, örgütsüz, patronsuz; yamalı bir ayakkabıyla, “dünyanın ezberine kafa tutma kahramanlığı”, işte bu akıl ve kalbin çıktığı yolculuğun mayasında olan…
Yeryüzünde hayatta olan her birey, bazen sebil hayratlara tesadüf ederek, bazen tozlu bir kitabın sayfasından, bazen gördüğü rüyayla; adaletinden şüphe edilmez fırsatlarla bu kahramanlığın potansiyel adayı.

Yazılmış olan; kaba saba fiziki ve sosyal hareketlerle sınırlı değildir.
Tek hücreli bir canlının -dna sını henüz çözemediğimiz algoritmalarla- yazan gücün, hayranlık uyandıran inceliklerine dikkkat ! Detaydaki incelik, estetik, güzellik gibi “uçucu” sandığımız anlamlar dünyasındaki Sanatın ve Sanatçının farkına varmak; özgürleşmenin de bulunamayan alfabesi…

Aşk Alfabesi

İlk sayfada dört mutlu göz,
Karşılaşan bakışlar,
Sonra gelir bir tatlı söz,
Alfabemiz böyle başlar,

Elden ele dolaşır yüzyıllardan beri,
Değişmeden bir tek kelimesi,
Kim yazmış, kim çizmiş, kim basmış belli değil,
Hecelenir bu aşk alfabesi.

Bambaşkadır her sayfası,
Bazen dudaklar birleşir,
Göz yaşları yetmez bazen,
Bazen bir tek söz yetişir.

Elden ele dolaşır yüzyıllardan beri,
Değişmeden bir tek kelimesi,
Kim yazmış, kim çizmiş, kim basmış belli değil,
Hecelenir bu aşk alfabesi.

Son sayfası, son sayfası bilmem neden koparılmış,
Çok aradım bu sayfayı yazık hiç gören olmamış,
Herkes kendi gönlünce yazsın bu sayfayı,
İster açsın isterse kapatsın,
Sen bizi aşk böyle tad, aşk alfabesi,

Sen dün vardın, yarın yine varsın,
Sen dün vardın, yarın yine varsın,
Bugün varsın, yarın yine varsın,
Sen hep vardın, hep var olacaksın.

Şemi Diriker

KARADUT

Karadutum, çatal karam, çingenem
Nar tanem, nur tanem, bir tanem
Ağaç isem dalımsın salkım saçak
Petek isem balımsın ağulum
Günahımsın, vebalimsin.

Dili mercan, dizi mercan, dişi mercan
Yoluna bir can koyduğum
Gökte ararken yerde bulduğum
Karadutum, çatal karam, çingenem
Daha nem olacaktın bir tanem
Gülen ayvam, ağlayan narımsın
Kadınım, kısrağım, karımsın.

Sigara paketlerine resmini çizdiğim
Körpe fidanlara adını yazdığım
Karam, karam
Kaşı karam, gözü karam, bahtı karam
Sıla kokar, arzu tüter
Ilgıt ılgıt buram buram.
Ben beyzade, kişizade,
Her türlü dertten topyekün azade
Hani şu ekmeği elden suyu gölden.
Durup dururken yorulan
Kibrit çöpü gibi kırılan
Yalnız sanat çıkmazlarında başını kaşıyan
Artık otlar göstermelik atlar gibi bedava yaşayan
Sen benim mihnet içinde yanmış kavrulmuşum

Netmiş, neylemiş, nolmuşum
Cömert ırmaklar gibi gürül gürül
Bahtın karışmış bahtıma çok şükür.
Yunmuş, yıkanmış adam olmuşum

Karam, karam
Kaşı karam, gözü karam, bahtı karam
Sensiz bana canım dünya haram olsun.

B.Rahmi Eyüboğlu

Ziverbey Köşkü ifadeleri:

http://kitapeki.com/akrostis-ziverbey-kosku-ve-ilhan-selcuk/

Hurricane / 16. Raund film linki:
https://720p-izle.com/izle/dublaj/the-hurricane.html