Bugün için dünü hatırla sevgili

“Haksızlıklara karşı geldiler. Onlar birer kahraman. Bir gün ben de onlar gibi olacağım” ATV ‘de Cuma akşamları yayınlanan “Hatırla Sevgili” bize geçmişi hatırlatıyor. Geçmişi hangi gözle hatırlayacağımız, bugüne nasıl bakmamız istendiğiyle ilgili değil mi ?

Yukarda alıntıladığım cümleyi bir sahnede çocuklar birbirlerine söylüyorlardı. Diğer sahnelerde neler yoktu ki; “Vurulmuşum, dağların kuytuluk bir boğazında/ Vakitlerden bir sabah namazında…” (Ahmet Arif –şiir) “Gün doğdu hep uyandık / siperlere dayandık /bağımsızlık uğruna da/ al kanlara boyandık” (Gündoğdu Marşı-anonim) “Sayılmayız parmak ile / Tükenmeyiz kırmak ile” (Zahid Beni Tan Eyleme – Bektaşi nefesi anonim)

Hatırla Sevgili 70 li yılları anlamamıza aracılık ediyor. Öte yandan izleyenleri de şaşkına çeviriyor. Yıllar yılları kovaladı, neredeyse yarım asırdır insanlar, bir cümle yüzünden, bir sahne yüzünden kitapların toplatılmasına, filmlerin yasaklanmasına alıştı. Şimdi bir dizi, hem de devlete hiç de muhalif olmayan bir kanal tarafından yayınlanan bir dizi, 70 ‘li yılların dramlarını bize anlatıyor.

Bunu ister özgürlük ve demokrasinin Türkiye ‘de epeyce geliştiğinin bir göstergesi olmasına bağlayın, ister 70 yılların ülke yönetiminin anlayışı ile bugünkü arasında çok büyük farklar olmasına…

Dizide o yılların devleti epeyce “hoyrat” gösterilmiş. Kişi oradan oraya savruluyor, her an dramlarla dolu… Başına iş açan ya da başına iş açılan; ideallerine sarılmış sıradan insanlar. Vicdanlar onlara “terörist” de demiyor, “suçlu” da demiyor. Aşkla başlayıp, yakın tarihi merkezine kaydıran dizide, arada “bilenler” konuşuyor; “Bir yanda Amerika emperyalizmi bir yanda Sovyet emperyalizmi… Bu şartlarda ülkede neyin devrimi yapılacak…”

Dizinin senaryosu başka türlü yazılsaydı, yani “kahramanları” aldatılmış gençler, devletin tutumunu, varlığın devamına dair refleks olarak yansıtsaydı, bu duruma da hak verebilirdik. Yine de 70 ‘lerin amatör samimiyetiyle, idealleri peşinden koşan insanlarıyla, bugünün profesyonel- karmaşık piramitlerini karıştırmak yine de mümkün olamazdı.

Yaygın iletişim araçlarını seyrederken, devletin benim nasıl düşünmemi, nasıl hissetmemi istediğine dair izler arıyorum. En son, gençlik yıllarında Nazım Hikmet ‘i okuduğum için soruşturma geçirmiştim. O olayda devletin benden Nazım Hikmet’in şiirlerine uzak durmamı istediğini anlamıştım. – Bundan şimdilerde şüphe ediyorum, her şey karşıtını doğurur kuralından hareketle niyet ötesi sürprizle mi karşılaşılıyor, yoksa görünen niyet bizi aldatıyor mu çözemedim- Artık Nazım ile ilgili resmi görüş değişti. Sovyetlerin dağılmasıyla ideoloji marifetiyle başka bir devlete tabi olma riski kalmadıysa, bağımsız duruşu destekleyen tüm yönelimler “kötü”den “iyi” ye transfer olabilirler mi ?

Dizi, gençlerin niyetlerinin hiç de kötü olmadığını bize aktarmaya çalışıyor. Belki kullandıkları enstruman yanlıştı ama doğru olan, samimi olan önemli bir karşıtlıkta ve hedefte kendini tanımlıyordu; uluslar arası arenada güçlere teslim olmayan, tam bağımsız Türkiye…

Bu söylem bir çok entelektüele “romantik” gelebilir.

Yöneten erk ile mücadele etmek renklidir, şiirin, hikayenin, romanın, filmin konusudur. Öte yandan devlet yönetimine sonu olmayan bir “kötü niyet” yakıştırma eğilimi de fazladır…

Neredeyse bir asır önce ilan edilen bağımsızlığın halen korunduğunun bir kanıtı olarak halen AB ‘den uzak durmamızı göstermek mümkün.

Dizinin son sahnesinde, Deniz ve arkadaşları mahkeme koridorunda marş söylüyorlardı;

“Ankara ‘nın taşlı yolu, sağı solu yanki dolu…Uyan uyan Gazi Paşa sen gösterdin doğru yolu… Bağımsız Türkiye”

17.02.2008

Akşam Ege