BUZAĞIYA MI YANALIM, ANASINA MI, HIRSIZA MI ?


Dünkü yazımda Bakara (sığır) suresinden ayetlere yer verdim, bugün bir ineğin yakarışları kulağımda çınladı.
Köyde, uzaktan akrabamız Çevre ailesi… Evleri, damları arazilerinin başında. Bayramın üçüncü günü misafirlerini yolcu etmek için Ürkmez e gidiyorlar. Bir kaç saat sonra döndüklerinde iki koç, bir buzağı çalınmış.
Buzağının adını Salih koymuşlarmış, salı günü doğduğu için. Sevimli mi sevimli… Ev halkının arkadaşı olmuş. Henüz 2 aylık…
Anne inek başlamış mı ağlamaya… Nasıl… Ciğerleri sökülürcesine… Üç gün sütü inmemiş üzüntüden… Dinlenip dinlenip haykırmış… Evdekilerin yüzünden düşen bin parça…

Tolga nın babası rençberlikle geçinir. Bir de kardeşi var. Yaşam koşulları zor… Hak etmediğine el uzatmak, kalp kırmak bilmezler. Yalan, dolan bilmezler…
Be hey hırsız… Bir insana “hırsız” demekten ne kadar utandığımı bilemezsin.
Hadi aldın onları; o yavrunun anasını arayacağını, o ananın yavrusunu arayacağını bilmez misin ? Üç kuruş için bu zulmü yapacak hale kim getirdi seni ?
Söyle, bir insan olarak bu zalimlikle elde ettiğin şey sana ne sağlayacak ?
Bir aylık geçim mi, arabana benzin mi ? İçki paran mı ? Ne yani, açlıktan ölecek vaziyete geldin yerlerde mi sürünüyordun ? Bu zulmü hangi gerekçe haklı çıkarabilir ?

Bak bu linkte açlıkla karşılaşan başka bir insan örneği var: Bir ara oku.

Sana beddua etmeyeceğim. Kimsenin de beddua etmemesini rica ediyorum.
O, yaptıklarının bedelini ödemeyeceğini düşünen bir zavallı. Allah ‘ı unuttuğu gibi, vicdanını da terk etmiş bir zavallı.
Dünya da bir tek kötü de kalsa, onun kötülüğünde bizim de payımız vardır.

Kötülüklerin yoğunlaştığı, içimizin parçalandığı şu son zamanlarda, insan kalmakta sıkıntı çekiyoruz.
Hani bir yanım; ufacık yavruyu anasından ayıranı bir yakalasam; o böğüren ineğin yanına bir hafta bağlasam diyor…
Diğer yanım; bir kabahatli bulunca “maden bulmuş gibi” atlama üstüne diyor.
Neticede kusur hepimizde var. Kusurda aşırıya kaçanları linç ederek, hapse atarak, beddua ederek hiç bir yere varamayız.
Belki o büyük kusurlar, bizim küçük kusurlarımızın toplanıp bize geri patlamasıdır.

En basitinden, bakmaya kıyamadığımız binlerce, milyonlarca canlıyı biz öldürüyoruz. Protein meselemizi başka türlü çözülmesi için, bir girişimimiz de yok, bir talebimiz de yok. Birleşmiş Milletler, Gıda Örgütü ottan, boktan konularla uğraşıyor. Hemen olacak bir şey değil ama 20-30 yıl sonrası için bir planımız da yok.

Ya Rabbi, kötüler de senin çocuğun. Onların her yaptığı kötülükte, birey olarak toplum olarak benim de payım var. Onların yaptıkları vesilesiyle yaşadıklarımdan dersler çıkarmayı nasip et. Seni az hatırlıyor olmamın, belki de unutmuş olmamın faturasını hiç suçu olmayan canlılar ödemesin. Yüzlerce koyun mideme girmeyi reddedip uçurumdan atlamasın… Binlerce balık intihar edip kıyılara vurmasın… Yüz yıllardır insan taşımaktan keyif olan o atlar, o eşekler “senin taşınacak halin kalmadı” deyip asfalta serilip can vermesin… Martılar, yılanlar, böcekler -senin insanlığıın mı kalmış- deyip saldırmasın… Ağaçlar küsüp üzerimize yıkılmasın… Kurbağalar insana küsüp gökyüzünden kafamıza yağmasın…
Ya Rabbi,
O buzağının halini hayal bile edemiyorum. Aklı olmayan, suç işleme yeteneği olmayan bir anne üzüntüsünden sütünü kesiyor, günlerce ağlıyorsa; onun gözyaşlarının nedeni “akıl” sahibi olan benim. Eğer sorunu çözmeye katkısı olacaksa, lütfen bir yıldırımı bana gönder.
Kendi adıma; bu doğa hayatının en üstün canlısı insan isem; türüme verilen özellikleri hakkıyla kullandığımı hiç sanmıyorum.