“CAMİ LERİ AHIR A ÇEVİRME” MESELESİ

İçinde “ahır” kelimesi geçen bir cümle gördüğümde hafızama çağrılmadan gelenler var.
Ahır, bilirsiniz kokan bir yerdir.
Hanak ‘ta iken anlatırlardı; ahırlarda, uzun yıllar o asidik kokuyu soluyanlar, er geç akciğer hastalığına yakalanıyormuş.
Oradaki köylerde; bir oda ev, yan oda ahır. Odadan doğrudan ahır bölümüne geçilen versiyonlarını da gördük. Kapı sadece naylonla kapatılmış.
Geçmiş zamanın ısınma zorlukları, uzun ve sert kış şartları düşünüldüğünde; hak vermemek elde değil.
Ahır ile ilgili hafızama gelen ikinci, tapu ile ilgili.

Resmi işlemler için bazen tapu fotokopisi istenirdi. Evle ilgili tapunun açıklama kısmında yazan neydi ?
“Bahçeli kargir ahır”
İlgili memur kimi zaman “ama bu ev değil” derdi, açıklama yapmak zorunda kalırdım.
Orada eskiden ahır varmış, öyle tescil edilmiş, biz ev yaptık ama tapuya henüz işlenmedi… Vs.
Bu elektronik çağda, kurumların tüm verileri devletin havuzuna düşer ama vatandaş bir kurumdan diğer kuruma kendisiyle ilgili veriyi taşımazsa o öyle kalır.
Neyse ki, 2011 yılında belediyeden evrakları tapu dairesine götürmek suretiyle tapu yenilendi “ahır” “ev” e dönüştü.

Google a ahır ve cami anahtar kelimeleri yazıldığında tartışılan yönüyle bir çok habere, makaleye ulaşılabilir.
Gözüme ilişenler;
Birisi Seferihisar ‘ın Düzce Köyünde. Eski adı Hereke (Heraklia). Kasım Çelebi Cami. (En çok sözü edilen cami bu)
Diğeri Menderes, Kuyucak Köyü Hacı Hüseyin Cami. (Minaresiz 7 camiden  biriymiş)

Düzce de konu edilen 1936 tarihli bir gazete haberine dayandırılıyor.
O kadar eskiye gitmeye gerek yok. 80 li yıllarda bir dönem Düzce köyündeki Cami ye sıkça gitmişliğim vardır.
Caminin ileri görüşlü bir imamı vardı. Ortalıkta pek görünmezdi.
Jeep safari rotasına dahil ettiğim köye girer girmez doğruca camiye giderdik. Yanımda getirdiğim 3-5 turiste -bildiğim kadarıyla- camiyi anlatırdım, nasıl ibadet edildiğini uygulamalı anlatırdım.
İmamın orada asılı duran cübbesini ve fesini giyer, örnek duysunlar diye bir sure okur sonra fotoğraf çekinirdik.
Hatta bir kez tam sunum bittiğinde imam karşımda belirmiş, ben laf işiteceğimi düşünürken, o memnun bir ifadeyle; “ne güzel, dinimizi, ibadetimizi tanıtıyorsunuz” demişti.
Orası aslında bir külliye. Hemen yanında eski mezarlık vardı. Kütüphane ve medrese bölümü avlunun hemen bitişiğinde. 50 m kadar ötede eski hamam.
Medrese bölümünde sıra sıra odalar vardı. Bakımsızdı. Son odasında ara sıra bir kaç büyükbaş hayvan gördüğümü hatırlıyorum.
Külliye den çıkınca hemen köşedeki Dalton ‘un kahvehanesine gider çay içerdik.
Kahveci “Avarel” e gerçekten bayağı benziyordu. O yüzden Dalton demişler…

Dönelim: Cami – Ahır konusuna…
Dediğim gibi, maddi bilgiler, yorumlar, siyasi söylemler internette bolca var.
Ele alıp, bir düşünce gezintisi yapmak istediğim yanı; kelime ve anlam odaklı.
Zaten, bir cümle durup durup “tekrar ediliyorsa” onun mevsimlik anlamlarından sıyrılıp biraz dip dalmak faydalı olabilir.

Yan yana, aynı cümlede kullanılması “yakışık almayan” iki kelime: Cami ve ahır.
(Eşek kelimesini dahi cümle içinde kullanmak zorunda kalan kimilerimiz, başına “afedersin” ekliyor. )
Bu iki kavramı bir vesileyle yan yana getirmekteki art niyeti: “gözden düşürme” operasyonu olarak değerlendirmek de mümkün. “Duygusal ezberleri kırma” için, duygusal bir referans oluşturma çabası olarak düşünmek de…
Varsayımların her biri ayrı yazı konusu. Niyetlerin, kötü mü iyi mi, negatif mi pozitif mi, olduğu da bol ikircikli…

Ev ile ahır kelimelerinin yan yanalığı ya da birbirinin yerine kullanımı hoş durmuyor.
İbadethanenin, hayvanların barındığı yerin ismiyle, “bir vesileyle” cümle içindeki komşuluğunu da yakıştıramıyoruz.
Böylece, -yalan ya da gerçek- maddi durumların gerçekliğinden kopuk, anlamlar dünyasında yeni bir durum oluşuyor.
Burasını da atlayalım…

Cami kelimesi cem kelimesiyle kardeş ve anlamı; toplanma, topluluk, bir araya gelmek.
Cumhur kelimesiyle de akrabalığı var: Birikme, yığın, kalabalık…
Cami kelimesiyle ilgili başka bir iddiaya da rastladım;

Cebrail
Azrail
Mikail
İsrafil

Dört büyük meleğin baş harfleri.
Olamaz mı ?
(Mafia kelimesinin kökeni: “morte alle Francia, İtalia anela!” )
Ahır ise; genellikle büyükbaş hayvanların barındığı yer.
“Ahr” Farsça dan gelmiş. “Hor” versiyonu da var.
“Hor görülen” deki hor ile ahır ın hem ses hem anlam akrabalığı var.
Ahır ile kahır ın isim ve durum benzeşmesine ne demeli ?

Farsça daki hor, ahr ile arapçadaki AHİR arasındaki ses yakınlığını, kavimlerin birbirleriyle iletişiminde, zaman içindeki anlam kaymasında aramanın alemi yok.
“Son”, “Sondaki” anlamına gelen AHİR kelimesi…
“…Evvelim sen oldun
Ahirim sensin…” N.E.
Yolculuklar son ‘a odaklı ise, o son ‘un ahır/kahır olması, ne beklenir ne de özlenir…

AHİR ZAMAN ı da çağrıştırır ve “ahir zaman” aynı zaman dilimini anlatmasına rağmen “kıyamet” kelimesinden daha ılık durur. Özlenendir, beklenendir, kutsaldır, güzeldir. Bu anlamıyla ahır ile ahir i ; değil akraba etmek, sınırlar ötesi komşu etmekten bile kaçınırız.

Bu kelimenin varyasyonları üzerindeki yan yanalık; “cami ile ahır” ın yan yanalığından daha sıkıcı olabilir.

Anlam zorlaması sayılmaz ise: “sırat köprüsünün” inceliği; kılı kırk yarıp yürünebilen bir yoldur. Hassas terazinin tarttığı; mikroskop verilerinden, dilbilimin anlam denizine kadar; hayal gücü ile mantığın hassas iletişimini sembolize eder.

Dört harften ibaret bir kelimenin; küçücük bir noktanın (sesin) varlığıyla/yokluğuyla zıt anlamlara geçiş yapması; “özlenen gün” / “azap günü” arasındaki tercihi, sanki insanın “incelikleri görebilmesine” terk eder ve/veya teşvik eder.

Bir yaprağın kımıldaması Merkezi Aklın koordinasyonuyla gerçekleşiyorsa, dillerdeki ses ve anlam varyasyonlarının, çağrışımlarının kendi haline bırakıldığını düşünmek herkesin kendi tercihi.
Artı: “Şer bilinende hayır, hayır bilinende şer vardır”
——–
Yazdıklarımı şöyle bir baştan okudum da…
Düşünce gezintisini bol virajlı bir rotada yapmışım.
Kelimeleri tek tek incelemeye çalışmışım.
“Camileri ahıra çevirme” cümlesindeki öğelerin bir bütün halinde değerlendirmesini okuyanın hayal gücüne bırakayım.

Toplumsal kesimlerin kutsallarına, “gerçekliği tartışılır” veriler üzerinden -karşılıklı- saldırılması; katları ve çatısı tamamlanmış binanın “temelinin atılmasına” benzetilebilir mi ?

Birbirini öteleyen komşular sadece bir konuda iyi anlaşırlar: Bahçe duvarının yükseltilmesi 🙂

Her ne olacaksa olsun,
Her ne yaşanacaksa yaşansın;

AHİR bir sis perdesinin ardında da olsa, onun güzel olduğu bilmeye/bulmaya müsait…
Yol üzerinde her ne varsa; DÜĞÜN, BAYRAM

Övülüp yaratılmışın yan yanalığı doğurur da doğurur.
Sonda elbet bir halay da vardır.
Tüm dünya insanının kolayca eşlik edebileceği;
1-2-3-4 sağa
1 sola
Dua Lipa adında bir sanatçı antrenmanlara başlamış bile
https://www.youtube.com/watch?v=Y7Nbj-l5RLc
Atalay Ergezen
14.11.2018