CANIM BOĞAZLAR MESELESİ

CANIM BOĞAZLAR MESELESİ

80 li yıllardı.
İnşaatta çalışıyorduk.
Öğle molasında 5-6 kişi bir araya geldik.
“Bugün etli yemek yok… Kuru fasulye… Yanında pilav”
Adı Medeni idi. Yöresel ağzı ile atıldı:
“Guru fasulye çok iyidir abi… Biz bogazları fasulye sayesinde kazanmışız”
Devamını yemek esnasında anlattı.
Lozan ‘da görüşmeler devam ederken, İsmet Paşa boğazlar konusunda diğer ülke temsilcilerini bir türlü ikna edemiyormuş.
Derken akşam olmuş, yemek faslına geçilmiş.
Menüde adını dahi bilmediğimiz bir dizi “devlet adamı” yemekleri…

Diğer ülkelerin başkanları birbirinden lezzetli yemekleri sipariş etmişler. Sıra İsmet Paşa ya gelince…
“Ben kuru fasulye istiyorum”
Garson şaşırmış.
Taraf ülke liderleri hemen konuya müdahale etmişler;
“Aman efendim. Siz koca ülkeyi temsil ediyorsunuz. Kuru fasulye olur mu ?”
Cevabı Medeni ‘nin ağzından vereyim;
“Bogaz benim midir, degil midir ?”
“Evet bogaz sizindir”
“Öyleyse atasız şuraya bir imza…!”

Ve böylece imzalar atılmış.
Medeni nereliydi ? Unuttum. Usta değildi. Ama harç karıyor olsa da belindeki halkada duran keseri hep taşırdı. Lazım olduğunda şak diye çekerdi.
“Doğunun en hızlı keser çeken kovboyu” diyorduk.
Sırtımızda ikinci, üçüncü kata tuğla çekiyorduk o günlerde. Ve acaip acıkıyorduk.
Yarımdan fazla ekmek, tepeleme kuru fasulye, pilav ve diğerleri…
Medeni “fıkra anlatmadığı” için mi çok komik gelmişti…
İmza atıldıktan sonra, hepimiz kaşıkları masaya kendimizi yerlere atmıştık. Uzun uzun…

Bu girişten sonra konunun aslına başlayayım.
Bir soru;
“Siz hiç bir UFO da tuvalet gördünüz mü ?”
Ya da;
“Rastladığınız bir uzaylı size ayakyolu nu sordu mu ?”
Benzer sorular insanlık serüveninin olası menzilleriyle ilgili fikirler verebilir.
Tamam. Metafizik de bir kenara.
Nedensellik üzerinden gidelim. Sebep sonuç. Olası sebepler, olası sonuçlar.
Beslenmekle ilgili.
Beslenmek… Besin…

Gelişmesini tamamlamış bir beden  ne miktarda besin tüketmeli ?
Artık tuğlalar inşaata vinç ile çıkarılıyor.
Kas gücüyle kotardığımız işler iyice azaldı. Kapının kolunu çevirmek, merdiven basamaklarını çıkmak dahil.
Ama aldığımız besin çeşitliliği ve miktarı ters orantılı arttı.
Bu bedenler bu kadar yakıta nasıl dayansın…
Yiyoruz da yiyoruz.
Doyuncaya kadar. Öğün öğün.
Bir yaşa kadar beden fazla besini tolere ediyor. Ama özellikle orta yaştan sonra…
Yöre yöre, ülke ülke yemek kültürleri.
Yemek tarifleri, yemek programları…
Yemek çeşitleri, yemek adabı…
Aparatifler, ara sıcak, ana sıcak, tatlılar vs vs

Biri çıkıp da demiyor ki;
“Yimen yavrım yimen”

Nenemiz çok dedi ;
“Yi yavrım yi… Yisene… Can boğazdan gelir… Öğünü geçenin ömrü geçer…”
(Hepsi canımız ciğerimiz. Kendim de farklı değilim.. Son senelere kadar ben de çocuklarıma diyordum “yivesene çocoom”… )

Şehir hastaneleri, devlet hastaneleri, üniversite hastaneleri, özel hastaneler…
Hastane yetişmiyor. Hepsi dolu…
Öyle yavaş yavaş hayatımıza girdi ki hastalıklar… Anormalliğini örtecek kadar yavaş.
Hastalıklarımız normalleşti… Sıradanlaştı…
Şeker hastalığı… Kimde yok ki ? Tansiyon, kalp, kanser, nefes darlığı, kolesterol, kireçlenme…
Sanki hayatın, yağmuru/çamuru gibi.
Hiç itirazımız yok.
Ve acılı, hem kendine hem etrafına eziyetli ölümler…
Öyle doğallaştı ki…

Kanuni ‘nin o ünlü sözünün ön kısmı çok dillendirilmiyor;
“Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi…”
İsmet Paşa ‘nın “Bogaz benim değil midir ” dediği gibi, bireyin uzaktaki “kurtuluşlarla” avunduğunu, başındaki en önemli “belanın” farkında olmadığını anlatıyor.

Ama insan, hayat hikayesinin bir yerlerinde uyarılar alıyor…
Bazen seyirci olarak bazen bizzat yaşayarak.
Örneğin fibromiyalji denen illet.
Ben bir kış boyunca çektim. Hani, zindanda işkence gören için, çekilen acının adresi daha somuttur ya… Bunda küfür edecek kimse de yok.
O şiddetli kırbaçları kim vuruyor, neden vuruyor da belli değil.. Tarif edilmez acılar…

Hepsini saymaya gerek yok. Hepimiz bir şekilde tanışıyoruz. Böbrek taşı… Diş ağrısı…
Kaynağı flu olan tokatlar şöyle bir şey akla getirebiliyor;
“Normalleşmiş tüm rutinlerimi gözden geçireyim”
Bu, çoğumuz için, doktor tavsiyeleriyle sınırlı.

FAST FOOD… SLOW FOOD…
Yemekle ilişkili kültürel mirası korumak ve geliştirmek şeklinde özetlenebilecek Slow Food hareketinin ahlaki bir itirazla karşılaşması mümkün değil.
Akademik bir itirazla da…
Hızlı olanın da yavaş olanın da ortak bir özelliği var; Yemeğe özendirmek 🙂
Bedene giren besin miktarının sağlık etkisi üzerinden gidersek; (gerçekten az olduğunda) fast food un daha masum olabileceği üzerinde de şüphelerim var.
İştah açıcı, özendirici bombardımanın toplamına kıyasla, benzer akımların payı tartışmaya açık.. Gastronomi… Yükselen değer. Yeme içme düşkünlüğü 🙂
“Ereğli nin arabaşı süperdir” dedikten sonra; (tavsiye edilen miktar 3-5 kaşık) diye bir not iliştirmenin ne kadar faydası olur ?

Sağlığımızın bozulmasının nedenini, GDO lu ürünlere, tarım ilaçlarına, sahte ve uygunsuz gıda üretimine bağlanması da popüler yaklaşımlardan.
Hileli gıdaların en basiti; içine su karıştırılmış süt.
Bu besin bolluğunda sulu sütün susuz sütten daha az tahribat yapması muhtemel.
Bal için de geçerli. Besin miktarı seyreltilmiş balı sür sür ye…
Halis muhlis bal lüp lüp götürüldüğünde hasta olunabiliyor.

İçindeki besin miktarı seyreltilmemiş, (yani doğal, has, katıksız); bol proteinli, bol karbonhidratlı, yağlı ve daha “besleyen” her ne varsa içinde çokça bulunan besinleri mideye indirmek ve sağlıklı yaşamak sadece bir varsayım. Sonuçları da gözlerimizin önünde olan bir varsayım.

Dönemsel rejimlerle de olacak gibi görünmüyor.
Önce belki -ideal olanı- aramak.
Günlük ideal yemek miktarı nedir ?
Ayaküstü atıştırma şeklinde mi ? Alıştığımız porsiyonun yarısı mı ? Çeyreği mi ?

Bir seferberlik ?
Kendine bir iyilik yap… Alıştığının yarısıyla beslen…
Yemek hep pahalıya patlar…
Sloganlar 🙂
FOODURİSTİK@ HAREKETİ
Niye olmasın ?
Merkezi uzakta “yemek hareketlerine” alternatif, Anadolu merkezli, kendi icadımız; Yememe Hareketi…

Mağaralardan, ağaç dallarından, savanlardan ilerleyen insanlığın serüveni şöyle bir resim sunmuyor mu; hayvanlar alemi rutin düzenlerini sürdürüyor, insan ise adım adım varoluşunu yeniden tanımlıyor, biçimlendiriyor. Ve doğa canlılarıyla biyolojik benzerliklerin niteliği/niceliği zaman içinde azalıyor.
Akıl marifetiyle, bu doğa benzeşmelerinin azalması nereye kadar gidebilir ?
Belki, aklın verilme nedeni hedefine ulaşana kadar…

Tabi konunun bir çok boyutu var. Geçenlerde yazmaya çalıştığım şiir taslağında futuristik bir hava vardı. Atom ötesi organizasyonun tavsiyeleriyle ilgili varsayımlar… Bu konuda anlama ve anlamlandırma bireyin keyfiyetine bırakılmış gözüküyor. Ben de “anladığımı sandıklarımı” helayı metafor ederek ve abartarak aktarmaya çalıştım. http://www.atalayergezen.com/chau-ciao-hella-fooduristik-veda/#more-1593
Az yemek, fasılalı oruç, diyet vs. hakkında dünyada çok geniş bir literatür vardır.
Yeme-içmeyi yok denecek kadar az düzeyde tutmanın, hem bedensel, hem zihinsel sonuçlarıyla ilgili literatür de…
Denemediğim için bilemiyorum.
Ama 15 senedir her seferinde aynı sonucu aldığım bir yöntemi söyleyebilirim.
40 lı yaşlara yaklaşırken bir karar aldım. Hasta olduğumda, iyileşene kadar -ilaç dahil- boğazımdan hiç bir besin geçip, mideme düşemez.
İlaçla/gıdayla, her kış en az bir hafta yatağa çakılan ben, bu yöntemle 24 saatte ayağa kalkıyorum.
—-
Dönelim boğazlara.
Gemi Karadeniz den geliyorsa,  İstanbul boğazından geçip, Marmara ‘da ilerleyip, Çanakkale boğazından çıkacaktır.
Giriş de çıkış da denetime tabidir.
Geminin tabi olduğu kuralların temeli İsmet Paşa ‘nın kuru fasulye üzerinden rakibini tufaya düşürmesiyle atılmıştır.

Medeni şimdi nerdedir, ne yapıyordur ki…
Çoktan usta olmuştur…
Sağol Medeni..
Sen bir tanesin… :))

Önemli not: Tek sebebe dayandığını sandığımız SONUÇ lar, aslında onlarca, yüzlerce değişkenin etkisiyle oluşuyor. Bu yüzden, GRİP hastalığında olumlu sonuç aldığım açlık kürü; benim bünyeme özel bir durum olabilir. Genel geçer bir yöntem sayılması için araştırılması gerekir. Siz, kendi değişkenlerinizi gözden geçirmeden denemeyin. Ya da doktorunuza danışın. Sonra “Atalay ın tavsiyesine uyduk komaya girdik vs” demeyin…

Atalay Ergezen
13.10.2019 Urla 00:54

Konu eğer ilginizi çektiyse, beslenmede “normal” dediğimiz şeyin bize maliyetini farklı açılardan anlatmaya çalıştığım aşağıdaki yazılarıma da göz atabilisiniz:

“MISIR” A GİRİŞ -KELİMENİN DERİNLERİNE KUANTUM BİR GEZİNTİ

UNCHAIN MY FOOD

DOYMAK VE MUTLULUK İLİŞKİSİ BİLDİĞİMİZİN TAM TERSİ Mİ ? Muziplik olsun Vol.3

CANIM BOĞAZLAR MESELESİ

UZAYLI İSTİLASINA ACI BİBERLİ ÇÖZÜM YA DA DÜNYA İNSANI ELELE VERMEYE ZATEN HAZIR

ACABA BUGÜN NE YEMESEM ??? EN İYİSİ DÖNER KEBAP

CERVANTES’İN AĞZINDAKİ BAKLA ? DON KİŞOT ‘UN YEMEK İLE İMTİHANI…

BÖYLE SIR MI OLUR, HER ŞEY ORTADA

MANY BAYRAM

– CİAO HELLA (Şiir -taslak;))

CİAO HELLA – FOODURİSTİK VEDA