Dünyanın karakutusu matruşka misali…

“Kendiliğinden gerçekleştiğine” dair güçlü inançlarımıza rağmen, kazalar ve doğal afetlerle ilgili şüphelerimiz git gide artıyor. Buna hastalıkları da eklemeliyiz.

Bilimsel gelişim açısından, şimdilerin bir yılını, 1900 ‘lerin on yılıyla bir tutarsak eğer, 2000 ‘den bu yana geçen 7 yıl içinde kulağımıza kayda değer buluşların yeterince gelmediğini iddia edebiliriz. Bir ara, ışık hızını geçtik, zaman tersine döndü, dediler… Arkası gelmedi… Uzaya gidiliyor, geliniyor ama ne yapılıyor oralarda ? Hedef üzüm yemek mi, dünyayı feth etmek mi ? Korkarım, son yıllarda bilim yoğun olarak stratejik konulara ve buluşlara ağırlık verdiği için kimseden ses, seda çıkmıyor.

“…Ve şunu da bilin ki Amerika Birleşik Devletleri iklim değişikliklerini tetikleyici çalışmalarda bayağı da rol almıştır..” Serdar Turgut (22.04.2004) Bu cümleler de, yine Akşam yazarı Güler Kömürcü ‘nün alıntısından alıntı: “Ve bizden bir uzman; Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selim Şeker’e göre de, elektromanyetik silahlarla sadece uçakları değil, uyduları bile düşürmek son derece kolay.” (07.12.2007)

Epeydir aklımı kurcalayan bir şey vardı. Hani, demode savaşların ötesindeki, doğal afetler, kazalar… Üzerinde hiçbir şüphe duyulmaz ise, -varsayalım- onu meydana getirenin ne işine yarar ? Olayların çirkinliği, onun meşruluğuna izin veremeyecek düzeyde olduğuna göre de kimse sahiplenmeyecek… Zaten “kim vurduya giden” terör eylemleri saymakla bitmez, bunlara bir de depremler, kasırgalar, seller eklenirse, kim çıkabilecek işin içinden…

Şiir, müzik, roman gün gelir, bir sosyal politika aracı olarak kullanılmaya başlanır mı ? “Sanat sanat içindir”, “sanat para içindir” ‘den sonra, yeni dünya düzeninin yeni sanat tanımı; “Sanat siyaset içindir”

Dick Lowry imzalı, Türkiye ‘de “Kıyamet” adıyla izlediğimiz “The End of the World” filminde, sinema tarihine geçebilecek güzelliklere rastlamadım. Siyaset tarihinde kendisine yer edinebilecek midir, onu zaman gösterecek. Filmde bir dizi gerçeküstü macera izliyoruz. Amerika ‘nın önemli kentlerini alt üst edecek bir kasırga “kötü adamlar” tarafından tetikleniyor ve yönetiliyor. Bu kötü adamlar atmosferin orta tabakası mezosferde bir şeyler yapıyorlar, yerden de, belli noktalardan gökyüzüne “cep füzesi” gönderiyorlar… Nasıl oluyorsa oluyor, kasırga yaratılıyor ve yönetiliyor. Bilim adamları da, kullanılan tekniğin detaylarını öğrenip büyük felaketi atlatıyorlar. Film, pek saçma bağlantılarla “bana inanmayın” diyor aslında, ama bittikten sonra gerekli olanı hafızalara yerleştiriyor; “Kötü adamlar doğal olayları tetikleyecek güce ulaşabilirler… Belki…”

Milliyet Gazetesi ‘nden Metin Münir, geçen yıl Türksat 1B ‘nin anlaşılamayan bir nedenle uzayda kaybolduğunu yazmıştı. Oysa 3 yıl daha, salınım durumunda faydalanılabiliyormuş. Uyduların karakutusu var mıdır ?

Dost/düşman tanımının bakış açısına göre değişkenlik gösterdiği bu karmaşada Türkiye ‘nin duruşu nedir ? Kanımca, ortak yönetsel bir aklı olan, uzun vadeli stratejiler üretip sürdürebilen bir duruş… İki kutbun çelişkileri bizim önemli deneyimler kazanmamıza vesile oldu.

09.12.2007

Akşam EGe