DÜNYAYI GÜZELLEŞTİRMEK; SANATLA, AŞKLA, BİLGİYLE BULUŞTURMAK; TÜRKİYE ‘YE YAZILMIŞ.


Neden öğünmeyelim ki ?
Hacı Bektaş-i Veli den başlasak saya saya bitiremeyiz.
Her birinin hayatının özetlerini okumaya kalksak, aylar sürer.
Ün salmışlara yetişemiyoruz, bir de adı çok da duyulmamışları katsak… Bitmez…
Say say bitmez…
1200 lerden öncesine uzansak…
Horasan ‘dan, Mezopotamya ‘dan,  Maveraünehir’den, Nil ‘den, Orta Asya ‘dan, Bereketli Hilal ‘den, Kutsal topraklardan, Kafkas ‘lardan daha nerelerden, uçmuş uçmuş gelmişler.

Zenginlik, İslamiyet dönemiyle de sınırlı değil.
(Hanspeter Tiefenbach “Anadolu ‘nun Azizleri” adlı kitabında, bu topraklarda yaşamış 150 kadar ün salmış aziz ve azizeleri anlatmış. M.S. 190-490 yılları arası)
Pagan döneminde, daha öncesinde; sanat ve aşk arayışı hiç bitmemiş. Bilginin hep “yeni” olanı aranmış.

Analar “Er” doğurmuşlar.
Her doğan “Er” emriyle doğmuş.
Her biri Anadolu Okulu ‘nun öğrencisi olmuş. Cefasını çekmiş. Piştikçe pişmiş.
Bilgiye ermek, farkındalığa ermek, yaşamın anlamına ermek boyunlarından hiç eksik olmamış.
Er doğmuşlar
Er doğrulmuşlar
Er yürümüşler
Hiç büyüklük taslamadan, hep kendi eksikleriyle güreşmişler.
Piştikçe eserler vermişler.
O eserler Dünya ya rüzgar olup esmiş. Dünya nın her yerine esin kaynağı olmuş.
Hiç bir düşün rüzgarına kapılmadan; er durmuşlar.
Vakit gelince er gezmişler; Avrupa’ya, Çin ‘e, Amerika ‘ya, Afrika ‘ya…
Erme, ulaşma çabaları hiç bitmemiş.
Cisimleri gezmediğinde eserleri gezmiş.
Gittikleri yerlere sevgi tohumları ekmişler.
Hayattan memnun olmanın yollarını, hayatın bize yüklediği ödevleri anlatmışlar.
Her birinin içi aşk ile huzur ile güven ile dolmuş.

Çocukları olmuş… Onların çocukları… Onların çocukları…
Nesil nesil. On iken yüz olmuşlar.
Bin iken yüz bin
Yüz bin iken, milyonlar…

Şimdi lütfen sorun kendinize.
Binlerce yılın örnek kimliklerine ne oldu ?
Uzaya mı gittiler ?

Onların genetik/kültürel mirasları hepimizde.
Kiminde az, kiminde çok.
“Karışmıştır, özelliğini yitirmiştir” diyenlere hatırlatırım;
Tanrı, bir sebebe ihtiyaç duymaz ama bize ille bir sebep lazım ise mDNA bunu anlamamıza yetebilir.
Geçen günlerde bir haberi de vardı. Mitokondri DNA, yani tasarımın ilk bilgilerini barındıran DNA… Anne tarafından taşınıyor. İster üzerinden 2000 yıl geçsin, ister yüzlerce farklı kavim ile karışsın. O güzel öze ve/veya kırıntılarına uzun zaman sonra olası her yerde rastlanabiliyor.

Yüzlerce, binlerce yıl öncesinden “örneklenmiş insan” ların yakın geçmişimizdeki temsilcilerini sayalım mı ?
Münir Özkul, Cem Karaca, Zeki Müren, Aşık Mahsuni Şerif, Aşık Veysel… Daha sayalım mı ?
Mustafa Kemal Atatürk, Nazım Hikmet, Sadri Alışık, Halide Edip Adıvar, Sadettin Kaynak, Avni  Anıl, Hasan Hüseyin Korkmazgil, Barış Manço, Ahmed Arif, Cemal Süreyya, Edip Cansever, Can Yücel, Gülten Akın..
Say say bitmez…

Türkiye ‘nin, bir takım rakamlarla, göstergelerle “Dünya Devleri” arasında olmaması, sadece bir kamuflaj.
Atalarımız yaşamı tanımak, Allah ‘ı tanımak/tanıtmak, ömürlük uğraşları olmuş. Tüm bilimlerden faydalanarak, aşklarını sanatla yoğurmuşlar. Onların isimlerinin başına; Şeyh gelmiş. Pir gelmiş. Gavs, Eren, Aziz, Derviş gelmiş. Hacı gelmiş.
Günümüzde, bu pırıl pırıl zekaların isimleri uzmanlıklarıyla taçlanmış.
Bestekar, şair, söz yazarı, ressam, heykeltıraş, şarkıcı, yazar, mimar, oyuncu, düşünür, filozof, politikacı, bilim insanı…
Polemik olmasın diye günümüzün yaşayan ünlülerini yazmıyorum.
Hele o binlerce yılın süzgüsünden geçip 20 yıl 30 yıl önce doğan “ünsüzler”
O sessizler…. Yüz binler, milyonlar…Sanatta, bilimde, aşkta, sevgide, farkındalıkta ileri fırlamayı bekleyen pırlantalar…

Akıl var, mantık var… Zaman içinde giderek nicelik ve nitelik patlaması yaşayan cevherler ancak “GÜZEL İNSANLAR ÜLKESİ” ne işaret eder.

Binlerce yıla yayılan Anadolu Okulunun mezuniyet vakti artık çok uzakta değil.
Dünya nın değişme arifesinde, “değişmeyeceğini düşündüğümüz ezberlerimizin” son kullanım tarihi neredeyse geldi.
Hani akla gelen ilk ezber; yüzlerce yıldır “örnek kimliklerin” çoğu erkek… Sanki yine aynı devam edecek ?
Hazır olun. O bacılar, o kızkardeşler, o sevgililer, o anneler gümbür gümbür geliyorlar.
Zihinleri ful açık, insanı -ses tonuyla bile- öldürmeyi bilmeyen, var olan her şeyi seven, sesini duyan, yüzünü gören herkese bir yaşam aşkı bulaştıran o insan güzelleri; sevgiyle, samimiyetle, aşkla geliyorlar.(Kadın, erkek dedik… Cinsel tercihi bu iki ana grubun dışındakiler de hiç ötelenmeden, herkes gibi yaşamın göbeğinde)
Bilimle, sanatla, güzellikle geliyorlar. Erme yolunda ermeyi öğretmek için geliyorlar.

Uzun zamanlara yayılmış bu muhteşem okul ve mezuniyetin “bir programlayıcısı” olmadığını düşünmek ayıp olur.
Hem de çok ayıp olur.
Ümit ediyorum hiç kimse böyle bir ayıbın kenarına dahi uğramaz.

Bu yazıya tesadüf eden hiç kimse, kendisini “örnek insan” şablonunun dışında saymasın.
Anadolu toprağının suyunu içmiş her birey, bu güzelliğin bir parçası. DNA açısından baksak bile, aralarında kan bağı olmayanların dahi, zaman içinde genetik benzeşmesini bilim gözlüyor.
Zerre kadar şüphem yok ki, bizler, dünyada gözü gören, kulağı duyan bireyler; vakti gelince ellerimizi açıp hem gülecek hem ağlayacağız.
Allah ım…
Allah ım..
Diyeceğiz. Belki ona en güzel nasıl hitap edeceğimizi arayacağız.
Rabbim… Allahım… Tanrım.. Hu…
Sıfatlarının birinden diğerine koşacağız. Hangisi en iyi anlatır ki ?
Kelimeler yetmeyecek… Melodilerin en güzellerini okumaya çalışacağız.
Aklımızın ve kalbimizin zirvelerini arayarak ona şükranlarımızı sunacağız.

Kara tahtada yazılı olanları tekrar tekrar okuyup, elimize silgiyi alacak hepsini silecek; yepyeni şiirler, yepyeni notalar yazacağız.

Türkiye “kelimesinin” bölünmesi anlamamıza yardımcı olabilir;
İşte bölüyorum:
Türk – iye
Türk ‘ün sahip olduğu.
“Töresi olanın” yükümlü olduğu
“Kural koyucuyu tanıyanların” toplandığı, görevlendirildiği yer.
(İlahi bir kurguyla, özellikle Türkçe dilindeki güzellikleri zaman geldikçe öğreneceğiz)

Taa 1970 ‘lerde Konya ‘nın Ereğli ilçesinde bir grup insan bir dernek kurdu.
Adı “SANAT SEVENLER DERNEĞİ”
Hiç kimse bu adı da faaliyetleri de kanıksamadı.
Sanat Sevenler Derneği
Zorlu yaşam koşullarının içinde, bir çok insan kaleme sarıldı, bağlamaya sarıldı, kemana, uda sarıldı… Resime sarıldı, şiire sarıldı.
En Büyük Sanatçı ‘nın sanatını içinde hisseden insanların ülkesi burası.
Zor koşullara inat, sevgiyi, sanatı elinden bırakmayanların, çözümün sanattan, bilimden, sevgiden geçtiğini bilenlerin ülkesi.
Ve bu topraklarda yetişip insanlığa eserler sunanlar; hemen hepsi gerçeğin ne olduğunu biliyordu. Her birinin eseri tekrar tekrar okunmayı bekliyor. O resimlerde, o şarkılarda gün gelip anlaşılacağı ümidiyle, sanatçı tarafından yerleştirilmiş; keşfedilmeyi bekleyen ALTIN ANLAMLAR.
Çünkü Allah da aynısını yapmış. Adeta var olan her şeyi, okunmasını ümit ederek yazmış. Sanki zekayı ve kalbi hep daha yoğun, hep daha yoğun çalışmaya teşvik edercesine; yaşamı bir bulmaca, bilmece misali önümüze koymuş.
İlahi olanı aramak/tanımak hiç kimsenin tekelinde değil. Ne bireylerin, ne grupların…
Her bireyin kişisel bağını arayıp, anlamlandırdığı bu süreçte; elbette tuzak kuranlar da olacaktır. Doğum sancısı olacaktır. Var olan tüm kalıpları reddedip yeniyi arayanlar, nokta atışıyla sahneye koyulup “atış serbest” denecektir.
Hem hedefe konulanların kararlılığı, hem de izleyenlerin tutumları son bir sınavdan geçecektir.
Ama biliyoruz ki, tuzakların en hayırlısı Yaradan ‘dan gelir.
Tanımlanmış/gündelik, klasik, açık/gizli; hiç bir yapıya bağlı olmayan yüz binler, milyonlar…
Bir tek kurşun atmadan… Bir kişinin kalbini kırmadan… Savaş, silah, kavga, yalan, iftira gibi kelime ve kavramları tarihin çöplüğüne atmak üzere…
Hem de tüm dünyada…
Hem de güle oynaya…

Atalarının mirasıyla, yaşadığı hayatın zorluklarıyla diğer ülkelere nazaran daha fazla pişmiş. Koşulları, Anadolu insanını daha öne itmiş.
Ya diğer ülkelerin insanları ?
Vakit tüm ülkelerin, “dünyanın mahalleleri” olduğunu görme vakti. Ülke sınırları palavra olduğu gibi, ırkların, dillerin, kültürlerin -birinin diğerine üstünlüğü- diye bir şey de yok. Dünyanın her yerinden, farklı renkteki, farklı güzellikteki insanları bunu gösterecek.
Matematikle uğraşırken, hücreyle uğraşırken, coğrafyayla, kimyayla, edebiyatla, müzikle uğraşırken; Tanrı yı bulan, yüz binler, milyonlar, milyonlar.
Kızılderilisi, Amerikalısı, Almanı, Japonu, Hintlisi, Arapı, İngilizi, Afrikalısı, Avustralyası… Daha nicesi… Daha nicesi…
Hiç bir örgüte tabi olmadan. Hiç bir gizli/açık baskıya boyun eğmeden, dünyayı güzelleştirme kervanında yerlerini almayı bekleyenler.

Bu nasıl mı başarılacak ?
Elektron mikroskobuyla göremediğimiz atomun, hayal bile edemediğimiz derinlerine hakim olan güç; zaman ve olay akışını da kendi haline bırakmış değildir.
Hacı Bektaş-i Veli ‘nin -henüz doğmadan- dağlara taşlara resmini yapan Yaratıcımız; tüm çocuklarına “iyi bir gelecek” resmetmiştir.

Güzel günlerin ümidiyle, aşkıyla kimler göçüp gitmedi ki bu topraklarda.
Kimler… Kimler…
Yetişemeden… Yetişemeyeceğini bile bile…
Belki yardım ümidiyle, geleceğe bir satır, bir fırça darbesi bırakıp göçüp gidenler…

Bizler halen hayattayız.
Hasta olacak zaman değil.
Göçüp gidecek zaman hiç değil.
Allah, -özlem duyan/duymayan- hiç kimseyi güzel günlerin şahitliğinden mahrum etmesin.
Atalay Ergezen
05.08.2018 Urla

Konuyla ilgili diğer yazılarım:

Anadolu İnsanı Feth eder gönülleri:

http://www.atalayergezen.com/anadolu-insani-gonulleri-feth-eder/

Merkezin Anadolu olduğunu sağır sultan nereden biliyor ?

ÖZLENEN GÜN / HESAP GÜNÜ

 

ACILARIN MATEMATİĞİ

Küçük yaşta aldım sazı elime
Dertli dertli vurdum sazın teline

Veysel, Abdal Musa
Pir Sultan Abdal
İçre bir dert, tarifsiz
Yunus, Karacaoğlan
Öksüz Dede, Aşık Garip
Ertaş, Çobanoğlu, Mahsuni

Kim derdi ki
Siz ölü ozanlar
Siz nesil nesil
Yetişemeden toprak olanlar

Kim derdi ki
Umutlarınız tohum olacak
Başağa kalkacak
Rüzgarla savrulacak
Kim derdi ki…

Kaçla çarpalım umutlarınızı
Kaçla çarpalım acılarınızı
Kaçla
Kaçla aşklarınızı
Kaçla

Kaçla çarpalım
O altın yüreklerinizi
Bilmem altın madeni
Sayabilir mi çoğalan yüzlerinizi

Kim derdi ki
Beklediğiniz
Adressiz, tarifsiz bir sızı yüreklere
On yıl, yüz yıl, bin yıl sonra…

Hepinize yemin olsun
Siz tuhaflar
Siz garipler
Hepinize yemin olsun

Olur da
Şahitlik bize denk gelirse
Ayaklarım sizindir
Ellerim sizin
Gözlerim sizin

A.E. 30 Ekim 2017 Urla