“EŞEKLİK BENDE” EKOLÜ NEDEN TARAFTAR BULAMADI ?

Bir gece yarısı bu düşünce/eylem kulübünü kurduk.
Toplantıda, yarısı tükenmiş sigaram ve ben vardık.
İki yıla kalmaz, en azından bir kişi katılır diye ümit ediyordum.
Olmadı.

İsmi yüzünden olabilir mi ?
Değil. (Zaten ismi gizliydi. Ama her okuyan biraz anlıyordu)

“Eşeklik bende” söyleminin, ince, derin ve kişiyi onurlandıran anlamları vardır.
………..

Ekolün mimarı eşeklerin başı olduğunu baştan kabul etmiş olur.
(Baş eşek değil, eşek başı)
(Ekolün muhatabı sadece gönüllü yan yana gelenler. Haşa !)
(Duyana, okuyana gizli bir kinaye içermez… Gönüllülüğü esas alır… Kendisiyle cebelleşip eşekliğini bizzat görmüş kişinin samimi bir seslenişidir…)

Kuru kuru bilgiye ulaşmak, depolamak neye yarar ?
Eşek başı ünvanı kolay alınmaz.
Yeterli başarısızlık öyküsü, uygun miktarda fiyasko, mahcubiyet ve bilumum omurgasızlık.

Dün, eveli gün, geçen sene söylediğiyle aynı yerde duran; bir milim ilerlememiş kabul edilir.
Söylediğiyle yaptığının birbirini tutmama hali de, aranan özellikler arasında.
Gündelik yaşama yansımayan bilgi diyorum yani.

Ama bu önemli bir eşik.

Kişisel hayata yansımayan, gündelik hayatı yeniden düzenlemeyen bilgi/bulgu; atlı karıncanın üstünde dönüp durmaya benziyor. Ha… Birisi daha renkli bir atın üstünde, karşıdaki daha sönük, soluk… Daire aynı daire, gidilecek yer aynı yer.

Çok bilmiş, ukala cümleleri sıralarken, okuyanı bir yerinden yakalayamadığımı biliyorum.
Kim mikrofonu, kalemi, klavyeyi eline alır da; “eksik, yanlış bende… ve sende” der ?
Alıştığımız bir şey değil.
Yanlış olan, kötü olan dışarıdadır, tarif edilir; “birbirini onaylayan” insanlar, öteki ile “mücadele” üzerinden etkileşim içine girerler.
Siyasi olsun, kültürel, sanatsal olsun örtülü bir “dokunulmazlığın” koruyucu zırhıyla akar gider.

Yani “eşeklik bende” akıl işi değildir.
Reklamcılık ve halkla ilişkiler bilimlerinin  söylediklerini radikal bir şekilde reddeder.
İçerik bir yana, bildik şablonlara dahi uyum göstermez.

Ama bu noktaya boşuna gelmedim.
Dinleyin. Bakın.
Durum aslında gayet açık ve net.

Bireysel ve/veya toplumsal enstrümanlar ne yöne evrilirse evrilsin; kimi şeyler hiç değişmiyor. Ve gittikçe kötüye gidiyor. Propaganda makinesi “kendimi temsil eden !” düşünceyi iktidara getirme umudu pazarlasa da; oradan da ümit yok.

(Şimdi büyük laf edeyim)

Sıkıntı ve memnuniyetsizliklerin sürekliliği sıradanlaştıysa, bunun kaynağı bireyin sıradanlıklarında gizlidir.

Sorgulanmayan, rutin hale gelmiş her şey.
Böyle gelmiş, böyle giden, tüm ezberler ve alışkanlıklar.

Hem de sözel dünyada kalmayan, eylemle yaşanan alışkanlıklar.
Fiziki, biyolojik dünyada bir devinimin sebebi olmuş, sorgulanmayan rutinler.

Bu ekol tutmadı.
Çok uğraştım.
Oysa ne güzel düşüncelerim vardı.
Mesela, kendisine liderlik yakıştırmış maymunun her dediğine inanmak kınanacaktı.
Hiyerarşi; “Lider” gibi bakmayı denemekle sınırlı kalacaktı.

“Tabuları yıkmak” heykeli devirmek, din değiştirmek gibi kolay olmayacaktı.
Mesela, 4 rakamının hep dört olacağı tabusunu yıkıp, ihtiyaç halinde 7 olarak okunabileceği kapısını aralık tutacaktık.

Put haline gelmiş sebep-sonuç mantığımızı laboratuar kurallarının dışına taşıracaktık.

Ne hayallerim vardı.
Dışardan dikte edilen ve içimizden gelen “eşeklik ötekilerde” ezberini ters yüz edecektik.
Birisi çıkıp :”Diğerinin eşekliğinin tescilinin bana ne faydası var ki” diyecekti. Mesela…
Bir diğeri: “Kendi yaşamsal ezberlerimi sorgulamaya vaktim kalmıyor. Hayatım ötekini yenmeye çalışmakla geçiyor.” gibisinden kibarlaştıracaktı.

Bir diğeri; “Nasıl yaşamalı sorusuyla yolculuğa çıkınca insan kendi eksikleriyle buluşuyor. Doğaya samimi bir özür borcu hissediyorum. Bu özürü dilerken doğanın güzide sanatçısı eşeğin adını geçirmek tam isabet olmuş. Eşeklik bende. Kim buldu bu ekolün adını ?”
diye araya girecekti.
Ben tevazu gösterecektim. “Ben buldum” diye çıkıntılık yapmayacaktım. Nihayet bu da başka bir tür eşeklik olabilirdi !

Sonra eşek başı sözü alacaktı: “Kamyonun silgeçini, sinyalini tamir etmekle oyalanırken; ıstavroz dağıttığını, yatak sardığını atlamışım. Halbuki çok uzun süredir sesler geliyordu. Alıştığım için oralı olmadım. Söyleyin şimdi benim hakkım değil mi eşek başı olmak ”

Olmadı
Olamadı.
Bi muhabbet edemedik. 🙁

Ama umutsuz değilim.
İnsanın, -doğa ile en yakın teması üzerinden- alışkanlıklarını sorgulayan ve yeni bir ritim arayışlarını eyleme döken milyonlarca insanın olduğunu tahmin ediyorum. (Bu cümlede doğayla barışmanın ipuçları olabilir !)

Sosyal medyada aklıma geldikçe “eşeklik bende” taraması yapıyorum.
Bu isimsiz yeni ekol, birileri tarafından; aynı yörüngeyi takip edip, aynı mertebeye eriştiyse…
İllaki aynı isimle anırmıştır 🙂

Yok !
İki üç eşek yan yana gelelim diye değil. Öylesine selamlaşmak babında…

Çünkü, “eşeklik bende” ekolünün doğal sonucu olarak; emir-kumanda, hiyerarşi, yönetsel şablon, suç-ceza, lider, kural gibi kavramlar tarihe karışıyor.

Kulübün tek kişiyle kalmasının altında da, tahminim böyle bir sebep var 🙁

Atalay Ergezen
22.03.2020 Pazar
Urla 19:49