Eski filmler yeni filmler

Senelerdir Türkiye’nin dış dünyada anti-propagandasını yapan meşhur film Midnight Express (Geceyarısı Ekspresi) için bir “deşifre kampanyası” başlatıldı. “Midnight Express”i gerçekte yaşayan Bill Hayes ile ropörtaj yapan Alinur Velidedeoğlu, filmin tamamen bir çarpıtma olduğunu gözler önüne serdi. Öykünün gerçek kahramanı Hayes, filmde gösterilenlerin yaşadıklarıyla örtüşmediğini, yani bir uydurma olduğunu söyledi.

Yurt dışında pek ilgi görmeyen bu açıklama Türkiye ‘de yoğun olarak işlendi.

Geçenlerde uzun yıllar yasaklı kalan Yılmaz Güney ‘in Duvar adlı filmini ikinci kez izleme şansım oldu.

Duvar, Yılmaz Güney ‘in son filmi. 1983 yılında Fransa ‘da çekilmiş.İç çekimlerde “yurt dışı” başarılı bir şekilde kamufle edilmiş, dış çekimlerde ise gür ormanlar, çim alanlar, düzgün yollar, insana “burası Türkiye ‘ye hiç benzemiyor” dedirten cinsten…

Ancak hapishanede geçen öyküyü izlerken “Hadi canım sende, Türkiye ‘de nerede yaşanmış, nerede yaşanıyor böyle saçmalıklar” diyemiyoruz.

Politik tavrıyla daha çok öne çıkan Yılmaz Güney, Duvar ‘da siyasal propaganda yapmak yerine farklı bir şey yapıyor; siyasal çalkantının yoğun yaşandığı yıllarda objektifini çocuklara çeviriyor.

Bir devlet kurumunda çocukların hangi şartlarda hayata hazırlandıklarına odaklanan filmde, kimi sahnelerde, arka planda, Atatürk ‘ün özlü sözleri görüntüleniyor.

Her film izleyene, kendi dar öyküsünün ötesinde, geniş bir bakış, anlayış sunabildiği oranda başarılı… Duvar filmini izledikten sonra, sadece hapishanelerde değil, devlet tüm kurumlarıyla cumhuriyetin çocuklarını hangi şartlarda geleceğe hazırlıyor diye insan düşünmeden edemiyor. Elbette bugünkü şartlar Duvar ‘daki öykü kadar vahim ve yaygın olmayabilir. Fiziki müdahaleye maruz kalmamak, hayatta kalmak, beslenme ve barınma sorunlarını çözmüş olmak 21. yüzyılda artık çok aşağılarda kalmış bir çıta seviyesi…

 

Takva

Yönettiğim internet sitelerinin birindeki ankette ziyaretçilere şu soruyu yönelttim; “Son dönem filmlerinden hangisi sizi hayal kırıklığına uğrattı ?”

Hokkabaz oyların %36 sını alarak birinci geldi. Dünyayı Kurtaran Adamın Oğlu ikinci. Organize İşler üçüncü…

Son dönem Türk filmlerinin tümü beni hayal kırıklığına uğrattı diyeceğim de, adım “memnun edilemeyen adam”a çıkacak diye çekiniyorum. Bir çoğunu izledikten sonra, son ve güçlü umudum Takva idi. Geçtiğimiz günlerde izledim… Çekimlerde ortak bir dil var, tüm sahnelerde renk ve aydınlatmada belirli bir denge gözetilmiş, içerikte belgesel bir nitelik var… “Dışardakilerin” bilmediği bir dünya tarafsız bir gözle yansıtılmış… Ama öykü yok…Ya da var olan öykü, fabrikasyon hızlı üretim çarkında telef olmuş. Sözüm ona doğru ile yanlış arasında gel git yaşayan kahramanın, “gel”i de, “git” i de uzakta kalmış. Hatta izleyenin içinde hissedemediği kahraman, durumu anlamış olmalı ki, kimi sahnelerde kendi kendine konuşup ruh halini tribünlere aktarmaya çalışıyor. Sadece sinema dilinin gereklerini yerine getirmek filme belki güzel dedirtebilir ama öykü ve senaryonun eksiğini ne kadar kapatabiliyor ? İkinci kez izlemekten memnun olacağım tek bölümü zikir sahnesi… Takva Antalya Film Festivali’nde 9 ödül almış, Atilla Dorsay övgü yağdırıyor…Yok, yok.. Galiba gariplik bende…

07.04.2007

Akşam Ege

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.