FARKLI BİR AÇIDAN BÖLÜCÜLÜK

Knidoslular istilalardan korunmak için Datça yarımadasına kanal yapmaya kalkmışlar.
M.Ö. 500 lerde. (Heredot)
Yarımadanın en daraldığı yere kazmayı vurmuşlar. Yarımadayı bölecekler. Ama ardarda kazalar olmaya başlamış. Yaralanmalar, ölmeler…
Bakmışlar, bir gariplik var. Kahinlere danışmışlar.
Yanıt: Tanrı burayı ADA yapmadığına göre, yarımada olarak kalsın…

Doğayı fazla kurcalamaya gelmez.

İstanbul ve Çanakkale boğazları, doğal.
Korint ve Süveyş yapay.

İnsanoğlu arabaya atladığında dünyanın istediği yerine basıp gidebiliyor. Pasaport vize varsa tabi.
Yayan gitmeye kalksan, dağdan tepeden… Sınıra toslanır. Ya mayın vardır, ya duvar.
Bu insanlar için.
Ülkeler, komşularıyla arasındaki insan ve ürün geçişlerini denetleyecek, böylece güvenlik vs. başımız göğe erecek…

İnsanın insana eziyetini şimdilik cebimize koyalım da, konuya bir de toprak üstünde ilerleyen canlılar açısından bakalım.

Hangi ülkenin vatandaşına sorulsa, çoğunluk ülkesinin siyasi sınırlarının değişmesini istemez, ülkesinin bölünmesini istemez.
Aynı şey tüm canlılar için geçerli.

Bir coğrafyayı boydan boya ikiye, üçe, dörde, beşe bölerken o coğrafyayı kullanan canlıların hali nicedir ?
Demiryolları, otoyollar, “kimse geçmesin” diye inşa edilen megalitik duvarlar, diğer canlılar için de bir engel.
Bizi birbirimize kavuşturan yollar…Ah o yollar…
Kirpinin, tilkinin, tavşanın, her tür sürüngenin, kurdun, köpeğin, domuzun ve bilmediğimiz daha nicelerinin hareket alanın kısıtlanmasına sebep oluyor.

Hepsi kuşlar kadar özgür değil. (Ki onları da çok etkiliyoruz)
Yer canlılarının, günlük, aylık hareketleri var. Mevsimlik göçleri var. Onlarca yıla yayılan hareketlikleri var. Diğer türlerle ilişkileri var.
Var da var.

Şimdi bunları, o yürüyüşünü dar alana hapsettiğimiz canlılar için -içimiz acısın- diye söylemiyorum.
Dünya insanı senede 300 milyon ton et tüketirken (doğruysa!) doğa sevgisi/hayvan sevgisi başlıklı gönül almalar havada kalıyor.
Aslında, belki özel bir -bitki/hayvan duyarlılığına- da ihtiyaç olmayabilir.

İnsanın, -yolunda giderken engelle karşılaşan hayvanların yaşadıkları- umurunda olmayabilir.
Ama bir kirpinin, bir yılanın, bir kaplumbağanın bu duruma vereceği yanıtlar bizim hayal gücümüzün dahi sınırlarını aşıyor.
Bu durumda, canlı hayatın rutinini koruyucu rol üstlenmek, aslında insanın kendisine bir iyilik yapması anlamına geliyor.

Sadece Anadolu değil. Tüm dünya için geçerli, bu -kendine bir iyilik yapmak üzere-, diğer tüm canlılığın taleplerini işin içine katmak.

Türkiye nin yüzölçümü 770760 km²
Kıyı uzunluğu 8333

Bu yüzölçümdeki “insan yerleşiminin” payı nedir ? %10, %15 ?
Geriye kalan çok büyük bir alan, birbirlerine demiryollarıyla, otoyollarla, bölünmüş yollarla bağlanıyor. Bağlanırken, canlı dünyası açısından coğrafya bölünüyor.

Planlama yapılırken, kılı 40 yarmak yetmez.
Çata, pata olduruverince, biz kullananlar memnun oluruz da; bu memnuniyetin doğa canlılarına maliyeti ne, dolayısıyla bize geri dönecek asıl maliyeti ne olacak ?
(Doğa, karar veren, projeyi yapan, işleten, son kullanıcı diye insan ayırımı yapar mı ?)

ÇED raporu hazırlayanlar Klaros’a gitseler, soracak kahin bulamazlar.
Uygun mevsimde, Priene-Milet arasını camı açık araçla giderlerse, -benim gibi- bir arı saldırısına uğrayıp, isyanın boyutlarıyla ilgili ipucu edinebilirler.

Doğayla dengeli uygulamalar yapılana kadar, zeminden uygun yükseklikteki, demiryolları ve otoyolların altına galeriler açılabilir. Uygun aralıklarla. Ellişer metrede mi olur, otuzar metrede mi…

Bolu dağlarından Zonguldak yönüne geçmek isteyen bir tilki ailesi, Ankara ‘yı dolanmak zorunda kalırsa bize küfür edebilir.
Marmara Ereğlisi, Tekirdağ hattındaki canlılık, harita üzerinde hapsolmuş görünüyor.
Güneye yürüseler deniz… Diğer tüm yönler, demir ve karayolu ağlarıyla kapalı.

“Bu zamana kadar sıkıntı yaşamadık”
Kim diyor ?
Yaşamadık mı ? Yaşamıyor muyuz ?

Canlı dünyanın tahammül eşiği için kahinlere tekrar sormaya gerek var mı. 2500 yıl önce cevabı zaten vermişler.

Bu günlerde, kanal İstanbul, ihale falan gibi haberler çıkıyor.
Aman…

Sebep ile sonucu, aynı zamana ve aynı mekana sıkıştırmak gibi bir alışkanlığımız var.
Ezberlerimizden biraz sıyrılınca, bakış açıları yenilenir.

Çok lazımsa yine açılır kanal…
Solucanın, farenin, kurdun, köpeğin hakkı projeye dahil olduğunda başka bir şey çıkar ortaya.

Görme mesafemizdeki hayvanlara mama verdiğimizde, bize onlardan bir “memnuniyet” geri yansıyor.  (Bazen de.. Çoğu da tok ama sıkça saldırıyorlar, niye acaba?)
Tüm canlı dünyanın İnsan dan memnuniyet düzeyi ise gözlerden uzak.

İzmir’den  İstanbul’a 3.5 saatte gitmek güzel.
Ama sol yakada kalmış bir canlı sağ yakaya bir daha hiç geçemezse, onun ahı nerelere kadar gider bilinmez.

2000 metredeki suyu borunun içine alıp, sıfır noktaya kadar onlarca tribünü çevirtmek mantıklı.
İnsanın “ihtiyacına” cevap vermesi açısından mantıklı.
O akan sudan binlerce yıldır faydalananlar şikayetçi olduklarında verecek cevabımız hazır mı ?
1- Çok mu lazımdı ?
2- Başka bir yolu yok muydu ?
3- Emin misin ?

Atalay Ergezen
28.11.2019 Urla
Perşembe 22:41

HAKİKATIN, TEHLİKE VE KORKUYU UZAKLAŞTIRMA GÜCÜ NEREDEN GELİYOR ?

“MISIR” A GİRİŞ -KELİMENİN DERİNLERİNE KUANTUM BİR GEZİNTİ

UNCHAIN MY FOOD

DOYMAK VE MUTLULUK İLİŞKİSİ BİLDİĞİMİZİN TAM TERSİ Mİ ? Muziplik olsun Vol.3

CANIM BOĞAZLAR MESELESİ

UZAYLI İSTİLASINA ACI BİBERLİ ÇÖZÜM YA DA DÜNYA İNSANI ELELE VERMEYE ZATEN HAZIR

ACABA BUGÜN NE YEMESEM ??? EN İYİSİ DÖNER KEBAP

CERVANTES’İN AĞZINDAKİ BAKLA ? DON KİŞOT ‘UN YEMEK İLE İMTİHANI…

BÖYLE SIR MI OLUR, HER ŞEY ORTADA

MANY BAYRAM