FİLTRE’DEN MUCİZE BEKLEMEK

Geçenlerde İzmir ‘de bir internet kafeye gittim. Niyetim, yönettiğim sitelerden birine girip içerik güncellemek…

Ama heyhat !

Herkesin beğeniyle izlediği web sitesi, kafenin filtre programı tarafından “zararlı” bulunmuş açılmıyor…

Görevliyi çağırıp, filtreyi devre dışı bırakmasını rica ettim, böylece işimi görebildim…

Ortalığı bir filtre telaşıdır aldı gidiyor. Hangisini alsak, hangisi daha iyidir…

Polis internet kafelere girip soruyor; “Filtre programınız var mı ?”

 

Aynı zamanda bir web tasarımcı ve internet kafe işletmecisi olarak söyleyeyim:

İstenmeyen sitelerden uzak durmanın tek yöntemi var, o da ÖZ DENETİM.

Yeni yetişen neslin bilgi teknolojisiyle tanışmasını sağlayan internet kafelerin, internetin “zararlı içerikleriyle” birlikte anılıp, “günah keçisi” haline getirilmesi son günlerin popüler çözüm önerisi… Hatta kimi yazarlar aleni duyuru da yapıyor: “Sakın çocuklarınızı internet kafelere göndermeyin !”

Bu aynı zamanda, kendisinden beklenen işlevi tam yerine getiremeyen elektronik filtrenin, kamusal alanda kanaat önderleri tarafından şekillenen versiyonu… (Acaba bir gün, faydalarını anlatan, hiç olmazsa meyhanelere, kahvehane köşelerine alternatif, kişisel donanımı geliştirici özelliğiyle ülke genelinde önemli bir işlevi yerine getirdiğini söyleyenler çıkacak mı ?)

 

8 yıllık tecrübelerime dayanarak söylüyorum; sıradan bir internet kafede bilgisayar kullanan bir kişi, kendi odasında kendi bilgisayarıyla baş başa olan bir kullanıcıdan çok daha fazla gözetim ve denetim altındadır. Yani, yetişkinlerden çok daha hızlı biçimde “bilgisayar kurdu” olmuş yeni nesil, evinde ebeveynini çok rahat atlatabilir ama internet kafede, kafe yöneticisinin ve çevrenin potansiyel denetimi onu daha fazla zorlar…

 

Bu alanda özdenetimin açılımı şöyle; internet kullanıcısının kendi kendisini denetlemesi ya da ailenin çocuğu denetlemesi ya da kamusal alana hizmet eden internet kafe işletmecisinin müşterilerini –manuel yöntemlerle- denetlemesi…

Ötesi göstermelik… Dostlar alışverişte görsün…

 

Filtre programların çalışması iki ana yönteme dayanıyor. Birincisi zararlı içerik barındıran web adresinin tanımlanması, böylece o adresin yasaklanıp görüntülenmemesi… Zararı izleyenin yaşına göre değişkenlik gösteren içerikteki web siteleri milyonlarca… Ve her gün binlerce yenisi ekleniyor… Hangi birisi tanımlanabilecek?

Diğer yöntem ise kelime tanımlama. Zararlı olma ihtimali yüksek kelimeleri tanımla, o kelimelerin geçtiği siteler açılmasın… Türkçe, İngilizce, Almanca… Rusca… Hatta Çince, Japonca…

Tabii program sitedeki kelimeleri, eğer site html tabanlı hazırlanmışsa okuyabiliyor. Eğer site flash ise ne olacak ?

Ya da yayın streaming ise ? Yani bilgisayara hiçbir veri depolamadan, doğrudan serverden izlenen akışkan görüntüler şeklindeyse ?

 

Kötü kelime, iyi kelime

Zararlı kabul edilip listeye alınan binlerce kelimeden birinin hiç de zararı olmayan bir sitede var olması halinde ne olacak ? Bildiğimiz en zararlı kelime “sex”. Ama bu kelime İngilizce’de aynı zamanda “cinsiyet” anlamına da geliyor. Yani herhangi bir yerde üyelik formu doldururken eğer cinsiyetiniz soruluyorsa, filtreyi devreden çıkarmakla uğraşacaksınız demektir.

(Filtre elbette tamamen işe yaramaz değil… Niyeti kötü olanların ve aynı zamanda bilgisayara hakim olanların dışındaki kullanıcılar için kısmen faydalı olabilir)

 

Tedbir suyun başında neden alınmıyor ?

Dünya çapında “zararlı içerik” dolaşımını uluslar arası boyutta ele almakta fayda var. Çin’in bu denetim konusunda kantarın topunu fazla kaçırdığını söyleyebiliriz ama Avrupa ve Amerika zararlı içeriği engelleme konusunda hiç samimi görünmüyor bana… Varsa yoksa bildikleri tek şey; yıpratmak istedikleri ülkelerden IP tespiti yapıp, İnterpol aracılığıyla son kullanıcının tepesine binmek. Ya da kendi ülkelerinden 3-5 kişiyi yakalayıp, TV programlarında günah çıkarmak… Yahu hemşerim, ICANN (alan adları yönetim birimi) sizde, dünyanın önde gelen binlerce hostingi (ana makine) sizin sınırlarınız içersinde… Eğer samimiyseniz zararlı içerikten kurtulmaya; binin bakalım zararlı içerik barındıran ana makinelerin sırtına… Demokles’in kılıcını biraz da alan adlarını yöneten onlara yayın hakkı veren ICANN ‘ın başında sallayın biraz ?

 

İnternet için ulusal tedbir

Elektronik iletişim ulusal düzeyde vahim bir hal alıyor. Konuyla ilgili devlet politikası ve teknik birim oluşturma süreci geç de olsa başladı. Sorun sadece zararlı içerikle de ilgili değil. Para ile ilgili işlemlerin musluğu, bir çok yazılımın yönetimi de dışarıda.

Geçenlerde postacı Amerika’dan bir zarf getirdi. İçinden gayet resmi görünen bir fatura çıktı.

Yönetim hakkı bende olan ve süresinin dolmasına 9 ay olan bir alan adı için ödeme istiyorlardı: “Alan adınızı uzatmak için lütfen aşağıdaki banka hesabına 700 USD yatırınız. Aksi halde alan adınız 3 hafta içinde devre dışı kalacaktır”

Durumu New York polisine e-mail yoluyla bildirdim.

Hiçbir yanıt gelmedi.

Varın siz çeşitlendirin elektronik iletişimin uluslar arası para dolaşımı vs. risklerini…

İnternet kafeleri zarar yuvası ilan etmek işin kolay ve popüler yolu… Çok daha çetrefil ve önemli işler var.

17.02.2007

Akşam Ege

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.