Geçmiş olsun

GSM operatörünün son reklam filmini gördünüz mü ? Cat Stevens ‘ın sevgilisi için yaptığı şarkısı Lady d’Arbanville ‘den uyarlanmış; “İyice bir bakın, bir bakın sahaya…” Topu kapan oyuncu kaleye doğru koşuyor, kaleci şaşkın, topun arkasından bir ordu geliyor… Takımlar kaç kişi dersiniz ? 50, 80, 200…

Milli Takım sponsorunun, -tribüne uygun- bu güzel uyarlaması, dillere dolanabilecekken Bosna Hersek maçında tezahürat fiyaskosu yaşandı… Sorun değil, maç kazanıldı ama o sahne hep aklımda; Yüzlerce futbolcunun topu önlerine alıp karşı kaleye hücuma geçiyor… Reklamı hazırlayanlar, ülke çapında milli takıma verilen desteğin sembolik anlatımı için bu yolu tercih etmişler. Ancak, kasıt aramasak bile, ikincil, üçüncül öğeler zamanın “olağanlarını” işaret eder cinsten. 1. Olağan; bize ait olmayan bir melodinin bizi ifade ederken kullanılması. 2. Olağan; Oyunun kurallarına uyum, “oyunu kazanmanın” vazgeçilmez şartı değildir.

 

Son yıllarda hayatın en ağır örselenen kuralı samimiyet. Gerçek de, gerçek dışı da aynı çuvalın içersinde. Hedefe uygun seçeneği ararken, onların gerçekle ilişkisi çok önemli olmayan bir ayrıntı. Televizyonlarda “uzmanlar” öğüt veriyor: “Huzurlu bir evlilik için, eşinizle ilgileniyormuş gibi yapın. “ 30 sene önce böylesi öğütler normal karşılanabilir miydi ?

Değişen koşullar, devletlerarası ilişkilerde, tüm oyunların varsayılan değişmez kuralı samimiyeti/dürüstlüğü tamamen ortadan kaldıracağa benziyor. Siperlerin kazılıp, tarafların birbirlerini yok etmek için verdikleri uğraşın “dürüstlüğü” tarihe karışıyor. Kim kimle dost, kim kimle düşman ?

Kitlelerin karar mekanizmalarını etkileme özellikleri azaldıkça, uygulama yeteneği kalabalıklardan elit kadroların eline geçtikçe, ikna yöntemleri de, araçları da çeşitleniyor.

Bildiğimden değil, mantık yürütüyorum. A ‘nın niyeti B ‘yi hizaya getirmek ise, ya “demode yöntemlerle” görsel şovlar düzenleyecek ya da hayal gücümüzün yetmeyeceği manipülasyonları deneyecektir… Hani bizim bildiğimiz savaşın ön önemli kuralı; tanımlanabilir taraflar, zaman ve mekanlarda şekillenmesi. Kural tanımayan savaşın, en önemli aktörleri ise gizli servisler. Araçları, mekanları ve zamanları belirsiz. Yetenekleri ise, belki 80 yıl öncesinin büyük savaşlarıyla ancak elde edilebilenlerle eşdeğer… Değilse, ABD Türkiye bütçesi kadar bir bütçeyi CIA ‘e ayırır mıydı ? Kaldı ki, “gizli servisler” sıradan vatandaş, bizlerin adresini bilmemizde sakınca görülmeyen organizasyonlar…

Yani, yakın gelecekte 3. dünya savaşı hayalleri kuruluyor ya… Öyle, başı ve sonu tarihe yazılabilecek bir savaş; gelişen teknolojinin yanında anlamsız kalacak gibi görünüyor. Bakteri bulutları, genetik müdahale ile çaresi olmayan, daha adı konulmamış yeni hastalıklar, küremiz de hazır ısınırken “doğal afetler”, insan davranışını yönlendiren sinyaller, “pek samimi görünen” sosyal hareketler, ekonomik silahlar, bilişim müdahaleleri… Tüm bu kaynağı belirsiz olaylar sonrasında, zarar gören tarafa “Geçmiş olsun” denilecektir. Diplomatik bir “geçmiş olsun”.

Futbol vesilesiyle tarif edilen milli duruş, bizi dünyanın “çağdaş” duruşunu aramaya itiyor. En ileri olanlarının niyetini ve olası araçlarını tahmin edebilirsek, 100 kişilik takımla sahaya çıkmak –sembolik olmayan yanıyla- çok da absürd durmuyor.