GÖBEKLİTEPE MEKTUBUNUN OKUNABİLİR SATIRLARI

Urfa ‘da üzeri toprakla örtülü zarfın açıldığı yıllarda düşündüklerim farklıydı.
Avcı ve toplayıcılıkta ısrar eden insan topluluklarını hayvan öldürmekten vazgeçmelerini öğütleyen/öğreten merkez.
Sanki, insan da kurban ediliyordu. Yerleşik hayata geçip, vahşi yaşamdan elini çekmesi isteniyordu.
O yıllarda ilginç bir şey oldu.
Rahmetli Klaus Schmitt yönetimindeki kazıda bir insan başı heykeli bulundu. Ve bir kaç gün içersinde çalındı !
Ondan geriye, sadece bir kaç açıdan çekilmiş fotoğraflar kaldı. Başın üzerinde kuşa ya da kaplumbağaya benzer bütünleşik bir figür.


Bana ilginç gelen, bu heykelciğin ağız ve çene yapısının NEANDERTAL insana çok benzemesiydi. İnce dudakları ve öne çıkmış çene yapısıyla tıpkı grafiklerle tarif edilen soyu tükenmiş akrabalarımıza benziyordu.
Bu arada, Neandertal,  Almanya ‘da Düsseldorf yakınlarında bir vadi. Fosiller orada bulunduğu için bu insan türü Homo Neanderthalensis adını almış. (Meander ile şimdilik bir bağlantı yok)
Doğru ise, Neandertaller söylendiği gibi 30-40 bin yıl önce değil, 10-12 bin yıl öncesine kadar varlardı.
Göbeklitepe, bildiğimiz türden bir tapınak değildi. Orası, insanın vahşi doğadaki baskısını dönüştürmek üzere kurgulanmış olmalıydı. Böyle bir organizasyonun muhatabı avcı ve toplayıcı insan grupları olabilirdi. Neandertal insana benzeyen figür de bu düşüncemi destekliyordu.

Belki bunlar doğru. Ve ilginç.
Ama ayrıntıların insanı “kör” etme gibi bir özelliği de var.
Bir çok konuda olduğu gibi, derinlerde define ararken, en önde duran mücevheri göremeyebiliyoruz.

Sebebi bakış açısı.

Kastettiğim “bakış açısı”, fiziki bakış açısını da içeriyor, algıdaki esnekliği de…
Öte yandan bir bulgu, diğerini yalanlamak zorunda da değil.
Bir taş ile, mümkün olduğunca çok kuş havalandırmak, doğanın düzeninde var.
Yaşam bu konuda da hiç “müsrif” davranmıyor.

Göbeklitepe mektubunu doğru okumak için mikroskobun icat olması gerekiyordu.
Mikroskop icat oldu, elektron mikroskobu da icat oldu.

Göbeklitepe ‘deki mimari yapılar neye benziyor ?
Yandan bakıyoruz, üstten bakıyoruz.
Yuvarlak bir masa ? Yuvarlak bir havuz ?
Benzer boyutlarda bir benzeşim ararken, en yoğun benzeşim mikro boyuttan geliyor.

HÜCRE
Evet HÜCRE.
Almanların ZELLE dedikleri, İngilizcede CELL denen HÜCRE.
Canlılığın yapı taşı HÜCRE

İngiltere ‘deki Stonohenge ‘de de iç içe duran dairesel mimariyi gözlüyoruz.
Ama Göbeklitepe dış membranı ile, endoplazmik retikulum denen çekirdeği çevreleyen duvarlarıyla tam bir hücre. (Görsellere bakınız)
Zaten bu mimaride içeri girmek için bir kapının yapılmamış olmasına anlam verilemiyordu.
Elbette hücrede olmadığı gibi, megalitik kopyasının da kapısı olmayacaktı 🙂

Diğer hücrelerle alışveriş yapılan geçiş yapısı da var. Dış duvara bütünleşik bir çıkıntı. Galeri…
Göbeklitepe görselinde görülebilir.
Bu da: hücrenin RESEPTÖR ü 🙂

Kireç taşından yapılmış T form sütunlar temel bir karakter olarak önümüzde.
Ortada, karşılıklı dikilmiş iki adet T sütunların insanı betimlediği daha önce söylendi.
Reseptörlü yapısıyla, T HÜCRESİNİN insan için hayati önemde olduğunu bu bilgiye ekleyeyim.
T hücresi adını, kendisini üreten TİMUS bezinden alıyor.
Timus bezi iki göğüs kafesinin buluştuğu noktaya yakın bir yerde bulunuyor. (Ağır sıkıntılarla karşılaşınca insanın kendi göğsünü yumruklaması, T hücresi imalatını artırma çabası olarak yorumlanıyor.)
(Müzik dinlemek, şarkı söylemek de aynı etkiyi yaratıyor mudur ?)

İNSANA HAYATİ BİR FORMÜL SUNUYOR
Arkeolojik kalıntılar okunup raflara kaldırılacak bilgiler mi içerecekti ?
Geçmişten kalan ne varsa, bugünü ve sonrasını yeniden düzenleyecek şifreler içeriyor. Yani günlük hayata yeni bir düzen verilmesini tavsiye eden öneriler…

Göbeklitepe sütunları üzerindeki hayvan görsellerinin ortak bir özelliği var. Bir çoğu insan tarafından av olmuş halde. Kimisi ağ ile avlanmış, kimi mızrak ile, kimi de olta ile.
Ve hepsinde kızgın bir ifade. Dişleri ön planda, cinsel organları ısrarla resmedilmiş.
Sanki yaşama ve üreme hakkını elinden alan insana ateş püskürüyorlar.

Sıkça karşılaşılan grafik demetlerine dikkat eder misiniz. Birisi yere yönelik yılan gibi bir kabartma. Yılan betimlemesi olduğu söyleniyor. Ama sperme daha çok benziyor.
Bildiğimiz bir canlıyla/nesneyle ilişkilendiremediğimiz benzeri görsellerin çoğu mikroskopla görülebilen mikro dünyanın çizgilerine benzemiyor mu ?

Böylece Göbeklitepe, insan olsun hayvan olsun, canlılık ile mikro dünyayı aynı mekanda kullanarak; hücreyi tanımadan ana sorunlarımızı çözmemizin imkansızlığını kulağımıza fısıldıyor.
En fazla “çöpten adam” figürlerinin yapılabildiği bir çağda, üç boyutlu ve mükemmel arslan heykelciliğiyle; “zamanda geriye gittikçe bilgi azalır” ezberimize bir selam çakıyor.
Hatta, ihtiyaç duyduğu yerlerde abartma sanatını kullanıp, birebir kopyanın çoktan aşıldığının işaretini veriyor.

Bir kaç yerde görülen H harfi.
Birisinin hemen altında ona doğru bakan bir hilale benzer figür.
HÜCRE ve HİLAL kelimeleri H harfiyle başlar 🙂

– Milattan önce mikroskop mu vardı 🙂
– O devirde, daha ortada Türkçe bile yokken, gelecekte HÜCRE diye bir kelime olacağını (anlamıyla birlikte) nasıl bilebilirler ki 🙂

Gülmek serbest 🙂

(Parçacık ve dalganın ötesindeki iradenin yeteneklerini; biz genelde kendi yeteneklerimizin bir kaç halka ötesine taşıyoruz. Oysa “Her şeye gücü yeter” ifadesinde bir sınırlama yok. ZAMAN dediğimiz kavram da buna dahil.)

İsteyen “uzaylı müdahalesi” desin, sıkıntı yok. Göbeklitepe üzerinden gönderilen mektubu kendime göre nasıl anlamlandırdığımı aktarmaya devam edeyim.

H sembolünün ikincil -belki daha da önemli- anlamı KROMOZOM.
Hücre çekirdeğinde bulunan kromozom, DNA yapılarını barındırıyor ve yanlardan biraz basık H görseli veriyor. (Ekteki grafiklere bakabilirsiniz)
(Bugüne kadar YILAN olarak tanımlanıp, sağlık sembolleri olarak lanse edilen ikonik görsellerde… Yılan yerine DNA sarmalı desek yabana gitmez. Sağlık adına, yılan yerine hücre ve DNA yı merkeze oturtmak daha fazla işe yarayabilir. )

İşin içinde hücre olduğuna göre, bu mesaj yaşadığımız yüzyıla gönderilmiş bir mesajdır.
Öyleyse tüm figürler ve sembollerin muhatabı sadece 12 bin yıl öncesinin AVCI ve TOPLAYICILARI değil, günümüz insanı da…
Yani Göbeklitepe ye bakarken, binlerce yıl önce yaşanmış, olmuş, bitmiş bir hikayenin nostaljik bir yolculuğunu yapmıyoruz.
Bugün, şu yaşanılan dönemde insanın elinden tutup, yardımcı olmak isteyen güç ne anlatmak istiyor ?
İletilerin, AKIL yürütme ile anlaşılabilecek mesafede olması beklenir. Sadece Einstein ın algılayabileceği zorluk derecesinde olsa idi, geniş yığınların anlama/algılama sorumluluğundan muaf olmaları gerekirdi.

Ki gerçekten öyle. İnsanlığın diğer tüm biriktirdiği verilere paralel duruyor. Anlaşılabilir bir basitlikte, incelenmesi gereken ana faktörü masanın üstüne koyuyor…

Göbeklitepe de, mikroskopla görülebilen boyuttaki hücrenin devasa bir mimaride yapılması; ondan çok daha büyük olmasına rağmen, insan ve hayvan figürlerinin mega yapının küçük parçaları halinde olması da çok anlamlı.
Rölyeflerde, heykelciklerde anlatılan hikaye; gündelik hayatın, doğadaki var olma tarzının resmini çiziyor. Tüm bu hikayeleri kapsayan büyüklükteki HÜCRE ile de; CÜCE sanılanın her yanı sarıp sarmalayan, tahmin ötesi özellikleri olan CAN ın kendisi olduğunu gözümüze sokuyor.

Ve çok ustaca, canlı dünyanın, doğayı korumaktan da sorumlu olan Adem çocuklarından, memnun olmadığını haykırıyor.
Memnuniyetsizliği vurgularken, bu kısır döngüden çıkmanın formülünü de fısıldıyor:

“HÜCRENİ TANI, TÜM HÜCRELERİN HAKKINI GÖZET”

Hücreyi doğru tanımak bizim günlük yaşantımızı, alışkanlıklarımızı etkiler.
Bedenimi oluşturan hücrelerin ideal sağlığı için ne yapabilirim, sorusu; insanı, doğanın tüm öğeleriyle gönüllülük esaslı bir yanyanalık yolculuğuna çıkarır.

Göbeklitepe den, HÜCRE diyor ya.
Öyleyse bir sonraki yazımın konusu; hücre sağlığının kara delikleri ve alışkanlıklar üzerinden hücreye yapılan eziyetler…
Hücre sağlığı, Göbek ve Göbeklitepe ilişkisi…

Atalay Ergezen
06.12.2019 Cuma
15:11 Urla