Hepsi kara; Poşulu, Peçeli, Kalpaklı, Yılan…

Son yıllarda rast geldiğim dizilerin ortak bir karakteri var. Olağan dışı zamanların isimsiz ama lakaplı kahramanları… Kimi sonlanmış, kimi halen devam eden dizilerde kullanılan bu ortak karakter, düşmanla girişilen haklı mücadelede, zorunlu bir gizlilik gereği kamufle oluyor. Kırık Kanatlar dizisindeki kahramanın kamuflajı peçeydi. Kurşun Yarası ‘ndaki kahramanın ise poşu. Evlada Rumeli ‘de gizlenme bir atkıyla sağlanıyor ama lakap kalpaktan geliyor; Kara Kalpaklı… Kara Yılan dizisinde de diziye isim olan kahraman da, kimliğini gizleyip işgal kuvvetlerinin başına bela oluyor.

Düzenli ordularla gerçekleştirilen işgallere, düzensiz kuvvetlerle karşı koymanın, fiziki dengeleri zorlamaktan çok, yerel direnişe moral katkısı başka yapımlarda da işlenmişti. Vassili Zaitsev’in gerçekte de yaşadığı söyleniyor. Kapıdaki Düşman (Enemy at the Gates) adlı, yapımcısı Amerikan, yönetmeni Fransız olan film (2001), Stalingrad ‘ın (St. Petersburg) Alman işgali karşısında Rus direnişini anlatıyordu. Zaitsev uzun menzilli silahıyla bir efsaneye dönüşüyor.

Bu film değil gerçek;. Juba yaşayan bir efsane. Amerika ‘nın Irak işgaline karşı sniperi ile mücadele eden, kimliği belirsiz bir direnişçi.

Ömer Seyfettin ‘in Yalnız Efe adlı eserinden uyarlanmış 1970 yapımı bir filmin adı da: Kara Peçe… Benzer metaforlar kullanılmış.

Kara baht… Gözü kara olmak… Almanların gurbetçilerimize dediği “schwarz kopf” bu sınıfa girmez. “Siyah kafa” diye tercüme edilebilir; kara ‘nın anlattığını “siyah” karşılayamıyor. Nihayet “karanın” bizim kültürümüzde özel bir yeri var, Almanların, ülkelerinde zenciler ve araplar az olduğu için, kendi açık tenlerine kıyasla bir ton farklılığına işaret etmeleri yüzeysel bir algılayışın neticesi. Derinlemesine anlamaya çalışsalardı onlar da schwarz yerine “kara” diyebilirlerdi. Ama o zaman da, kara ‘nın Almancada karşılığı olmadığı için orjanilini kullanmaları gerekecekti; “Kara kopf”

Yani bizdeki, siyah ile anlamdaş olduğu varsayılan “kara” nın, diğer dillerde bir karşılığının olmaması; Anadolu insanının tarihteki serüvenine eşlik eden, tarihini biçimleyen,  geçmişi ve geleceği anlama yolunda kullanılan evrensel şablonları tepetaklak eden önemli bir ayrıntı olabilir mi ?

Tembeliz, hafızamız zayıf, uzun vadeli düşünemeyiz, sıkıntıya gelemeyiz… Ayrı konular… Ekonomi, pazarlama, yönetim, halkla ilişkiler disiplinlerinin evrensel/bilimsel şablonları Anadolu ‘da nasıl şaşkınlığa uğruyorsa, ulus olarak var olma sürecindeki olaylar da yabancıları şaşırtmayı sürdürecektir. Hatta kendi kendimizi bile… Türkiye ‘nin emperyalizme teslim olduğu aşırı uçlar tarafından çok söylendi. Buna inandığımız zamanlar da oldu. Eskiden, “teslim olmuş ülke” görmediğimiz için, daha kolay inanıyorduk. Artık iletişim araçları da gelişti, seyahat de daha kolay…

Bir ülkenin dünyadaki duruşunun asıl kaynağı içinde yaşayanların ortak değerleri ortak enerjileri midir, yoksa yönetici zümrenin keyfiyeti mi ? Haritaya baktığımızda, arap dünyasından Uzak Asya ‘ya kadar bir çok ülkede sentetik yönetimlerin hakim olabildiklerini görüyoruz. Oysa Anadolu bambaşka. Ömrü boyunca, bir kere olsun “bahtım kara” demeyen birisi için bile, “kara baht” genlerimizde tanımlanmış. Var olmak ile yok olmanın anlamını yitirdiği dip gezintileri, bizim kimi zaman uğruna bahaneler bulduğumuz ruhsal buluşmalar… En sonuç alıcı çözümler de en diplerde gezinirken bulunuyor. O çözüm rakibin çözümsüzlüğü oluyor. Siyasette, ticarette, rekabette… Üretimde, ithalat ve ihracatta… Deneme ihtiyacı olursa kavgada… Kara Peçeli, Kara Kalpaklı, Kara Poşulu…