HİMALAYALAR’DA SİSTEM NASILDIR Kİ…

Konu son derece basit ve yalın… Hiç çetrefil, soru işareti bırakan bir yanı yok…

Konu, yeni doğan bebeklerin devlet müdahalesiyle kayıt altına alınması…

Önemli mi ?

Bir çok kişinin aynı fikirde olmadığını tahmin ediyorum ama bana göre cumhurbaşkanı seçiminden daha önemli.

Geçenlerde kendi bebeğimin kaydı için Nüfus Müdürlüğü ‘ne gittiğimde basit bir soru sordum: “Ben buraya gelip beyanda bulunmasaydım, bu bilgi size ulaşır mıydı ?” Görevli memur yanıtladı: “Hayır… Nüfus kayıtları sizin beyanınızı esas alır”

O an, gözümden bin bir resim geçti… O resimleri siz de hayal edebilirsiniz…

Yetişkin bir insan kayıtlarda olsa da olmasa da, onun varlığı veya yokluğu daha kolay anlaşılır. Arkadaşları vardır, dostları, düşmanları vardır, borç alacak ilişkisi vardır, sevgilisi, eşi vardır… Onun hakkını arayacak birileri mutlaka vardır… Peki ya bebek ? Varlığından belki sadece kendisini doğuranın haberdar olduğu o insan yavrusu ebeveynin iyi niyetine teslim edilebilir mi ? Nesli tükenmekte olan canlıları bile resmen kayıt altına alan devlet, yeni vatandaşını –ailenin beyanına bırakmadan- neden kendisi kayıt altına almaz ?

Böylece araştırmaya başladım. Önce Prof. Dr. Nurettin Demir ‘e sordum. Ardından birkaç hastaneye… “Hastanenizde doğan bebeklerin kaydını bir yere gönderiyor musunuz ?” Yanıt geldi: “İl Sağlık Müdürlüğü ‘ne bildiriyoruz. Başka bir yükümlülüğümüz yok…” Ardından İl Sağlık Müdürlüğü’ne resmi başvuruyla sordum. “Size ulaşan yeni doğumları, nüfus müdürlüğüne bildiriyor musunuz ?” Oradan da yanıt geldi: “5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 15 ‘inci maddesi gereğince, sağ olarak dünyaya gelen her çocuğun, doğumdan itibaren … bildirilmesi zorunlu olup doğumun bildirimi veli, vasi, kayyım, bunların bulunmaması halinde , çocuğun büyük ana , büyük baba veya ergin kardeşlerin ya da çocuğu yanında bulunduranlar tarafından, … yapılmaktadır”

Yani her şey açık… Bebek birisi tarafından nüfus müdürlüğüne bildirilmez ise ve bir şikayet söz konusu olmazsa, öyle bir bebek “yok”… Bebek isterse resmi bir kurumda doğmuş olsun…

Yurt dışında bu konuda uygulama nasıldır diye, araştırmamı sürdürdüm. Almanya ‘nın farklı bölgelerindeki 4 ayrı hastaneden aynı yanıt geldi: “Doğum nerede olursa olsun, ebe, doktor ya da hastane gerçekleşen doğum olayını hemen nüfus müdürlüğüne bildirir.” Bitti… Bu kadar… Aksi düşünülebilir mi, aksi olabilir mi…

Türkiye ‘nin 1990 yılında imzaladığı Çocuk Hakları Sözleşmesi ‘nde de bir madde gözüme ilişti: “Çocuk doğumdan hemen sonra derhal nüfus kütüğüne kaydedilecek…”

Konuyla ilgili mevzuatı incelerken, bir “gülsek mi ağlasak mı” durumla da karşılaştım…

“Doğum olayını” beyan üzerine kuran mevzuatımız, ölüm olayında işi sıkı tutmuş, resmi kişi ve kurumlara görev / sorumluluk yüklemiş. Yani ölüm devlet güvencesinde, ölmek re-sen kayıt altına alınan bir “önemli olay”, doğmak ise sıradan…

Hazırladığım araştırmanın küçük bir bölümü geçtiğimiz gün Yenigün Gazetesi ‘nde yayınlandı. Radikal, önümüzdeki hafta geniş yer vereceğini bildirdi, diğer gazeteler tahmin ediyorum stoklarında bekletiyorlar. Yönettiğim www.urlaonline.com sitesine üst başlık olarak yerleştirdim. Bu işi sonuna kadar götürmeye niyetliyim. Konu popüler olmayabilir, on yıllardır yaşaya geldiğimiz, farkında olamayacak kadar hayatımızın bir parçası haline gelmiş olabilir… Bu basit sorumluluğu hissedip, Ankara ‘nın bu konudaki mevzuatı yeniden düzenlemesini sağlamanın imkansız olmadığını düşünüyorum.

O ağlamaktan başka elinden bir şey gelmeyen insan yavrusunu hemen, derhal kayıt altına alamıyorsak, köprü yapsak ne, aya gitsek ne… En saygın cumhurbaşkanını seçsek ne, desteklediğimiz siyasal partiyi hükümet etsek ne…

Bu konuda devlet varlığını hissettirmez ise, Himalaya dağlarında devlet aygıtının pek sınırlı biçimde uzanabildiği “doğal yaşam” dan ne farkımız kalıyor ?

06.05.2007

Akşam Ege