HOŞGELDİN BEBEK UMUDUM SENDE

Akide Bacı’nın gelini koyunları güderken, birden sancısı tutmuş. Uzanıvermiş çayırların üstüne, doğurmuş bebeciğini. Göbek kordonunu oradan bulduğu bir taşla kesmiş, sarıp sarmalayıp vurmuş sırtına, akşam olunca koyunlarla birlikte dönmüşler evlerine…

Annem anlatmıştı. O günlerden bu günlere çok şeyler değişti. Ultrason, sezaryen, normal doğum, epidural… Bebeğin dünyaya gelişiyle ilgili süreç çağın gereklerine ayak uydurdu; doğum sırasında meydana gelen, istenmeyen durumların sayısı azaldı… Ama bebek doğduktan sonra, onu kendisine ve vatanına/milletine hayırlı bir evlat olarak yetiştirme yöntemlerimizde kayda değer bir gelişme var mı, tartışılır…

Bir suikast ile öldürülen Hrant Dink’in cenaze töreninde, eşi  Rakel Dink; “Onun bir zamanlar onun bir bebek olduğunu da biliyorum… Bir bebekten bir katil yaratmayı sorgulamadan…” dedikten bir hafta sonra bizim de bir bebeğimiz oldu. Adını Defne koyduk.

Yetişkinlerin dünyası ile, -her kültürde ayrı ayrı yaşanan- bebeklerin dünyası arasında bir sebep sonuç ilişkisi aramaya böylece başladım.

Son yıllarda, -bir günde- tüm dünyada tahminen 354 bin 240 bebek doğuyor. Türkiye’de bir günde doğan bebek sayısı ise yaklaşık;3 bin 660

Her bebek içine doğduğu kültürün ortalama özelliklerini bünyesinde biriktirerek büyüyor. Ailelerimizde bebeği hayata hazırlama yöntemlerimizde değişmesi ve değişmemesi gerekenleri ararken Rakel Dink’in sözünü çeşitlendirme ihtiyacı duyuyorum;

-Bir bebekten, yaşadığı hayatı sevmeyen bir insan yaratmayı sorgulamadan… -Bir bebekten, içine doğduğu aileyi umursamayacak hale gelmesini sorgulamadan… -Bir bebekten, -silahlardan önce- kelimeleriyle, cümleleriyle bir başkasını öldürmekten keyif alır hale gelmesini sorgulamadan…

-Bir bebekten, en acılı ezgileri kendi acılarıyla harmanlayarak yanık yanık okuyan, insanın içini parçalayan sıkıntılarla hayatını ifade eden yetişkinler üretmeyi sorgulamadan…

Fizyolojik ve psikolojik açılardan sağlıklı nesiller yetiştirmede annelere-babalara büyük görevler düşüyor. “Tüm bildiklerimizi unutmak” bir çok konuda olduğu gibi bebek büyütmede de geçerli. Efendim; “Ben 4 çocuk büyüttüm, benden daha iyi mi bileceksin…” Yeni nesillerin, bir üst nesilden sıkça duydukları bir cümle… Yeni doğan bir bebeğin 3 yaşına kadar yaşardıkları, onun kişiliğinin temelinin atıldığı deneyimler…

Bebeğin sadece “bir canlı varlık” olarak, sağlıklı bir şekilde hayatta kalmasına yönelik tedbirler onun nasıl bir “birey” olacağını tek başına belirleyemiyor. Karşılaşılabilecek bin bir sorun arasında bulunan; “Bir bebek neden ağlar ?” ve “Bebek ağladığında neler yapılmalı ?” sorularının bile ciltler dolduracak yanıtları var. Günden güne gelişen bilim, 20 sene öncesinin kültüründen ve bilgisinden çok daha yeni ve geçerli şeyler söylüyor; aynı zamanda tüm bildiklerimizi unutmamızı, yeni bir bebeğin “en yeni bilgilere” erişerek, onları uygulayarak yetiştirilmesi gerektiğini öğütlüyor.

İşte bir şekilde “uygun bir çaresi” bulunan bir ayrıntı daha; “Aman bebek kucağa ve annenin babanın yanında uyumaya alışmasın…Sonra alışır, kurtulamazsınız…” Koy beşiğe, salıncağa; ağladıkça sallayıver, o uyur…

Dün okuduğum almanca bir makalede ise özetle şunlar yazıyor: “Bebek en az bir yaşını doldurana kadar, olası riskler için gerekli tedbirleri alarak yanınızda uyutun. Bebek annenin nefes ritminden ve vücudunun sıcaklığından faydalanır…” Sadece bu tasarrufun, bebeğin hayata güveni, ruhsal gelişimine katkısı; buraya sığdıramayacağım kadar geniş…

 

Her ne kadar, özel, sadece bir bebeği ve aileyi ilgilendiren bir konu gibi görülse de, hayat karşısında ideal bir ruhsal donanıma sahip bireylerin sayısının artması, günümüzde yaşadığımız, yasaklarla, cezalarla azaltmaya çalıştığımız sayısız “çağdışı” davranış ve düşünüş biçimlerinin tarihe karışması, bugünün ebeveynlerinin şu soruyu ciddiyetle sormasıyla da ilgili değil mi;

“Bebeğime, çocuğuma -parayla satın alamayacağım- neleri öğretirsem, hangi durumda nasıl davranırsam; onu, kendine güveni olan, hayatı seven, koşulları ne olursa olsun, hayatta olduğuna memnun olan bir birey olarak yetiştirebilirim ? “

 

Bunun güncel ve doğru yanıtı çoğu zaman “Geleneksel bebek yetiştirme yöntemlerinde” bulunamıyor… “Her tür harcamayı yaparım, en iyi doktorlara götürürüm, en iyi özel okullarda okuturum” da, bir ailenin yeteneklerinin yanında sönük kalıyor… Yüksek okullarda okumuş, profesör olmuş, bürokrat olmuş, üst düzey yönetici olmuş, devlete hizmetine girmiş, sanatçı olmuş… Ama aynı zamanda, hırsızlık yapmış, zimmete para geçirmekten mahkum olmuş, kendi çocuğuyla mahkemelik olmuş, mutsuz bir evlilik yapmış, hayatı boyunca suç ve suçlularla dirsek temasında bulunmuş, parası bol olmuş ama 0-3 yaş arasındaki deneyimleri, onu ömür boyu içini kemiren adresi belirsiz bir mutsuzluk olarak eşlik etmiş…

Neye yarar ?

Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı ! Türkiye’nin neresinde olursa olsun, yeni bir bebek dünyaya getiren her annenin eline, en güncel bilgileri içeren, yanlış alışkanlıklara dikkat çeken, bir kitapçık tutuşturuyor mu ?

10.02.2007

Akşam Ege

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.