İMAMOĞLU MAZBATASINI NEDEN TESLİM ETMEDİ, ARTI, HERKES GÜZEL ZATEN :)

İMAMOĞLU MAZBATASINI NEDEN TESLİM ETMEDİ, ARTI, HERKES GÜZEL ZATEN 🙂

Kargaşada gözden kaçan önemli bir ayrıntıyı kamuoyunun ilgisine sunuyorum !
Atama iptaliyle görevine son verilen Ekrem İmamoğlu mazbatasını geri teslim etmedi.
Bu nasıl iştir ?
Güzelce yazılıp çerçevelenen o mazbata, seçim kurulu tarafından kendisine verildi. O anahtar ile makamın kapısı açıldı ve oraya oturuldu.
Bu tabloya bakınca, o mazbata belgesi seçim kuruluna ulaşıp,  kurul üzerine “İPTAL” damgası vurana kadar tarif edilen görev devam etmektedir.
İmamoğlu gönül rahatlıyla gidip makamında işlerine devam edebilir.
Soranlara da; “Kimse benden mazbatamı almadı, halen başkanım” diyebilir.

Rica ediyorum, kimse bu önermeme “aptalca” falan demesin 🙂

Ben ki, yaşama sanatındaki salaklıklarımı en aşağıya çekebilmek için ne çok çabaladım.
“Salaklık ibrem mümkün olan en alt çizgide” demiyorum.  Böyle bir iddia başka bir salaklık olurdu.

İmamoğlu, İnce beğendiğim siyasetçiler. Binali Yıldırım ‘ın ellerinden öperim. Kemal Kılıçdaroğlu ağabeyim, bir tanem. Devlet Bahçeli deyim hazinesi… Hele Tayyip Hocam… Yükü en ağır olan, taşıdığı yükü hakkını veren… Recep Tayyip Erdoğan. Ve Meral Akşener… Kürsüdeki kadın sesi. Selahattin Demirtaş, ketıl üstadı 🙂
Maduro dahil. Ona darbe yapmaya kalkan Guadio dahil. Trump, Putin, Sisi, Merkel, Kim Jong ve diğerleri…
Yazarlar, şairler, sanatçılar… En sağdan en sola. Hatta 360 derece kapsamındaki herkes.
Eline mikrofonu alan, kalemi alan herkes.
Burada saymakla bitmez.

Kemiksizlik, omurgasızlık gibi durduğunu biliyorum.
Cevap olarak bir soru gelsin;
Kainat okunmayı bekleyen bir kitap ise, hangi öğesini çıkarmak isterdiniz ?

Geçmişte yazdıklarımın çoğu bu sitede bir yerlerde. Dönüp baktığımda, düz okumada, beni bugün utandıran yaklaşımlar.
Kimin hakkında olumsuz bir düşünce sunmuşsam, bugün o algılarımdan ve algı beyanlarımdan rahatsız oluyorum.
Ve bugün, -beni yarın rahatsız etmeyecek- düşünceler, izler bırakmayı ümit ediyorum.

Denilebilir ki, “Kandırıyorlar, yalan söylüyorlar, nasıl hepsini kucaklarsın ?”

“Kanmamayı öğrenme” yolculuğunda siz nasıl bir rota ve yöntem öngörürdünüz ?
Hemen, “7 susanlara” bir sondaj…
YSK nın  7 üyesi verdiği kararla, her tür “kötücül” kelimeyi işitti mi ? İşitti…
Yarın aynı 7 susarlar, referandum ve CB seçimlerini iptal ederse, onlarla ilgili düşüncelerimiz değişir, dün söylediklerimizden utanır mıydık ?
Dünden bir miktar rahatsız olup, bugünü yeniden, farklı bir gözle organize etmek nereye kadar gidecek ?
Kişisel deneyimlerimin bana anlattığı şöyle:
Sıkıntı, üzüntü, azap; bilme, hissetme yolculuğumuzun enstrümanlarıdır.
İstenmeyen ve “kötü” tanımımıza giren her ne varsa, yükümlü olduğumuz bir algı biçiminin yol göstericileri.
Kendi anlama yolculuğumda, altın değerinde kelimeleri “en kötü bildiğim” insanların dillerinden duyduğumu belirteyim.

Başka örnek;
Stokçular yüzünden sebze/meyve fiyatları aldı başını gitti.
İçimizden, dışımızdan söyleniyoruz da söyleniyoruz.
Peki. Gün gelip kendimizi o “stokçulara” teşekkür ederken bulabilir miyiz ?
Hatta teşekkürle bile kalmayıp, boyunlarına sarılıp dua ettiğimizi…
Bireysel, toplumsal sarmal. Helezon… Spiral…

Yerdeki sıradan bir taşta akıl olduğunu iddia etmek meczupluk sayılabilir.
“Sıradan bir taş dahi, merkezi bir aklın koordinasyonundaki varlık yolculuğunun parçasıdır.” önermesi bana şöyle bir şey anlatıyor:
Akıp giden yaşam derinden bir güveni hak etmeyecek kadar sahipsiz değildir.

Bu güvenin handikabı da görünür bir “heyecan” sunmaması.
“Düşmansızlık” ve “Rakipsizlik” ne kadar heyecansız 🙁
Mücadelenin, yenmenin, yenilmenin olmadığı hayat, ne kadar heyecansız 🙁

Heyecansız mı ?
Heyecanı, meyecanı yok mu ?

Sanırsam, yaşamın “yönetici seçme”, “düşmanı yenme”, “yenmeyi sevme” nin ötesinde muhteşem güzellikleri ve heyecanları olduğunu öğrenene kadar; yeni yeni öncül heyecanlar yaşayacağız.

Yüzyıl sonrasını, beşyüz yıl, bin yıl, bin dörtyüz yıl sonrasını severek, onun güzelliğini heyecanını hissederek hayata veda etmiş insanları düşününce…  Yani bizim yaşadığımız bu yılların heyecanını kendi zamanlarında hissedenler.. Sanki onlara biraz ayıp ediyoruz.

2019 yılında yaşayan bizler.
Evet bir gün yumruk havaya son kez kalkacak.
Sıkılmış bir yumruk.
Havada.
Ama o yumruğu yemeyi hak edecek kimse kalmamış 🙂
Halbuki “düşman” dediğimiz, “kötü” dediğimiz tam karşımızda, bir adım mesafede duruyor.

Anahtar soru:
“Neyi bilmiyorum ki, bir yengi mücadelesinin içindeyim;
Neyin farkında değilim ki, bir rakip tokat atıyor, bir dost tokat atıyor;
Neyim eksik ki, doğa dahi tokat atıyor ?”