İZLERE RASTLAYAN İNSANLARIN TEPKİLERİ


Sahilde gezerken, üzerinde anlamlı bir imge bulunan taş bulursanız; bir an bakıp, kaldırıp atabilirsiniz.
Ya da cebinize koyup evinize getirebilirsiniz.
Onun fotoğrafını çekip, arkadaşlarınızla paylaşabilirsiniz.
O taş parçasına, benim dediğim gibi “Tanrı ‘nın yaptığı bir resim” de diyebilirsiniz;
“Tesadüflerle, bizim algı dünyamızda adresi olan bir imgeye dönüşmüş” de diyebilirsiniz;
“Üzerine bir deve basmış, ardından  gergedan tükürmüş, tükürüğe üşüşen karıncalar karınlarını doyururken isabet eden yıldırım onları çamura yapışmış böylece şekilli bir renk oluşmuş; birisi de bulmuş bunu Allah ‘a adresliyor” diye dalganızı da geçebilirsiniz.

(İz konusu geniştir… Gece gördüğünüz rüyanın sabah gerçekleşmesi de bir iz dir… Aklınıza gelen kişinin aynı dakikada araması da…
Bu zaman ve olay ile açıklanan bu tür senkronizasyonlar şimdilik daha “flu” durduğundan,  tutup, görebildiğimiz madde üzerinden gidelim…)

Konunun felsefik, düşünsel yanına bakmayan sıradan birisi için dahi, böylesi görseller, en azından “ilginçtir” ve “güzeldir”

Bunların “ilginçliği” ve “güzelliğini” onlara yüklenen anlamlar ve o yüklenen anlamlara verilen tepkiler örtmemeli… Yazık olur… Ayıp olur… En azından “doğanın yaptığı bir sanattır”
Akıl ile ödüllendirilen insanoğlunun, iyi ve güzel arayışında, iyi ve güzele ulaşma yolculuğunda; güzelin sadece “sanat galerilerinde” olmadığını; günlük hayatın tutulabilecek uzaklığında olduğunun küçük işaretleridir.
Giderek, “bu hayat ne berbat” yerine, “yanından geçtiğim zeytin ağacı ne kadar güzel” e evrilecek bir yaşam serüveninin küçük bir kıvılcımıdır.

Bir zahmet, görebildiklerini toparlayıp insanlarla paylaşan kişinin; negatif bir algıyla “paylaşılan öğelerin” önüne geçmesi ise… Talihsizlik mi diyelim…
Karşıda duran “ilginçliği”, “güzelliği” bırakıp, onu “göstereni” algısının ortasına oturtup, “baş tacı” etmek, ya da “yerin dibine batırmak”

Ne “baştacı olmaya” niyetim var, ne de “yerin dibine batmaya”
Tüm bunlar “gündem” olursa, mutlaka aynı şablon tekrar edecek; insanlar en azından  “güzel” ve “ilginç” olandan  koparılıp, onu bulup paylaşanları “hedef tahtasının” göbeğine oturtulmasına sesini çıkarmayacak.
Atış serbest…
“Şizofren”, “Deli”, “Hayalperest”, “Yalancı”… Ve bilumum “gözden düşürücü” ne varsa, fora…
İşin üzücü yanı, medya aracılığı ile kitlesel bir “kanaat manipülasyonuna” ihtiyaç bile olmadan, insanlar bunu kendiliğinden de yapabiliyor.
Bu da bizi “Bedava bilgi kimsenin bir işine yaramaz” önermesinin doğruluğunu düşündürtüyor.
Evet… Yüzlerce yıldır kendisine sunulan “Bedava bilgiyi” reddedip, sadece kendi gözlemleri ve bulgularıyla yaşamaya başlayan insanlar, “doğru” nun çok kaygan bir zeminde olduğunu, her “yakaladım” dediğinde, başka bir yere kaçabildiğini görebiliyorlar. Ve emek harcanarak ulaşılan bu “doğrular” sayesinde, emekle olgunlaşan duygusal dünyanın empatisini kurabiliyorlar…
Ama malesef çok azınlıkta…

Sosyal medyada yöneltilen sorulardan bazılarını burada yanıtlamaya çalışayım…

“Madem Tanrı var ve her şeye gücü yetiyor… Öyleyse yıldızın birisini insan yüzü şeklinde yapardı, kimse de şüphe etmezdi…?”

Bunu bir düşünce deneyiyle yanıtlayayım…
Diyelim 20 m² alanınız var içinde 10 adet tavşanınız var. Ve üremeye devam ediyor…

Ve siz onların sahibi olarak, canları sıkılmasın diye, ya da aralarında bir rekabet ortamı yaratayım da, akıllarını geliştirsinler dediniz. Belki, sonunda bir tören, bir eğlence tertipleyip iyileri ödüllendireyim dediniz.
Diyelim onlara bir soru sordunuz… Hepsi bildi….
Sonra bir daha sordunuz… Yine hepsi bildi…
(Tavşan ın aklı yok, konuşamaz… Biz de biliyoruz… Düşünce deneyi dedik…)

Soru ve yanıtlar bir sonuç doğurmuyorsa yapacak tek şey var…
Sorunun zorluk derecesini yükseltmek… Nihayet, nöron aktivitesi ve bağlantı yoğunluğunu artırmak “zor” ile karşılaşmadan mümkün değil…

Belki sınavın birinci aşamasını: “Bir sorunun var olup olmadığı” şeklinde  belirlemek…
Böylece; “Bizim bu 20 m² alandaki yaşamımız bir sınav değildir, soru da yoktur cevap da yoktur” diyenler elendi mi ?
Diyelim geri kalanlara bir basamak yukarıda bir kapı yaptın ve oraya girenlerin algı ve yeteneklerini ölçtüğün düzenekler yerleştirdin…
Geçebilenler oradan da geçti ve sınavını tamamladın.

Şimdi, yaptığın yarışmada kimlerin başarılı olduğunu biliyor musun ?
Böylesi bir düzenek kurmadan bunu bilmen mümkün olur muydu ?

—————-

Evet… Tanrı bizi “hayat” denen bir sınavın içine yerleştirdiyse ve sınavın hem sorusu hem öznesi kendisiyse, böylesi bir sınavda “ıspat” ın yasak olması son derece mantıklı. Çünkü, diyelim bir “dünyalının” ıspat yeteneği var ve “ıspat ediyor”… Ne oldu ?… Sınavın cevap anahtarı ortalığa saçıldı 🙂
O, dileseydi hiç kimsenin şüphesine yer bırakmayacak şekilde varlığını gösterirdi. Ama o zaman da, insanoğlunun zeka ve duygu dünyasındaki gelişme rotası için başka bir yönteme ihtiyaç duyardı.
Konunun bu tarafına bizim aklımız yetmez… Anti parantez; Allah ‘ın var olduğunu bilmek için, onun özel bir “mucizesine” ihtiyaç yoktur; düşünen herkes için, var olan her şey ve düşünen insanın kendisi; onun var olduğunu bilmek için yeterli.
İşte tam burada, başka bir soru da giriyor araya. “O ‘nun var olduğunu hem kalbimle hem aklımla biliyorum” demek ve kendi içinde son noktayı koymak yeterli mi, yoksa Tanrı herkesten bir dizi çaba mı bekliyor ?

Tüm bu gerekçelerle, benim görebildiklerimi paylaşmam bir “ıspat çabası” gibi algılanmamalı. Kişisel olarak, altına yaptığım yorumlarla; kendi verdiğim anlamı paylaşabilirim. Kendi kişisel düşüncemdir ve genellikle izleyenin “bir ıspat” olarak görmemesinin rahatlığıyla paylaşabiliyorum.
İlle bir tanım yapmam gerekirse, iletmek istediğim “Yaşadığımız hayatta bir soru vardır” önermesinin insanlar tarafından değerlendirilmesi.
Bu önermeye sırt dönmek ya da kendi kişisel dünyasında bir kıvılcım kabul edip “doğru” sandığı şeyleri sorgulamak, her bireyin kendi bileceği iş… Hayatın her anında olduğu gibi, bu ikircik noktasının da bir sınav olup olmadığı dahi kişinin kendisine kalmış.
Zorluk derecesi:


Yukarıdaki görselin içindeki figürü görebiliyor musunuz ?
Göremeyebilirsiniz… Sorun değil… Zaman ayırıp, emek harcayıp yine de göremiyor musunuz ?
Olabilir. Sıkıntı yok… Belki sizin algınız görsele değil, matematik, sayısal alanda açıktır… Belki şiirlerin, kelimelerin anlamları üzerinde daha başarılısınızdır…
Çaba harcayacağınız, başarılı olduğunuz bir alan mutlaka vardır.
Ama lütfen, siz göremediniz diye; bu görsel içindeki figürü görenlere kızmayınız.
Nihayet, belki onlar da sizin bir şiirde bulduklarınızı bulamıyorlardır…

Evet… Yaradan bize görseller üzerinden bir soru sorduysa, mantık, o görseller basitten karmaşığa doğru sıralanmış olmalı, diyor…
Gerçekten de, gökyüzünde, yer yüzünde, bir taşın üstünde, bir yaprağın kenarında bulunan anlamlı imgeler basitten karmaşığa doğru…
Kimileri hiç bir yardım almadan, kendi kendimize görebileceğimiz türden.
Kimileri birisinin göstermesiyle görülebilecek türden
Kimileri onu görenin, imge üzerinde çizim yapmasıyla algılayabileceğimiz türden.
Kimileri yukarıdaki grafikteki gibi özel bir çabayla görünebilecek türden
Kimileri yine aynı grafiğin içinde, farklı algı denemeleriyle 3-5 farklı öğeyi barındıran türden.

Bir çoğunun, kenarı, köşesi “kusurludur”… O öğenin bütününe uygun olmayan bir tarafı vardır… Ya da bir öğenin bir kısmı bir perdeyle kapatılmış gibidir.
Sanırım o “kusurlar” da; kusur arayanları boş çevirmemek için vardır.

—–

Niyeyse “insan gömme” konusu, küçük bir azınlık için “daha ilginç”, daha bir “yaşama anlam katan” eylem olarak görülüyor.
Hatta merkezi otorite, bizleri defalarca aldatsa da; aynı otorite “hadi bunu da gömün” dediğinde hiç sorgulamadan “onu da gömmeye” koşanlarımız oluyor.

Bize “ezberletilen” dünyanın dışındaki her “yeni” nin; başta “saçma”, “delice”, “şizofrenik vaka” olarak karşılanmasını hadi normal sayalım.
O ezberlerin arasına şöyle bir ezber girmesi, belki bizim için yeni olanın yok olmasını kısmen engeller:
Akıl ile onurlandırılıp diğer canlılardan farklı kılındığıma göre; var olanı arama ve anlama çabası İNSANA ÖZGÜ bir davranış olmalı…

Yeni yeni “Notr Dame ‘nin kamburları” icad edilip ortaya konması, belki “kamburun” olduğu kadar izleyenlerin de sınavıdır…

Bu çabayı biz göstermez, bir de gösterenleri “gömersek”; o zaman rica ediyorum, biz birbirimizi gömmeden önce, maymunlara, ineklere ve develere bir laboratuar kuralım da onlar araştırsınlar.

Güzel arayışı kalbinizden ayrılmasın.

Atalay Ergezen
12.07.2018 Saat 17:02

Her şeyi güzelleştiren şey “niyet”.
Yakın diller konuşuyorsak, niyetiniz “gömmek” değil, katkı sunmak, bilgilenmek, yeni bilgi ve algıların peşine düşmekse, beni sosyal medya hesaplarımdan takip etmekte tereddüt etmeyiniz.
Yok, benzer alanda “şu kişiler”, “şu gruplar” var, ya da “ben varım” diyorsanız; lütfen beni de bilgilendirin, ben o hesapları takip edeyim…

Hoşça kalın…

 

TANRI DAN MEKTUP VAR

Arşivimden ilginç görselleri paylaşmaya başladığım platform. ” Her şeye gücü yeten Tanrı, bize anlık ve milyon yıl öncesinden resimler yapıyor olabilir mi ? ” sorusunu birlikte yanıtlamaya çalışacağız… (Üye olmayı unutmayın)

https://www.facebook.com/groups/1898298246857177/

SANDIKSIZLAR TEKKESİ

Seçimlerde sandığa gitmeyenleri buluşturmaya çalıştığım platform

https://www.facebook.com/groups/242157286370719/

Kişisel facebook hesabım

https://www.facebook.com/atalay.ergezen.9

Kişisel twitter hesabım

 

You Tube kanalım

https://www.youtube.com/channel/UC7xHdI5QOOoE-tgaT-Ol9PQ

İnstagram

https://www.instagram.com/atalayergezen/

Sound Cloud