İZMİR’DEN MUĞLA’YA

Yedi yıl aradan sonra Muğla yöresini tekrar görebildim. Sezon sonu tatili… Sezonda zaten ucuzmuş, turistler elini eteğini çekince iyice ucuzlamış… Geceleme, kahvaltı dahil 15 YTL. Ucuzluk tavan yapmış gibi, kalite ise dibe vurmuş.

Aracımızla İzmir ‘den ayrılıp güneye doğru yol alırken, keyifli üç günlük bir tatil ümit ediyordum, her şeye rağmen gerçekleşebildi de… Biz Türkler, kısa mesafe, günlük tatillerde başarılıyız da – mangal partisi, en yakın sahil gibi- işin içine gecelemeli, gezmeli, alışverişli tatil girince gezinin bir azaba dönüşmesi an meselesi…

Ana yol yerine, kimi zaman, kestirme tali yollara girdik. Tek tük son hasatları yapılan pamuk tarlalarını gördük. Koçarlı ‘yı biraz geçince de, hemen yol kenarındaki, büyük çop dağını gördük.

Yatağan ‘a gelmeden bir sürprizin daha içinden geçtik. Heyhat, önümüzde bir tünel. Çift tüplü. Gökbel tüneli, uzunluk 300 metre. Tünelin her şeyi tamam, her tüpte çift şerit ama bir eksiği var, üzerinde dağı yok… Yani mantık karmaşasına düşebilirsiniz, aynı duyguyu biz de yaşadık ve bir kulp takmaya çalıştık; acaba üzerinde, burayı kesen başka bir yol mu geçecek, hiç elverişli görünmüyor, üstüne gerekirse uçak iner diye mi düşünüldü, 300 metrede bu imkansız…

Olumsuzluklarla tatili zehretmenin ne alemi var ? Çine köftesinin tadı hala damaklarımızda. Yerleşik işletmeler için, müşteri az gelmiş, çok gelmiş, hiç önemi yok. Kalite hep aynı. Tadına bakma fırsatım olmadığı halde, Manisa ‘daki o meşhur köfteciyi hep saygıyla anmışımdır. Öğle vaktini geçmişti, gittik, kapı duvar. Her günkü standart kalitede ve standart miktardaki köftesini pişirmiş, müşterilerine yedirmiş, sonra dükkanını kapatıp gitmiş. Tire ‘deki kuyu tandırda da benzer durum var. Öğleye kadar buldun, buldun…

Göçer konar işletmecilerle yerleşik işletmeciler arasındaki fark burada işte… Köyceğizlilere ayıp olmasın, çorba bize öyle tesadüf etmiştir sanıyorum. Köyceğiz, atı alan ama Üsküdar’ı geçemeyen, “Bu işyerinde taciz yoktur” afişleriyle durumu daha da batıran turistik beldelerin yanında; yerleşikliğini koruyabilmiş, sağlam adımlarla ilerleyen, şirin bir ilçe.

İşletmeciler ve müşteriler…Biz birbirimize benzeriz…Yıllarca Almanları gezdirdikten sonra, İstanbul ‘dan gelen bir Türk gurubuyla kaleye çıkıyorduk. O uzun yokuşun ortalarındaki kemerden otobüsümüz geçemedi. Yürüyerek on dakikada tamamlanacak yokuş için 6 adet taksi çağrıldı, yoksa yolcular isyan edeceklerdi. Biz taksiyle kalan yolu tamamlarken yol kenarında yürüyen, onlarca insana rastladık; Japon, Alman…

Yine aynı gün, bir lokantada bizim yerli turistlerden birinin tabağında tüy çıkmıştı. Ortalığı birbirine kattı. O rehberi ve işletmeyi suçluyordu. Benim aklıma, tabaktaki yabancı maddeyi, kimseye hissettirmeden kaybeden Alman düşmüştü. Herkes kendine göre bir aksaklık bulmuş kızıyordu, bense, dikkatsiz olan aşçıya mı, aptallık eden Almana mı, hem aktüel hem negatif olan her öğeye mücevher muamelesi yapan hemşerime mi kızayım, kararsızdım.

Görsel notları, montajlayıp www.urlaonline.com da yayınladım. Kendimizi sarılmaktan alıkoyamadığımız bir çok aksaklığa rağmen, Ege ‘nin asıl mücevherlerini tekrar hissettiğimiz bir üç gün geçirdik. Çine ‘deki Gerga antik kentine elimizin henüz hiç değmemiş olması ise, asıl eksikliğimiz hakkında ipucu veriyor.

11.11.2007

Akşam Ege