JEOTERMAL KAYNAKLAR BARAJDAN NASIL KURTULDU ?

Sene 1987. DSİ’nin baraj projesi tamamlanmış, iş istimlak aşamasına gelmişti. Seferihisar-Ürkmez arasında yer alan Kavakdere köyü, yüzlerce dönüm mandarin bahçesi, daha önemlisi Jeo termal kaynaklar sular altında kalacaktı. (Jeo termal kaynaklar bir yana, ince uzun ilerleyen vadideki bahçeleri sular altında bırakıp neresi sulanacaktı ayrı bir soru işareti…)

Bir yandan MTA’nın sondaj çalışmaları sürüyor, tespit edilen rezervlere rağmen, baraj kararı durdurulamıyordu.

Köyün öğretmeni, evinde, uzun süre odasında çalıştı.

Daktilo sesleri kesildikten sonra elinde bir kağıtla salona geldi; ev halkına seslendi;

“Birleşmiş milletlere mektup yazdım”

Ev halkına gülmek için bir konu daha çıkmıştı;

“Sen… Bir köy öğretmeni Birleşmiş Milletler’in FAO örgütüne bir mektup yazacak, onu okuyacaklar, bir de yanıt verecekler…”

Gülüşmelere o da katıldı, “Eh… Görürüz bakalım…” diyerek…

Köyün öğretmeni daha önce, kimi köylüleri de yanına alarak, akla gelebilecek tüm resmi kurumlara durumu bildirmişti… Ama hiçbiri işe yaramadı…

Girişimler sonuçsuz kalınca çareyi Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’ne iletmekte buldu. Zarfın üzerindeki adres de ayrı bir komediydi:

“United Nation, F.A.O Roma-İtaly”

 

Bölgedeki termal kaynaklar yüzyıllardır biliniyordu. Roma döneminden kalma kaplıcaların yanında halen işletilen iki kaplıca daha vardı. Sağda solda, kendiliğinden sıcak suların patladığı oluyordu. MTA kuyuları öylece duruyor, köylüler bazen o dev vanayı açıp, gümbürtüyle iki minare boyu yükselen buharı hayretle seyrediyorlardı.

 

Aradan birkaç ay geçti.

Köy öğretmeni bir gün evine elinde bir zarfla çıkageldi.

Yüzü gülüyordu, dalga geçme sırası ona gelmişti;

“Buyurun bakalım… FAO ‘dan yanıt geldi, önümüzdeki hafta heyet geliyormuş…”

 

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü temsilcilerini köy öğretmeni, köylülerle birlikte karşıladı. Etrafı birlikte gezdiler. Bir sonraki ziyarete mülki idare de dahil oldu.

Heyet ısrarla yetkililerin dikkatini çekti:

“Buraya baraj yapmak büyük talihsizlik olur. Biz FAO olarak size hibe şeklinde kaynak aktaralım, bununla bir örnek sera yapın….”

 

Nevzat Ayaz dönemin İzmir Valisi idi. Köy öğretmeninin uluslar arası düzeyde konuya ilgi çekmesi, Vali Ayaz’ın da çok dikkatini çekti, yakından ilgilendi…

Barajdan vazgeçildi.

 

Şu günlerde, bu kaynakların İzmir’de konut ısınması için ve turistik tesislerde kullanılması planlanıyor. Elektrik üretimi için de faydalanılacak.

Seferihisarlılar bu ayın başlarında, kendi kaynaklarının Seferihisar’ı pas geçerek diğer ilçelere hizmet vermesine itiraz etmişler, bir imza kampanyası başlatmışlardı.

 

1987’de toprağın altında gizlenmiş hazine kimsenin pek umurunda değildi.

İstimlak parasına ümitlenen kimi köylüler bu gelişmeler karşısında sıkılmışlardı bile…

 

Cumalı 1 ve Cumalı 2 termal kuyuları… Bugün üzerinde balık avlamıyor, sahil şeridindeki bir kısım mandarin bahçesini sulamakla avunmuyorsak; köyde Donkişotluk yaparak, üzerine bir risk alan o köy öğretmeninin sayesindedir.

Bu süreç içersinde, birisinin çıkıp “düzeni bozmaya” kalkması kimi kesimlerinin canını sıkmıştı. Hatta toplantıların birinde, bir bürokrat; “Hocam sen bu işlere neden karışıyorsun… Okuluna gidip öğrencilerinle ilgilensene… Bırak konuyla uzmanları ilgilensin” diye çıkıştı.

Köy öğretmeni cevabı yapıştırdı;

“Mozart’ı dinlemek için Beethoven olmak gerekmez”

 

Akıl ve mantığın yoluna bazen bir kişi işaret etse bile yetebiliyor.

 

Selam sana Asil Hoca

 

(Kavakdere Köyü İlkokulu Öğretmeni emekli oldu. 37 yaşından sonra Almanca öğrendi, rehberlik sınavını kazandı, şimdi profesyonel rehberlik yapıyor)

27.01.2007

Akşam Ege

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.