“KADRİ AYTAÇ A İNEN YUMRUK”

 

KADRİ AYTAÇ A İNEN YUMRUK …

Sene 1985
Yaşım 19 du
Kavga etmek, kavgaya şahit olmak; yemek, içmek, çiğnemek, yürümek gibi bir şeydi. (Halen öyle mi ?)
Futbol -hiç ilgilenmeme rağmen- gazeteciliğe spor muhabiri olarak başlamıştım.
Karşıyaka ile Samsunspor un maçıymış. Taraftarların bir kısmı yenilgilerin faturasını antrenör Kadri Aytaç a çıkarıyorlardı.
Kızgın bir taraftar kapalı tirübünlerden sahaya atladı. Kadri Aytaç ın yanına ulaşmayı başardı ve yumrukladı. Polisler yaka paça alıp götürdüler.
Aytaç şikayetçi olmadı.
Üşenmedim.
Çantamı alıp Karşıyaka ya gittim.
Hangi kahvehaneydi hatırlamıyorum. Taraftarların yoğun takıldıkları…
“Halkın sesi”
Görüş, fotoğraf, görüş fotoğraf… Bir kaç esnafı da dolandım…
O yumruğu atanı da buldum.
Mart ayıydı. Gününü not etmemişim.
Haber/röportaj sayfada yerini aldı:
Olay adam konuştu: “Aytaç a inen yumruk benden değil tüm taraftarlardan inmiştir”
———
Tanınmış futbolcu/antrenör Kadri Aytaç 28 Mart 2003 tarihinde hayatını kaybetmiş.
Eşekliği yayın yoluyla yaptığım için, 34 yıl sonra -sayılırsa- yine yayın yoluyla iki çift konuşmak istedim.
Eşekler gerçekte böyle bir şey yapmaz.
“Böyle şey” den kastettiğim ?
Düşünme yeteneği olan bir canlıya cahilce müdahale etmenin yüceltilmesi.
Ahlak cümleleri sıralamak kolay.
Hakkı, hukuku, doğruyu, yanlışı, güzeli, çirkini o kadar iyi “biliyoruz” ki; “suçluyu” bulmak, afişe etmek, taşlamak…
———
Bencillik çözüm olabilir mi ?
Ağzımdan çıkanı kulağım duyuyor:)
Sencil olmaya güç yetiremiyorsak; yapay ve istikrarsız duruyorsa…
Bencillik; abartılı öz-koruma, sen i umursamadan öz e avantaj sağlama ise; en kral bencilliğin  Sen ‘e ve O ‘na ve Onlar ‘a ve Ötekilere; el vermekten, yardım etmekten geçtiğini öğrenecek kadar kişisel deneyimler yaşıyoruz.
Yaşamıyor muyuz ?
“Kötü” yü dövmeyi “hak” sayan şablon, tarihin bize “öğrettikleriyle”, siyaset hoparlöründen gelen seslerle, kalabalıkların eğilimiyle hep kutsandı, kutsanıyor.
Sınavın zor kısmı da burada zaten.
Aralarına karışmanın çok kolay olduğu, hat safhada “onaylanmanın” bulunduğu; iyi ile kötünün kavgasından nasıl kurtulurum ?
——————–
35 yıllık arşivimi karıştırırken, gözüme ilişen bir diğer “haberim”, K.B. ile ilgili. Yine 85 yılından.
O sıralar, bir de adliye muhabirliği denemek istemiştim.
Ağır cezada… Ellerinde silahlar, iki jandarmanın arasında bir anne. Kendi çocuğuna bir tokat atmış, çocuk da…
———
“Kötü” varsayılan ne var ise, onunla meşgul olup, ona mesai harcamak, bir de afişe etmek, bir de bir şey yapmış olduğunu sanmak…

Öte yandan; AN yaşandı ve geride kaldı ise o geride kalan her şey,  ileriye, gelecek olanak pozitif bir katkı sunacak türden.
Bunun mutlak bir yasa olduğu, dünyanın şu an yörüngesinde durmasından anlaşılıyor.

“Kadri Aytaç a inen yumruk” sonraki yıllarda dönüp beni tekrar buldu mu ?
Yoksa daha bulacak mı, bilmiyorum.
Ne yaşıyor isek, neye şahit oluyor isek; onlar bilme ve bulma yolculuğunun armağan edilmiş verileri.
Eğer bu önermem doğruysa, can sıkıcı olanın tekrar etmemesi, -duygu gediklerine adresli- deneyimlerin tekrar etmemesi; yaşanılanların isabetli anlamlandırılmasıyla ilişkili olmalı.
Kılıçdaroğlu ‘na inen yumruğu görürken bunlar aklıma geldi.
Red Kit ‘in eline silah yakışıyor ama ağzına sigara yakışmıyorsa bunda bir tuhaflık var.

Yaşanmış, yaşanıyor olan ve yaşanacak olan her ne varsa; okunulmayı bekleyen birer veri.
Olan her şey, duygusal, düşünsel, fiziksel pozisyon almaya davet ediyor.
Bu davet bombardımanı VERİ OKUMA uğraşının önündeki en önemli engellerden…
Elma gibi. Şu meşhur elma.
İster ısır ister ısırma.
İster al, ister alma.
Konuyu biraz daha uzatırsam, iş düalizme kadar varacak.
İnsan-İnsan kavgasının temelindeki bir enstrüman olan; üremek için karşı cinse “mecbur olmaya” kadar  varacak.
Tamam. Futbola hiç ilgim yoktur. Ama bir yuvarlak topun rakip takımın kalesine girmesi üzerine kurulu oyunun; birisine atılan yumruğa dönüşmesi ardından tıfıl bir gazetecinin bunu haber yapması…
Demek, futbol oyununun uzağında olmak futbolun sunduğu şablondan uzakta olmak anlamına gelmiyormuş.
Gladyatörün tüm teşviklere rağmen kılıcını zemine saplamasının bugünkü versiyonu ne olabilir ?
Futbolcuların bilerek ve isteyerek topu taca atması belki ?
Ya da seyircilerin kendi kalelerine gol yediklerinde rakip takımı alkışlamaları ?

Rahmetli Kadri Aytaç
İsmiyle, cismiyle yaşama sunduğu katkı nerde duruyor, onu darp edene uzatılan mikrofon nerede duruyor ?
(Şimdi, bu yazıyla; “gerçek suçlu yumruk atanmış, seneler sonra anladım” demiyorum. Suç ve suçlu tarifi yapmaya kalkmanın -abartılı bir özgüven- olabileceğini söylüyorum)
Okuma uğraşından vazgeçmenin “bonkörlük” olduğunu…
Sahnedeki “kötü adamı” taşlayan izleyicinin, okumaya çalışan insana evrilmesiyle ilgili kendi sınavımı sorguluyorum.

Kadri abi
Duyuyorsan eğer…
Selamımı kabul etmeni dilerim.
O yumruğu atanı da yanımıza alıp, orta sahaya topları yığıp…
Topları sırayla, birer birer, bazen yerden, bazen gökten süzüle süzüle taca atmayı dilerim.

Atalay Ergezen
23.04.2019 Urla