KAHVE -UZUN DÖNEMDE- BEDENİ NASIL TAHRİP EDİYOR ?

Dünyada tanınan haliyle: CAFE.
CA= Kalsiyum
FE= Demir
İnternetten biraz baktım. “Aşırı kahve tüketmenin” zararlarıyla ilgili metinler var. Kalsiyum ve demir eksikliğine bağlı sıkıntılara yol açtığından bahsedilmiş.
Burada anahtar kelime AŞIRI
Her yerde AŞIRININ ZARARLARINDAN bahsedilince ve normal düzey “aşırı” olmadığından bir çoğumuz “riskli azınlık grupta” olmadığımızı düşünüyoruz.

Tıbbın verilerini, kendi tecrübelerimizle bir harmanlayıp, biraz mantık yürüttüğümüzde bu durumun hiç de öyle olmadığı anlaşılabilir.
Bulduğum KELİME GİZEMLERİNİ işlediğim her konuya dahil etmeye çalışıyorum.
CA-FE ile giriş yapmış oldum. Ama önce bir mantık yolculuğu, ardından kelime varyasyonlarının bu tespiti destekleyip desteklemediği…

KAHVE İLE DAHA UYANIK OLURUZ !
Bunu sağır sultan biliyor.
Hafızamız da kuvvetleniyor !
Bu uyanık kalma halinin nasıl gerçekleştiğini pazar günü Barış Özcan çok güzel anlattı. 01.12.2019
Bedenimizin ürettiği adenosin beyindeki reseptörlere bağlanıyor, bu da beyin faaliyetini yavaşlatıyor.
Kahvedeki Kafein ise bu adenosini taklit ederek o reseptörlere bağlanıyor, adenosin bu işgal karşısında bağlanacak yer bulamıyor. Bulsa da düzeyi düşük kalıyor.
Kafein onu anahtar olarak taklit ettiği halde işlev olarak taklit etmediği için beyin faaliyetleri yavaşlamıyor.
Böylece, uyuklama hali defedilmiş oluyor.
Biz de, mutlu mesut, günlük işlerimize devam ediyoruz.

OTONOM SİSTEM BEYNİ NEDEN YAVAŞLATMAK İSTER ?

Özel bir durum yoksa, kabataslak, insan gece uyur, gündüz uyanıktır.
Gündüz uyku geldiyse, dinlenme isteği yükseldiyse… Bunun bir nedeni olmalı.
Bu talebe “otonom sinir sisteminin hatalı talebi” diyebilir miyiz ?
Diyemiyor isek, bedenin uygun gördüğü bir KORUNMA işleyişini bypass edip, onu savunmadan mahrum ediyoruz. Hem de bir kaç günlüğüne değil, neredeyse ömür boyu…

KAYNAK SINIRSIZ DEĞİL
Tıbbın verileri de, kendi tecrübelerimiz de gösteriyor ki; vücut enerjisi tüm birimleri full kapasite çalıştıracak güçte değil.
Kalp tüm bölgelere aynı miktarda kan pompalamıyor.
İhtiyaç nerede çok ise ve nerede önemli ise, oraya giden kan miktarı artıyor.
Bir yerde beynin enerjinin %27 sini kullandığı yazıyordu.
O yüzden, koşarken beste yapmak, body salonunda matematik problemi çözmek mümkün olmuyor.
Otonom sistem güpegündüz beyni/bedeni istirahata almaya çalışıyorsa, sindirim bölgesinden ACİL çağrısı alıp, enerji kaynağını o bölgeye sevk etmek istediği içindir.
Sıkı bir kahvaltıdan sonra gelen uyuşukluğun nedeni bu.
Diğer öğünlerde de aynen…

Bu öncelikleri sinir sistemi kendisi ayarlıyor. Diyelim en uyuşuk halde iken dahi dışardan paniğe neden olacak bir uyarı gelse, hemen uyanık hale geçiriyor; önceliği dikkatli olmaya veriyor.
Ama kafein alarak -ortada acil bir durum da yokken- bedenin kendine uygun gördüğü ÖNCELİK sistemini alt üst etmiş oluyoruz.

MALİYETİ NELER OLABİLİR ?

Dinlenmeye geçmek isteyen bedeni uyanık tuttuğumuzda onu neyden alıkoymuş oluyoruz ?
Bugünden yarına bir şey olmaz.
Belki bir kaç on yılda da bir şey olmaz.
Ya da, başa gelen çeşitli sıkıntılarla kahve arasında sebep-sonuç ilişkisi kurulmaz. Tıp da genelde AKUT hadiselerle ilgilendiğinden, uzun vadeli rutinlerle hastalıklar arasında bağlantılar aramaz.
Uyuşukluk, uyku hali, dinlenme isteği falan diyorum ya… Aslında beden olarak, beyin olarak dinlenilmeye geçildiğinde bu vücudun görmediğimiz bir kısmının aktivite sevyesini artırması anlamına geliyor.
Beyinden tasarruf edilen enerji, sindirim organlarına yönlendirilip, alınan besin bedene faydalı hale getirilmeye çalışılıyor. Aynı zamanda, ihtiyaç fazlası besin uygun biçimde defedilmeye çalışılıyor.
Bu mücadele düşük kapasiteye zorlandığında; dokularda ve kanda gezinen ATIK maddelerin miktarını ve nereyi nasıl tahrip edeceklerini varın siz hayal edin…

KAHVESİZ OLUR MU ?
Vallahi -uzun vadede- kahveli böyle oluyorsa, kahvesiz de olur. Ama bir ayrıntı var.
Biz genelde, bir kalem SUÇLU, bir kalem de GÜÇLÜ bulup konuyu çözmek istiyoruz. Bedenin işleyişini aksatan sadece kahve alışkanlığımız değildir herhalde. Diğer bir çok faktör yan yana gelip bir sonuca doğru giderler.

İsteyen, kendisine “Hangisinden vazgeçeyim ?” diye sorabilir.
Ben sordum.
İki ayı geçti.
Sigarayı bırakmaktansa 🙂
“Normal” kabul ettiğimiz, ihtiyaç fazlası beslenmeyi ve kahveyi bıraktım.
Öğünlerde, şunu yiyeyim, bunu yemeyeyim yok. Rutin, sofrada ne varsa. Hepsinden.
Ama AZ.
Gördüğüm faydalar, zamanı gelince başka bir yazı konusu…
Öğünler AZ miktarda olduğu için, eskisi gibi gündüz üzerime bir ağırlık çökmüyor. Dolayısıyla kahve de aramıyorum.
Ama günde bir fincan içsem de, otonom sistemin benden dinlenme talebi olmadığı için, sanırım pek bir zararı olmaz.

Çayın kahve ile benzer fonksiyonu var. Ama kahve gibi agresif mi bilmiyorum.
Kendim de, gün boyu 3-5 bardak çay tüketiyorum. (Bir kez demli, diğerleri açık)

Sigara desen… Faydalı olduğunu düşünmeme sebep, üzerindeki ZARARLI yazısıdır. Ama uygun miktarda ve bedenin, normal sayılan girdi-çıktısının; sıra dışı bir ritme kavuşması halinde… (Yine de emin değilim, bakacağız…)
KELİME GİZEMLERİ KAHVE İÇİN NE DİYOR ?

“Kahve YEMEN den gelir”…
“İÇMEN” demiyor “YEMEN” diyor diye, hemen kendimize bir orta kahve söyleyebiliriz.
Burada bir ZOKA var, zokayı yutmayın, yemeyin diyor da olabilir 🙂

KAHVE, KAHIR kelimesine yakın duruyor.
CAFE den de teselli yok: CEFA…
CA= Kalsiyum FE= Demir ‘i yukarda söylemiştim. (Bu elementleri içermiyor, tüketiyor)
Mekke ‘ye Yemen ‘den gönderilen fil vakasından bu yana 1447 yıl geçmiş.
Kalsiyum elementinin atom numarası 20. Yirmi, yimez mi… Yimen, Yemen…
CAS numarası da 7440-70-2
Demir elementi Atom no: 26… KAHV-ALTI dan gittiğimizde, midemizi doldurup üstüne ACI bir kahve yudumlamanın keyfini daha iyi anlayabiliriz. YİRMİ ALTI, daha genel anlamıyla, 6 gibi çok özel anlamlar içeren bir sembolü YİYİP yememekle bizi başbaşa bırakıyor.

Bitmedi.
ADENOSİN tıbbi adıydı ya, beyin enerji kullanımını düşüren hormondu ya…
CAFEİN onu taklit ediyor ama işlevini bloke ediyordu. ?
(Bu arada CAFE İN bizim düğün yaptığımız mekan. Sonra el değiştirdi adı ALLESTA oldu. Konumuzla bir ilgisi yok )
ADEN Yemende bir körfez ve şehir adı.
Aynı zamanda kutsal metinlerde geçen Cennet in adı. Aden kelimesi cennet anlamında da kullanılıyor.
Buradan elmayı da yanımıza alıp bir çıkarım yaparsak; Cennet dünyanın besinlerini tüketirken aslında her birimiz bir Adem ‘iz. İzin verilen tüketim miktarını aşmak CENNE… nin CEHNE… ye dönüşmesi kadar kolay. MUŞ ile HUŞ un yakınlığı gibi…

Anadolu nire, Yemen nire ?
Tee Yemen ile Osmanlı neden  bu kadar  ilgilendi ?
“Giden gelmiyor acep ne iştir” diye bildiğimiz YEMEN konusunu bir kaç on yıllık trajediler olduğunu sanıyordum.
İzmir den Yemen e düz bir çizgi çektiğimde 3066 km mesafe çıkıyor.
Radikal ‘de Ayşe Hür isimli yazar özetlemiş.
http://www.radikal.com.tr/yazarlar/ayse-hur/en-buyuk-osmanli-mezarligi-yemen-1323393/
Başlığı: EN BÜYÜK OSMANLI MEZARLIĞI YEMEN
Zaman ayırıp bi okumanızı tavsiye ederim.
14. yy da başlayıp 20. yy dayanan trajediler silsilesi.
Gözden ırak, gönüllerden ırak, literatürden ırak, vitrinlerden ırak, popülerden ırak…
Aynen “Havada bulut yok, bu ne dumandır?”
Osmanlı sanki aynı bir insan bedeni…
İnsan kaynaklarını, ASKERLERİNİ, hiç usanmadan Yemen ‘e gönderiyor. Kuş uçumu 3000 km olan yoldaki ölümler… Açlık, sefalet…Kimi dönemler 1 milyona varan sayılar. Acaba orada yaşayanlardan kaç can gitti !
Aynı, enerjiyi müdahale ile beyne yönlendirip bedeni korumasız, askersiz bırakmak gibi; Osmanlı ‘nın bu “kaynak israfı” yıkılışının sebeplerinden birisi olabilir mi ?

Neyse…
Konu uzun… İnsan kendi keşiflerine daha sıkı sarılırmış.
Bir şeylerden vazgeçmenin başlangıç kısmı rahatsız edici.
Mantık ve göstergeler sonrasıyla ilgili bir güzellik işaret ettiğinden o sıkıntılara göğüs geriyoruz.
Yani, bilgi dolaşımı, paranın baş tacı edildiği global şirketlerin elindeyken; zararlı ve faydalıyla ilgili hakikatlerin basın yayın organları aracılığı ile duymayı bekleyecek kadar uzun ömür yok.

Atalay Ergezen
02.12.2019 Pazartesi 13:10
Urla