Kavakdere Köyü ‘nde Kuzey Kutbu anıları

“Kuzey kutbunda bizi buzdan bir otele yerleştirdiler. Bardaklara varıncaya kadar buz. Bir gün kızakla bir yere gideceğiz. İlk defa bu araca biniyoruz. Otuz köpek çekiyor ama ilk dakikada bize müthiş bir sürpriz vardı. Köpekler var güçleriyle yüklendiklerinde öyle bir gaz çıkarıyorlar ki… Bizim burnumuzun direği kırıldı… Sürücü alışmış, ona parfüm kokuyor sanki…”

Auto Show Dergisi Yayın Yönetmeni Sümer Demirciler anlattı bunları. Senelerdir dünyanın dört bir köşesini geziyor. Otomobil dünyasının devleri, yeni çıkardıkları modelleri farklı iklimlerde farklı yüzeylerde test etmeye davet ediyorlar.

Böylece Sümer, gençliğimizin o “seyahat” hevesini en üst düzeyde karşılayan bir hayat biçimiyle yoluna devam ediyor. Oldukça uzun bir aradan sonra bayram günlerinde buraya geldi, görüşebildik. Üniversite 16 yıl geride kalmış. Bedenlerde 16 yılın yarattığı yorgunluk daha rahat görülebiliyor.

Sümer Demirciler Urla İskele ‘de bolca fotoğraf çekti. Sonra Seferihisar ‘a gitti. Sığacık ve Akarca ‘da geceledi. Seferihisar şebeke suyunun kalitesinin ne kadar düştüğünü fark etti. Yanlış anlaşılmasın, içme suyu kapsamındaki kaliteden bahsetmiyorum. Kullanma suyu kalitesi olarak… Yer altı suları derinlere çekildikçe, deniz suyu bulduğu aralıklardan kara yönüne hücum ediyor, böylece çeşmelerden tuzlu su akıyor. Hani çay, yemek yapılmaz da… Bulaşıkta, çamaşırda ev hanımları kim bilir ne sıkıntı yaşıyorlar. Seferihisar ‘da atık sular denize pompalanmıyor. 2007 sonlarında Büyükşehir Belediyesi ‘nin Sığacık Sazlıgöl civarında 50 bin kişi kapasiteli bir arıtma tesisi için harekete geçtiği yazıyordu. 9 ayda tamamlanması tahmin ediliyordu. Urla ‘da inşası devam eden tesisin tamamlanmasına sanıyorum kısa bir süre kaldı. Seferihisar arıtma tesisi de bir an önce tamamlanırsa Kocaçay ‘ın yükü kalkmış olacak.

Sümer Demirciler, yıllar sonra tekrar buluştuğu yörelerde daha büyük gelişmeler bekliyormuş. “On beş yıl sonra daha farklı bir manzara bulacağımı sanıyordum” diye şaşkınlığını ifade etti. Ben de ona “muhafazakarlık iyidir” diye takıldım. Keşke bedenimizi 10 sene öncesindeki haliyle muhafaza edebilsek, keşke metabolizmanın hızı, yeni model araçların hız serüveniyle ters orantılı olmasa… Keşke bitkilerde, sebzelerde ve tüm besin kaynaklarımızda genetik havuzumuzu muhafaza edebilsek, diye devam ettim. Bu esnada Kavakdere köyüne gelmiştik. Kara keçiler bir kenarda otluyor. Sohbet keçilerin faydaları üzerine devam etti. “Susuz çayın öte yanında üzüm bağı görüyorsun ya… Orası 30 sene önce de bağdı. Sonra söküldü mandarin dikildi. Geçtiğimiz yıllarda tekrar söküldü yine şaraplık bağ yapıldı. Şimdi bu da tehlikede, işin kötüsü yerine ne dikileceği bilinmiyor”

Sümer Demirciler ‘in Japonya, Afrika, Tayland anılarına, bayram ziyaretleri nedeniyle köyden komşular da tesadüf ettiler. Ferrari ‘den inip koyun-keçi muhabbeti yapmak ona nostaljik geldi mi bilmem ama onun anıları iyi geldi. Bir yıllık “gülme” limitimizi neredeyse doldurduk.

Düşünüyorum da; var olanı -daha kötüye gitmemesi yönünde- sabit tutma çabası, aslında şu zamanın en sıkı ilericiliği sayılabilir.

Sümer Demirciler anılarını yazıya döküp “muhafaza etse”, şahit olduğu her durumun komedisini bulup çıkaran bir yazarın gözünden dünya gezintisi sunsa, hiç fena olmayacak.

25.10.2008

Akşam Ege