KIL KEÇİSİ Mİ, “GÜNAH KEÇİSİ” Mİ ?

Göğsümüzü gererek “bizim” diyebileceğimiz yerli ırk kıl keçilerin lehine demeç verecek akademisyeni bulmam kolay olmadı. İnternette “kıl keçi” anahtar kelimeleriyle tarama yaparsanız, bu keçilerin ne kadar “zararlı” yaratıklar olduğunu anlatan yüzlerce dokümana ulaşabilirsiniz. Bürokratlar, siyasiler, bilim insanları… Kimi kıl keçinin “verimsizliğinden” söz eder, kimi ormanları nasıl talan ettiğinden. Bazıları da, “kıl keçisi kurban edin” der, daha fazla sevap için…

Tartışma bitmiş, hüküm verilmiş; “ormanların en büyük zararlısı kıl keçisi, tez elden soyu tüketile…” Konuya vakıf birisi değilim ama Anadolu insanının tarihten bu yana yolculuğuna eşlik etmiş kıl keçilerinin yok edilme girişimine gönlüm de razı olmadı, mantığım da… Bir düşünsel deneyin bile kaba hatlarıyla çözebileceği bir konuda, Türkiye ‘deki bilim çevrelerinin sessizliği ve aksine şüpheli raporlarla “keçileri yok etme kampanyasını” desteklemeleri başlı başına bir araştırma konusu…

Biz, düşünsel deneyimize geçelim… Diyelim 200 baş kara keçi gür bir ormana giriyor. Ağaçların en küçüğü 7-8 metre… Keçinin ulaşabileceği yükseklik 1 metre, bilemedin 1.5 metre… Ve o keçiler girdikleri ormana “zarar” veriyorlar. Nasıl mı ? Orası bizi ilgilendirmez, bilimsel raporlar, resmi açıklamalar, keçinin ormana zarar verdiğini “resmen açıklamış”. İster keçinin sınırlı yetenekteki çenesiyle ağacın gövdesini testere gibi kemirip kuruttuğunu hayal edin, ister 8-10 baş bir araya gelip tim oluşturduklarını, hep birlikte yüklenip çamı devirdiklerini…

Asıl “çam devirenler” otoritenin notalarına uygun ezgileri okumanın güveniyle hayatlarını sürdürürlerken, yerli ırk kıl keçilerinin nüfusu tehlikeli derecede düştü. 1980 ‘de Türkiye ‘de toplam 15 milyon kıl keçisi vardı. 2003 verilerine göre bu rakam 6 milyona düştü. Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından 2005 yılında başlatılan kampanya ile bu rakamın şimdilerde daha da aşağılarda olduğu tahmin ediliyor.

 

Kıl keçisi yaşadığımız doğanın bir parçasıdır

Yerli ırk keçimizin (Ordinary Goad) M.Ö. 3000-4000 yıllarından itibaren Anadolu topraklarında yaşadığı tahmin ediliyor. Kah yaban olarak, kah evcilleşerek bu günlere gelmiş bir ırk. Doğanın mucizevi dengesinin bir parçası. Bitki ve hayvan dünyasında, bir türün aşırı nüfus artışıyla dengenin bozulacağı varsayılır. Oysa kıl keçisinde böylesi bir nüfus baskısı söz konusu değil…

 

Kıl keçisi az ve kaliteli ürün verir

Yüzlerce yıl, kılı çadır olmuş, derisi ceket olmuş, tulum olmuş kıl keçisi az doğurur, öz doğurur. Diğer kültür ırklarına kıyasla az süt verir ama kaliteli süt verir. Diğerlerinin çıkamadığı kayaların tepesinde yediği kekikler sütünün de etinin de kalitesine-lezzetine yansır. Bol, besleyici peynir olur, anne sütüne en yakın süt olarak anılır. (İzmir Seferihisar ‘daki bir kahyaya selam verdikten hemen sonra sordum: “Saanen mi iyi, kıl keçisi mi ?” Kahya Arif Korucu düşünmeden cevap verdi: “Kıl keçisi” ve nedenlerini sıraladı… Hükümetin İsviçre kökenli kültür ırkı ile ikame edilebileceğini sandığı kıl keçisi için yaşanan hayatın cevabı…)

 

Kıl keçisi kolay hasta olmaz

Bitkilerde de hayvanlarda da, ürünü bol diye dışardan getirilen kültür ırkları naziktir. Aşısıyla, ilacıyla, yemiyle ithal edilen yan ürünlere bağımlıdır. Oysa kıl keçisi, binlerce yıl içersinde içinde yaşadığı doğanın risklerini en aza indirecek biyolojik gelişimi sağlamış, dirençli bir hayvandır.

 

Kıl keçisi ormana faydalıdır

Fidanlık alana elbette zarar verir. Genç alanlar bir çitle korunmaz ise oraya yaban domuzları da girip ağır tahribat yapabilirler. Yetişmiş ormanlık alanda keçiler, orman bakanlığının “fahri dip temizleyicileridir”. Sık makilik alanlarda koridorlar açıp olası yangınların hızla yayılmasını önlerler… Ormana gübrelerini bırakırlar, doğal bir budama yaparlar… Çobanlar orman yangınlarında, erken uyarı sisteminin doğal bir parçasıdır. Kıl keçilerinin değerine vurgu yapan nadir bilim insanlarından, Ege Üniversitesi Zooloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mustafa Kaymakçı söylüyor: “Bizler kıl keçilerini de saf yetiştirmeyle ıslah edebiliriz. Etmeliyiz de.. Fakat burada bir iradenin olması lazım. Kıl keçilerine bakış açılarının olumlu olması lazım, düşman olmamak lazım… Bu düşmanlık kıl keçilerinin Türkiye ‘de tamamen yok edilmesi doğrultusunda…”

 

Kıl keçisi sıfır maliyetle üretilir

Diğer türler gibi devleti de yetiştiricisini de masrafa sokmadan ekonomik bir değer yaratır. İlaç istemez, yem istemez, besinini doğanın içinden bulur, küçük bir aile yüzlerce baş sürüye bakabilir…

 

Hayatını sürüyle kazanan insanlar

Devlet, ideal bir vatandaş arayışı içindedir ya… Hayatlarını keçi sürüleriyle kazanan insanların nasıl olduklarını, 100 yıldır ormanda keçi otlatan Yörük kahya Mehmet Ali Demir anlattı: “Dağlarda keçi güderek hayatını kazanan bizler, doğa dostuyuz, ülke dostuyuz. Bizler kanaatkarız, kurallara uyarız… Devlete yük olmadan hayatımızı sürdürmeye çalışırız”

 

Kıl keçisi stratejik bir hayvandır

Ülkemizde, uluslar arası piyasalarda söz sahibi olabilecek ürünlere dışardan bir baskı olduğunu söyleyenler var. Bu tez doğruysa, kıl keçisi ciddi hedeflerden birisi olmalı… Kendi kendisine varlığını sürdürebilen bu nadir besin kaynağı, dünyada beklenen besin kıtlığının ülkemiz için bir garantisi… Küresel ısınmayla birlikte yakın gelecekte kıl keçisi “mumla aranır” hale gelebilir…Prof.Dr. Mustafa Kaymakçı “Kırmızı et tüketmeyen bir ülkede kafaların entelektüel işlemleri geriler.” diyor.

 

Özetle; bindiğimiz dalı kesmeyelim. Okul kitaplarında keçiyi “düşman” göstermek yerine, genç orman alanlarını korumaya alıp, bu tarihsel yoldaşımızın gelişmesinin önünü açalım. Yarın çok geç olabilir; tarımda, hayvancılıkta yerel kalmanın sosyal ve siyasal olduğu kadar biyolojik sonuçları da var… Son söz yine Kaymakçı ‘da: “Bir ülkenin elinden besinini alırsanız, o ülkeyi tüketirsiniz”

 

Ben çok seviyorum bu hayvanları…Zorla değil ya…

Anadolu ‘nun yaşayan hayatının değerli tanığı Fikret Otyam ‘a “keçi ressamı” da diyorlar. “Yüz tablomun sekseninde keçi vardır. Ben çok seviyorum bu hayvanları, zorla değil ya… Beslediğim iki keçim de var. Zarar veriyorsa önlem alın; siz hiç eline çakmak alıp ormanı yakan bir keçi gördünüz mü ?”