KÖTÜYÜ BULDUK, ÇİRKİNİ BULDUK… HANİ BİR DE İYİ VARDI, GÜZEL VARDI ?

Sırtımıza, karnımıza, beynimize yapışmış gibi.
“İşte kötü olan orda oturuyor”
“Kötünün saçları kulaklarını kapatıyor, rengi kırmızı…”
“Çirkin, falanca partinin başındakiler ve peşinden  gidenler”
“Çıbanın başı falanca ülke…”

İyi de… Hani bi de güzel vardı, iyi vardı.
Önce onu bulalım o zaman ?
O nerede ?
Bir kesime, kişiye falan demiyorum. Birbirine rakip olan, birbiriyle çatışan kesimler var ya…
Nasıl olsa, “mağlup edilmesi gereken” negatif olanlarla ilgili bir şüphemiz yok !
Yeni yeni “kötü” icatlarımız da var, tutunuyoruz… Tamam…
Hepsi tamam…
Bu kötünün bi de zıddı var dı, o da iyi idi.
O kimdir, hangi düşünce akımıdır, hangi kesimdir, nerededir ?
Bi de onu öğrensek ?

 

İnsan vahşi bir ortama yalnız başına düşse…
Varsayalım ıssız bir adaya…
Kim düşmandır, kim kötüdür den önce…
Kendisine bir yoldaş arar.
Onun bu -zorunlu yolculuğunda- kendisine rehberlik edecek. Dayanışma içinde olacak.
Bulamasa bile, aklına sıkça gelir… “Keşke yanımda biri olsaydı”

Gerçi bir açıdan, “kötüyü” bulunca kendini “iyi hissetmek” ne kadar aldatıcıysa; “iyiyi” bulunca kendini iyi hissetmek de o kadar tamamlanmamış.
Eksiktir yani.
Bir şeyler eksiktir.
O eksikliği zaman bizim karşımıza bir gün koyar.

Eksik olanın derininde tahminim şöyle bir şey yatıyor…
Kötüyü, iyiyi; cisimleştirip, isimleştirip, resimleştirip karşımıza koyuyoruz ya…
Ya da birilerinin tarifiyle, “tamam işte…” diyoruz.
Hepsinin ortak bir özelliği var…

HEPSİ BİZİM DIŞIMIZDA 🙂
“Ben” değilim yani.
“Biz” değiliz yani.
İşte, kötülüklerin faturasını göndereceğimiz bir adres bulduğumuzda sevincimizin haklı gerekçesi.

Konunun trajikomik tarafı, baş üstünde taşıyacak kadar  seveceğimiz bir “iyi” bulduğumuzda da değişen pek bir şey yok.

“İyi” olan da bizden uzak… “ben” ve “biz” in dışında…
Yani, kötüye yaklaşıp “dövmemin” de, bana bir faydası yok,
İyiyi bulup “öpmemin” de, bana bir faydası yok.
Oysa tam tersi düşünülür.
Kişinin kendisine ait olan eksiklerin, yanlışların, ezberlerin dönüşüme uğraması gerekiyorsa; bireyin projektörlerini dış dünyadan çok kendisine çevirmesi gerekmez miydi ?

Kitlesel bir “kötü” algısı hep savaşla sonuçlanmadı mı.
Diyelim, organize bir güç tarafından -manüpüle edilmiş olmak- bunun bahanesi, özrü olabilir mi ?

Binlerce yıldır insanlar savaşır.
Fiili savaşları hayal edin.
Silahlar patlar, ölüler, yaralılar…
Çatışmaya bir ara verilir.
Yemekhanelerde, çadırlarda ya da bir yerlere ilişerek yemekler yenir. Sular içilir.
Çatışan her iki tarafın askerleri de, sıkışırlar, uygun bir yere işerler.
Biraz önce, fırsatını bulup birbirini öldürecek olanlardan biri helaya gidip bağırsaklarını boşaltır, diğeri  çalının arkasına dolanıp bağırsaklarını boşaltır.

Bu aynı resmi veren, her şeyiyle aynı olan, aynı tür içinde yer alan iki canlı birbirlerine neden ateş ettiklerini kendilerine neden hiç sormazlar ?
Aynı durum, iyi deyip, dost deyip, sevip, eğilip ayaklarını öpecek kadar “bağlılık” ilişkisinde de geçerli değil mi ?

Anahtar kelime “ben”
“Ben” kötü karşısında  “tertemiz”
Put karşısında, ezik, çaresiz…

Şimdi, bu satırları yazan, kendim, söylüyorum da, buraları “aşmış” birisi miyim ?
Hiç de değil.
Ben de herkes gibiyim.
Belki kimisinden yarım parmak ileride, kimisinden karış karış geride.
Çabalıyorum.
Bu çağda artık, ele ateşli silah ya da kesici alet almamak sadece sembol…

Suç ve suçlu aramadan yaşamak.
Suç ve suçlu tarif etmeden yaşamak.
“Doğru” denen kaypak şeyi ararken, bulurken, bulduğunu sanırken, anlatırken, sunarken, kimseyi yaralamadan yürümek.
Kimseyi kınamadan.
Kimseyle ilgili olumsuz bir his taşımadan…

Cümlesi kolay ama yaşaması gerçekten çok zor bir hadise.
Üzerimizde 4 bin yıllık bir miras var.
Belki, 10 bin, 100 bin yıllık miras var.

Hep dışarıda bir şey arayan projektörlerimizi kendimize çevirmek kolay değil.

Bilgilerden, analizlerden bir ağu gibi süzülüp, önümüze çıkıveren doğru, herkesi aynı yerde birleştiriyor zaten.
Çünkü gerçekten doğru BİR.
İnsan doğruyu kenarından köşesinden yakalayınca, o doğrunun düşünce ve kelimelerde, cümlelerde kalamayacak bir doğru olduğunu görüyor.
Ve aynaya bakıyor;
“Benimsediğim yaşam tarzı, olması gerekenle ne kadar uyumlu ?”

Özlenilen “bilgi” gündelik hayata katılmayacak türden olabilir miydi ?
Ben ne edeyim, “düşman” alt edecek bilgi ve donanımı ?
Düşünün lütfen !
“Kötüyü”, “düşmanı” yensen ne yazar ?
Kuşpalazı, boğmaca
Yürek enfaktı
Kanser filan pusuda beklerken…
Dünyaya her gelen, daha fazla oranda; sağlıksız, sıkıntılı bir ömür ve vakitsiz acılı bir sona daha da yaklaşırken…
“Kötü”yü cismiyle, ismiyle “bilmek” yenmenin ne faydası var ?

Genelde dikkat etmeye çalışıyorum.
Ama, geçmişte ve bugünlerde yazdıklarımda anlatmaya çalıştıklarım var.

Anlatmaya çalışırken, hem alışkanlıktan, hem ifade çabasına enstruman olsun diye yazdıklarımda, suç ve suçlu tarifi varsa özür dilerim.
Değil kınamak, kalp kırmak dahi istemem.
Genelde, kendi içimde bu “çatışmaların komedisi” olarak duruyor.
Ama yansıması aynı şekilde değilse, hislerle ilgili çalışmam lazım.
Hiç bitmeyecek bir çalışma.
Akıl demiyorum.
Akıl ve zekayla, kağıt üzerinde “rol kesmek” mümkün.

Algıyı, duyguları… Korkuları, üstün gelme azmini…
Alkış beklentisini… Rezil olmaktan kaçınmayı…
Onaylanma ihtiyacını… Onaylanmama riskinin korkusunu…
Acaba yalnız kalır mıyım korkusunu…
Gruplardan hiç biri beni kabul etmez mi, tedirginliğini…
Vs Vs
Yani..
Duygusal ezberlerde ne varsa üstesinden gelebilmek.

Yani…
Doldurulup boşaltılan silahlar gibi, doldurmakta ve boşaltmaktayız.
Tüm Dünya insanları.
Kişisel sürecimizin mimarı bu “doğal” döngü, hepimizin kardeş olduğunun ıspatıdır.
“Kötü” nün olmadığını, kötü aramanın beyhude olduğunu, tüm dünya tecrübe edecektir, bir gün.
Neticede yaşam “kötüye” kafa takmayacak kadar muhteşem.
Bu muhteşemlik her birey tarafından test edilebilir.
Hem de BEDAVAYA 🙂

Atalay Ergezen
02.10.2019 Urla
Cumartesi 21:36

“MISIR” A GİRİŞ -KELİMENİN DERİNLERİNE KUANTUM BİR GEZİNTİ

UNCHAIN MY FOOD

DOYMAK VE MUTLULUK İLİŞKİSİ BİLDİĞİMİZİN TAM TERSİ Mİ ? Muziplik olsun Vol.3

CANIM BOĞAZLAR MESELESİ

UZAYLI İSTİLASINA ACI BİBERLİ ÇÖZÜM YA DA DÜNYA İNSANI ELELE VERMEYE ZATEN HAZIR

ACABA BUGÜN NE YEMESEM ??? EN İYİSİ DÖNER KEBAP

CERVANTES’İN AĞZINDAKİ BAKLA ? DON KİŞOT ‘UN YEMEK İLE İMTİHANI…

BÖYLE SIR MI OLUR, HER ŞEY ORTADA

MANY BAYRAM