MİTİNGE KATILANLARIN SAYISI NEDEN ÖNEMLİYDİ ?

İzmir ‘de 13 Mayıs 2007 tarihinde gerçekleşen Cumhuriyet mitingine katılanların sayısı –vitrinlerde- 1.5 milyon olarak benimsendi. Rakama itiraz edenler olunca, “sayının ne önemi var, ha 1 milyon ha 1.5 milyon” denildi.

Çoluğuyla, çocuğuyla İzmir ‘de yaşayanların yarısı kadar insanın alanda toplandığını savunanların anlaşılabilir beklentisi şuydu: Kalabalıkların tercihi bireylerin tercihini etkiler.

Akşam Gazetesi Yayın Yönetmeni Serdar Turgut konuyla ilgilendi, grafiklerle desteklediği yazısında bu rakamın 500 bin olabileceğini söyledi, yanlış anlaşılmamak için ilave açıklamalarda bulundu. Ben de, Google Earth den aldığım harita üzerinde, yan sokakları da hesap ederek, boş alanı metrekare cinsinden çıkardım. Vatan Gazetesi ‘nin ilan ettiği alan 760 bin metrekareydi. Benim bulduğum rakam ise 82 bin metrekare. Bunu 4 kişiyle çarptım, 330 bin kişi etti. % 100 lük yanılgı payı da kendimden ilave ettim, 600 bin rakamına ulaştım, sonuçları da, yönettiğim www.urlaonline.com sitesinde açıkladım. Kentteki alanları en iyi bilen kurumun başkanı olan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu ‘nun açıklaması da yüksek katılımdan yanaydı: “Alanın büyüklüğü dikkate alındığında 1 milyon kişinin üzerinde, 1.5 milyona kişiye yakın bir yoğunluk olduğunu söyleyebilirim…”

Bu kadar teknolojik olanağın arasında, iş neredeyse dedelerimizden kalma adımlama veya iple ölçme yöntemine kadar uzayacaktı, neyse ki yoğun gündem konuyu gerilere attı.

 

Açıklanan katılım sayısını abartılı bulanlar, cumhuriyet mitingine gölge düşürmeye kalktıklarına göre cumhuriyet düşmanları bile olabilirdiler.

Sıradan bir insan olarak bir siyasi eğilimlerin söylemlerine algı yollarımı açık tutabilmem için aradığım ilk koşul; samimiyet. “Söylediklerime verdiğim anlamla, senin algıladıkların arasında hiçbir fark yok” sanrısı kolay inşa edilmez. Liderler bu güven duygusunu tesis edebilmek için, sıkça herkesin bildiği doğruları yüksek sesle tekrar ederler; “Doğu, güneşin doğduğu yöndür; Türkiye bir cumhuriyettir…” gibi. 400 bin metrekare olan İzmir Fuar alanının 2 kat büyüklüğünde miting alanı (760 bin m²) hesap eden Vatan gazetesinin ilan ettiği katılım sayısına, önce o mitinge katılanlar ve destekleyenler tarafından itiraz gelseydi, -tahmin ediyorum mitingin olumlu etkisini tersine çevirmek üzere tasarlanmış bu “ölçüm”- bu ince sabotaj kısmen bertaraf edilebilirdi. Kararını vermemiş olan seçmen kitlesi, bu abartılarla kendisinin manipüle edilmeye çalışıldığını düşündü ve eğilimin samimiyetinden şüphe duymaya başladı.

Uygulanan taktiği bir “köşeye sıkıştırma” operasyonu gibi hissetmiş olmaları muhtemel. Dönüşüm geçiren, unutulan “zirve sloganlarla” bugün daha fazla hissedeceğe benziyorlar. Bu güne kadar politikacılar şeklen de olsa duygulardan çok akla hitap eden teknikleri kullandılar. Özellikle Cumhuriyet Gazetesi ‘nin ilanları ve filmleri bilinçaltını hedefleyen reklam filmleri gibiydi. Korku, tedirginlik, ölüm-kalım meselesi gibi gözlerden ve kulaklardan geçen kareler insanlar üzerinde bir panik yarattı. Ama bu panik, hedeflenen türde olamadı: “Tehlike var, evet… Aklımı bıraktılar duygularımı ele geçirmeye çalışıyorlar…!”

Görüntüde de olsa, bir akıl işi olması beklenen ülke yönetiminin, aktörler tarafından uçuk içeriklerle duygulara yüklenmesi, oy bekleyenlerin inandırıcılığını yitirmesine neden oldu. İki kere beşin onbeş ettiğinin ilan edilmesi de, gönderilen tüm mesajların samimiyetine bir ölçüde katkıda bulunmuştur diye tahmin ediyorum.

Şimdi AKP ‘nin yandaşı gibi görünenler mi, partilerin kendileri ve memleket adına doğru işler yapmasına çabalıyorlardı, yoksa –benim bilinçli olduğunu düşündüğüm- içerik ve şekli ağırlaştırılmış, sanal gerçeklik üzerine politika üretenler ve onu kayıtsız şartsız tekrar edenler mi ?

Bunun yanıtını sandık verdi. Görünen köye görülememiş muamelesi yapmanın adı hata olur mu ?

29.07.2007

Akşam Ege