NEW YORK’TA TÜRK FARKI

İşte budur. Hafize, eğer kamyon şoförü olsaydı, koltuğun altından uzunca bir demir levye çıkarırdı. Bir markette olduğu için farklı bir tedbir alınmış. Olası bir hırsızlığa karşı tezgahın altında, sopa falan değil, “balta” hazırda bekliyor. Hani, -New York’ta oduncu olmaz da- bir marangoz olsa “balta” yakışır, ama orası bir market, Hafize Şahin ‘in kontrolünde olan küçük bir Türkiye.
Amerika ‘da polis, hırsızlara direnilmemesini, -olası tehlikeleri bertaraf etmek için- istediklerinin verilmesini öğütlüyormuş. Oldu mu şimdi… Aleni bir şekilde topluma “kötüye teslim ol” çağrısı yaparsan, önüne gelen soyguna yeltenmez mi !
Duymuşunuzdur… Hafize tabancalı hırsızı baltayla defetmiş. Bacımızın, bu Türke özgü refleksinden yola çıkarak, “tehdit” ve risk unsurunun Türk insanına ne kadar söktüğünü, sökeceğini aramaya niyetliyim.
Bana kalırsa, Hafize, genlerinde bulunan bir refleksle kararını verdi ve kendini riske atarak saldırıyı defetti. Bunu bir Hollandalı da yapmazdı, bir Alman da… Hele Amerikalı, saldırı ve savunma hallerini sadece beyaz perdede izlediğinden; tanrının kahramanlığı sadece -Arnord Schwarzenegger, Silvester Stallone gibi- özel isimlere verdiğini düşünüp oturur oturduğu yere.
Bir düşünce deneyi yapacak olursak; Amerika ‘nın market hırsızları gelse, diyelim Karadenize yerleşse… Ve eski mesleklerini icraya kalkışsalar… Söyleyeyim; 4 ayı bulmadan Türkiye ‘de bu çeşit hırsızlığın yapılamayacağını anlayıp geri dönerler.
Uşaklar, efeler, dadaşlar… Anadolu toprağının genleriyle hayata katılmış çoğu insanın tahammül çizgisinin sınırı ve özellikleri farklıdır; o sınır aşıldığında bedenin yönetimi otomatiğe bağlanır. Bu ön beynin kontrol yeteneğini yitirip, görevi tamamen duygusal beyne terk ettiği andır. O andan sonra, ne ölüm korkusu, ne hapishane, ne sürgün… Hiçbir güç, o reflekse karşı koyamaz. Yeter ki, kendi bilincinde haksız bir saldırıya maruz kaldığını hissetsin…
“Sağduyu” çağrıları bu yüzden bizim ülkemizde sıkça yapılır. Hani, -böyle bir şeyin varsayımı bile çirkin geliyor insana ama- ola ki, bir başka devlet Türkiye ‘yi ele geçirse, -diyelim askeri üstünlük de sağladı- “normal hayata” geçildiğinde ne olur ? Bunun da yanıtı basit; YÖNETEMEZ. Sus payı, kişi başı geliri 20 bin dolara yükseltse de yönetemez. Sonunda tek çaresi geldiği yere, zararıyla birlikte geri dönmektir. Ben, bu bilgiye dünyanın tüm emperyalist ülkelerinin de sahip olduğunu düşünüyor, o yüzden vatan ile ilgili kaygılara çok kapılmıyorum. Türkiye ‘de yaşayan insanların, Singapur da yaşayanlardan, Tayland ‘da, Ürdün ‘de, Fas ‘ta yaşayanlardan farklı olduklarını herkes görebilir. Tamam, diğerlerinin yanında eksik yanlarımız da vardır ama buradaki konumuz; var olma sürecinde kişinin kırmızı hatları ve kendisine yüklediği sorumluluk
Başımızdaki otorite ister babamız olsun, ister başbakan, ister kral, ister padişah… Arap ülkelerinde, yabancı gücün kralı ele geçirmesi tüm ülkenin insanını dize getirmesi anlamına gelebilir… Biz ise, -yabancıya bile bırakmadan- damarımıza dokunduysa kendi “padişahımızı” bile indiririz aşağıya.
Türkiye tepeden tırnağa Hafize doludur. Benim asıl korkum Amerika ile ilgilidir. Amerikan polisinin insanlarına öğütlediği “teslimiyet”; tepeden tırnağa ABD yönetiminin de “yaşama verdiği yanıt” ise pek tehlikelidir. İkiz kuleler saldırısına Amerika ‘nın verdiği yanıt nedir ? Terörü en büyük düşman ilan edip, terörü görmezden gelmesi nicedir ? Afganistan ‘a yerleşip global terörün en büyük besin kaynağı uyuşturucu üretimine ses etmemesi niyedir ?
ABD aslında büyük bir şans yakaladı, farkına varırsa…
Giresunlu, 1.52 m boyunda 41 kilo olan Hafize Şahin, yeni seçimleri beklemeden, derhal ABD nin başına getirilmelidir. Hafize ‘nin, insanları mantık budalası etmeyeceği kesin… Kimse onunla alay da edemez; meydan okuyana çeker zulasından baltasını… Şaka etmiyorum, devlet yönetmek tv lerde “güzel laklak” yapmaktan öte “özel bir kişisel duruşun”, silsileyle tüm karar organlarına ve topluma yayılmasını beklemekse, Hafize ‘nin yanında Bush ‘un lafı bile olmaz

28.10.2007

Akşam Ege