Onlara soran olmaz

Barbaros Çocuk Köyü kapatılacakmış. Açıklanan neden son derece yasal. Sözleşme sona eriyor, karşılıklı mutabakat sağlandı, çocuklar yurtlara dağıtılacak.

Çocuklar ne der bu işe ? Adam sen de… Onlar, dış kapının dışında duran zurnanın son deliği bile değiller. Onlar -yokluğunu pek iyi bildikleri- bir yuvaya sahip olmanın, sonra tekrar yitirmenin travmalarını yaşayan ama resmi ve sivil dünyanın çoğunlukla kendisine bir “kimlik” vermekte nazlandığı canlılar.

Kimse kimseye bunu lütfetmez, kimlik verilmez alınır, doğru. Devlet, toprakları üzerinde yaşayan korumasız, kimsesiz, bebekleri çocukları uygun koşullarda geleceğe hazırlamakla yükümlüdür, bu da doğru.

Bir bebeğin “hayatta olduğunu” kayıt altına almayan sistemin, Barbaros Köyündeki çocukların ruh halini dikkate almasını beklemek aşırı iyimserlik olabilir. Belki, sokaklarda yok olup gitmeye hazır çocukların, sadece beslenme ve barınma sorunlarını gidermek dahi büyük bir şeydir. Kabul. Gerçekten, günümüz koşullarında bu sorunları gidermek de “büyük bir şey”

2005 yılının ocak ayında gazete ve televizyonlar için “güzel bir haberdi”. Ortada soruşturma var mı var, iddialar var mı var… Yüklen o zaman manşetlere; Urla ‘da skandal, Böyle müdür olur mu, seks kölesi gibi mi, bekaret kontrolü…

Basın için “güzel bir haber”, hukuk sistemimiz için varlığı gerekçelendirecek bir dosyadan ibaret olan olaylar zinciri çocuklar için neydi ? Onların, kendilerini “mağdur saymama” hakları bile olmadı. Bedenleri ve ruhları hoyratça oradan oraya savruldu. Telsiz sesleri gülüp oynadıkları sokakları doldurdu, sorular bitmek tükenmek bilmedi, anlat, her şeyi anlat, kim ne yaptı anlat, sana neler oldu anlat. Kendi anlattıkları yetti mi, yetmedi… Bedenlerinde bir iz kalmış olabilirdi…

Neticede herkes görevini yapıyordu. Savcı savcılığını, hakim hakimliğini, gazeteci gazeteciliğini. Ortadaki iddia; köyü yönetenler, görevini kötüye kullanıyor, çocuklar zarar görüyor. Pek kabul edilebilir bir niyet. Sonuç: Kimi yöneticilerin yeri değişti, demek ki suç işlememişlerdi, görülen davalardaki sanıkların tümü beraat etti, bir kişinin cezası ertelendi.

Olan çocuklara oldu. Suçun ve suçlunun araştırması esnasında çocuklar hiç hak etmedikleri halde utanç verici konularla afişe oldular. İddialar doğru bile olsaydı, birkaç yetişkini cezalandırmak için o çocukların dünyasının alt üst olmasına fırsat vermeyecek tedbirler alınmalıydı.

Manşeti süsleyecek güzel bir haberin 4. sayfada kısa bir bilgi olarak geçmesine karar vermek, yasaların yönetiminde değil. Eldeki delillerden hareketle bir iddiada bulunmak, o iddiayla ilgili araştırmaya, soruşturmaya girişmenin de yasadışı bir yanı yok. “İnsani tavrın” eksik olduğu resmi ve mesleki tavır, yaşamın hoyrat olan yanını daha bir öne getiriyor. Hem de en kabul edilir ahlaki kılıflar giydirerek.

Bu sezonun sonunda, Barbaros köyünün kermesi vardı. Urla Hakan Çeken Kültür Merkezi ‘nde. Çocuklar cıvıl cıvıldı. Her ev için bir masa ayrılmış, hazırladıkları yiyecekleri ikram ediyorlardı.

Barbaros Çocuk Köyü, “olası mağduru korumak adına”, içindeki herkesi mağdur eden bir süreç yaşadı. Her an tekrar patlayabilir bir bombaya dönüştü. Kimse kendi konumuna bir risk eklemek niyetinde değil. Soruşturma sürecinde havalarda uçuşan cümlelerin hoyratlığı şimdi onların yuvalarının dağıtılmasıyla devam ediyor.

Çocuk, sözleşme, kontrat, vakıf falan bilmez. Devlet onları orada bir yuvayla buluşturduysa, onu ellerinden geri alamaz. Mahkumlar bir hapishaneden diğerine taşınmıyor, devlet “bu senin ailen” deyip orada senelerce tutup, ardından “vazgeçtim” diyemez bu çocuklara… Dememeli. 134 ülkede uygulanan Kinderdorf modeli bizde de yaşamak zorunda. Tüm güçlüklere rağmen…

26.08.2007

Akşam Ege