ÖZLENEN GÜN / HESAP GÜNÜ

21 Aralık 2012 günü kimi kesimler kıyamet kopacak diye önceden hazırlıklarını yaptılar, bir çoğu Şirince ‘ye akın etti… Ayinler, dualar, el ele tutuşmalar, şarkılar…
Ne oldu ?
Fosss 😉
Mayalar yanılmış heyyyoooo 🙂
Mayalara inananlar yanıldı heyyooo:)
Demek ki neymiş ?
Onlar yanıldıklarına göre kıyamet, mıyamet kopmayacakmış…
Hoppa şina şinanay şinanay
—–
Kazın ayağının böyle olamayabileceği üzerinden yürüyelim.

Kıyam; hareketlenmek, ayağa kalmak gibi bir eylemi anlatıyor. Özel anlamda kıyamet, Tanrı nın büyük değişimler yaptığı zamana verilen ad.
Hani kıyamet özleyenler vardır ya; dünyanın her yerinde çeşitli dini akımlara mensup kişiler… O gün gelse diye özlemle beklerler… Benim kafama da takılmıştı; Yahu özlenecek nesi olabilir ki kıyametin ? Kafana taş yağmasını mı özlersin, denizin yorgan olmasını mı, beşik gibi sallanıp… Töbe töbe…
Bir de, Tanrı yı kıyamete zorlayan gizli örgütlerden, derin yapılardan söz edilir… Yani öyle bir sabırsızlık… Kıyamet vaktinde önce kopuversin…

Bir de “Allah nurunu tamamlar” denir. Nur dan kasıt; “vaat edilen gün”… Vaat edilen gün den kasıt da Kıyamet olmalı.
Yani Hesap Günü…
Daha bir çok ismi var;
Kurtuluş Günü, Özgürlük Günü, İndependence Day…
Kiminin özlemle beklediği, kiminin korkuyla beklediği, kiminin ne özlediği ne korktuğu; umurunda bile olmadığı gün.
Geçmişte ben de benzer şeyler düşünüyordum. Yalan yok 🙂

Arkadaşlar…
Kıyam-et, birkaç gazete küpürüyle, bir kaç makaleyle anlaşılması mümkün olmayan bir konuymuş meğerse.
Hakkında çok geniş bir literatür olduğunu söyleyeyim.
Acaba bir insan ömrünü, kıyametle ilgili verileri algılamaya, anlamlandırmaya verse; acaba ömrü yeter mi…
Ama bir ömür harcamadan, yüzeyde yakalayabildiğimiz verilerden, yaşadığımız aktüel sürecin özelliklerini / verilerini de katarak bir yerlere varabiliriz.
Popüler kültürün pek ilgilenmediği bir çok isim, bir çok kesim; o günün bir gün geleceğine adları gibi eminler.
Konuya biraz dalış yaparsanız, Anadolu ‘nun bu sürecin merkezinde olduğunu; Sağır Sultanın bile duyduğunu görebilirsiniz. (Cam kenarı İzmir-Kahire seferi güzel bir başlangıç olabilir)

Derinlemesine bilgi sahibi değilim. Ama yüzeysel bir okumayla, siz de insanlık tarihi boyunca birden çok milat olduğunu, o milatların bir dönemi kapatıp yeni bir dönemi başlattığını görebilirsiniz. Ve her dönem içersinde sıçrama/yenilenme dalgaları…
O büyük dönemler burçlarla da ilişkilendiriliyor. Ben de bu ilişkilendirmeye katılıyorum.
Boğa-Koç-Balık-Kova
Tahminlere göre her burç 2000 yıl sürüyor.
Farklı görüşler var, isteyenler detaylarını araştırabilir.
Ama kabaca; Hz. İsa ‘dan önceki dönemleri anlatan dinsel literatürde Boğa ve Koç figürlerine rastlıyoruz. Hz. Musa ‘nın altın buzağı ile ilgili kıssasını çoğumuz biliriz.
Hz. İsa ‘nın balık figürüyle yan yana geldiği anlatılar da var.
M.S. 1. yılın başında gerçekleşen doğum; adıyla sanıyla, rakamıyla zaten bir milat.
Milatın üzerinden 2000 yıl geçti mi ?
Geçti…
1999 yılından 2018 yılına kadarki süreçte neler yaşadık ?

Son 3-5 yıldır “balık” ile ilgili neler işittiniz, okudunuz ?

Son 3-5 yıldır “kova” imgesiyle yan yana gelebilecek neler yaşadınız ?
2000 diyenler yanıldı, 2012 diyenler yanıldı; öyleyse HESAP GÜNÜ pas geçti, olmayacak… Mı diyelim ?
Mayaların yanılmadığını iddia eden bir çok görüş de var… Araştırabilirsiniz.

Ben altın oran üzerinden  bir hesap yaptım.
Mutlaka bu hesabı başka yapanlar da vardır. Ama görmedim bir yerde. Görsem, aynısını buraya aktarır kaynak da belirtirdim.
Galaksiler, giderek genişleyen bir çember çiziyorlarsa; zaman çizgisi içinde yaşanan önemli olaylar da, aynı galaksiler gibi, bir orana tabi olabilirler.
Aklıma ilk gelen, haliyle altın oran oldu. 1.618…
Milattan sonra adımımızın ilk konacağı yer neresi olabilir ?
İslam tarihinde yoğun vurgu hicret ise, ikinci kerteriz yılımız 622 dir.
Ki, hicretin yoğun vurgulanması; dünyada, sonraki onlarca yüzyılda toplu göçlerin yaşanması, çok çeşitli medeniyetlerden insanların, yan yana, iç içe olmaya başlaması açısından da anlamlıdır.
Kerteriz rakamı büyük rakama bölerek yaptığım sağlamada 618 de değil, onun yarısı 309 da bir anlam yakalayabiliyorum.
Hayali sonuca ulaşmak için sebebi eğip, bükmek gibi dursa da, 39 ve 309 rakamının boş olmadığını tahmin ediyorum.
0,309 uygulandığında varılan yıl 2007
Mayaların verdiği tarihten bile daha erken 🙂

Bu noktada şu önermeye sıra geldi;
Özlenen gün, bir gün olabileceği gibi; bir kaç haftayı, bir kaç ayı, ya da bir kaç yılı sembolize ediyor olabilir !
GÜN e giden zaman ve olaylar dizini bir süreç olabilir ve bu süreç bir kaç on yıla yayılabilir.

SÜREÇ MANTIĞA UYGUNDUR

Diyelim dümdüz bir yolda, durakta insanlar otobüs beklemekte.
Ufukta bir araç belirdi. O araca bir kaç kişi dikkat kesildi… Diğerleri kendi aralarında muhabbet ediyorlar, belki oraya neden geldiklerini bile unutmuşlar. O bir kaç kişiden biri, o aracın bir otobüs olduğunu anladı ve ilk önce ayağa kalkıp, üzerindeki tabelada ne yazdığını seçmeye çalıştı. Diğer bir kişi tabelada ne yazdığını seçti, o da ayağa kalkıp o bir kaç kişiyle beraber, çantalarını hazırlayıp öne doğru geçtiler.
Diğerleri arasından, otobüsün düşük düzeydeki sesiyle irkilip kafalarını çevirenler otobüsü gördüler ve sıraya geçtiler.
Kalanlar da otobüs ancak kornayla perona yanaştığında ve iki adım ötelerinde belirdiğinde valizlerini aramaya koyuldular.
Gün ya da an; işte bu an.

Son derece mantıklı ve  Tanrı nın adaleti böyle güzel ve tartışılacak hiç bir yanı olmayan adalet. Belki de, ezberlerden  sıyrılıp, öngörebilen, gerçekle ilgili farkındalığa ulaşan insan yoğunluğunun; Gün ile ilgili sürecin; “içeriğini şekillendirmesine” izin veren bir adalet.
Aynı zamanda bu süreç; yeni çağda çıkılacak yeni yolculuğun güzellikleri/muhteşemliği hakkında da fikir veren bir süreç.

Kıyametten hiç korkmayan insanlar vardır.
Bunun iki olası nedeni;
1- Kıyametin korkutucu / zor bir evresinin olmayacağına dair inanç
2- Mülk sahibi Allah ‘ın programının içinde yaşanacak her ne varsa, koşulsuz bir teslimiyet.

Tanrı var mıdır, yok mudur, varsa böylesi geniş zamana yayılmış programları var mıdır gibi sorular / iç tartışmalar konularını biraz hızlı geçmekte fayda olduğunu düşünüyorum.
Nihayet, hepimiz bu dünyaya geldik, yaşamı ezberimize atarak “öğrendik” ve bir gün bir şekilde bu dünyadan ayrılacağımızı biliyoruz.
Bu müthiş karmaşık sorunun varlığını dahi bir kenara bırakıp aktüel uyaranların rüzgarına kapılmak; bizim sınavdan kötü bir puan almamıza neden olabilir.
Sınav olan bu dünya hayatının çok özel bir döneminde soluk alıp veriyor olmak; hepimize ekstra ödevler yüklüyor.

– Koca kainata hakim olan güç tarafından, her şey takip altındadır. Elbette her bir insanın her yaptığı, hatta her düşüncesi dahi izlenmekte ve kayıt altına alınmaktadır.
– Kıyamet kopsa da, kopmasa da; var olma nedenlerim üzerinden hayatımı anlamlandırmak, yeniden düzenlemek her insana verilmiş bir görev olmalıdır.
– Büyük sınav gelip çattığında; çeşit çeşit zorluklar karşısında; her bireyin eşref sahibi, sevgi sahibi, olup olmadığının sınanacak olması öngörülebilir.
– Büyük sınav, aynı zamanda Yaradan a teslimiyet seviyesinin ölçüldüğü bir zaman dilimi de olabilir.

Listeyi uzatmak mümkün.
Bana soracak olursanız;
O büyük sınav anı, o yeni çağın bir tarihle ifade edilecek anı;
Çok çok uzak değil… Çok uzak da değil… Uzak da değil…

Ha, “Atalay yanıldı; uzak değil diyordu; geldik 2019 a daha bir şey yok” demeyin 🙂
Tarih 2023 de olsa, yaşanan süreçte hem kendi özel dünyamızdaki olay ve olguların; hem toplumsal olaylar zincirinin, hem de fiziki dünyada gelişen “rutin” sayıp geçiştirdiğimiz hareketliliklerin; bizdeki iç ve dış tepkileri ölçen sınavlar olduğunu hiç unutmayalım.
Bu tek tek olay ve olguları; uyandırma servisinin tik tak ları olarak görmek de mümkün.

Elimizden  ne gelir ?
Diyelim aktüel gündemin iyi bir takipçisiyiz ama yaşamın bu tarafına hiç dikkat kesilmeyen bir hayat sürmüşüz ve halen aynen devam ediyor.
Kimse suçsuz ve eksiksiz değil.
Kerteriz yukarılara çıktıkça, kimsenin suçsuz ve eksiksiz olması zaten mümkün değil.

Şu son derece basit düşünce zinciri dahi işe yarayabilir;

Doğum, ölüm ve bir kaç dilek temenni cümlelerinde andığım ALLAH ‘ın yaşamın ne kadarında olduğunu anlamaya çalışmak; günlük hayatımın keyifli bir ödevi olsun…
Allah, çiçeği böyle güzel yarattığına göre bu yaşamın merkezinde sevgi var.
Allah ‘ın her insanın içine koyduğu vicdan her an bana yol gösteren bir rehberdir
Sevgi; düşman, hasım gibi kavramlarla yan yana duramaz.
“Kötü” “Düşman” karşısında “haklı” olduğumu düşünmek, SEVGİ ve KABUL den feragat etmem için gerekçe olamaz
Kendi tarifimle ya da bana tarif edilen; kötü ve düşman imgelerinden kurtularak, içimdeki sevginin önünü açıyorum.
Yaradan ın var ettiği doğanın tüm öğelerini ve tüm insanları, tekraren TÜM İNSANLARI, şu kel, bu kısa boylu, demeden TÜM İNSANLARI koşulsuz, asgari bir kabulle içimde yeniden tanımlıyorum
Mutlu olarak yaşamanın ve yaşatmanın yolunun; “düşmanımı” yenmekten geçmediğini, kendi eksiklerimin, kendi yanlışlarımın üstesinden gelmekle ilgili olduğunu görüyorum
Attığım her adımda, her ümidimde, her hayalimde; kapısı çalınacak; en anlamlı sonuçların alınabileceği makamın; atomun hem berisindeki hem ötesindeki gerçek güç; Allah olduğunu biliyorum
Rakip ile düşman ile harcadığım enerji ve zamanı; artık O’ nu ve kendimi tanımaya çalışmaya ayırıyorum…

“Vizyon” ile sadece başka insanları kandırabileceğimi; Yaradan ‘ın içimin derinliklerine kadar bildiğini biliyorum.

Otobüs tam önüme geldiğinde, o durağa neden gittiğini düşünenlerden olmak istemediğim gibi; Allah ‘ın hiç bir kulunun o son dakikaya kalmasını istemiyorum.

En kötüyü dahi sevmek; “düşmanın” dahi kalbini kırmaktan uzak durmak; bir çoğumuza acaip gelebilir.

Denemeye çalışmakta çok büyük fayda var.
İçten bir çaba başladığında; o içtenliğe Allah yardım edebilir

Bu yazının ana konusu olan öngörüler TAMAMEN SAFSATA dahi olsa;
Dünyayı, yaşamı güzelleştirecek olan şey: SEVGİ

Küçük bir restorasyona izin var mı;

Dünyayı güzellik kurtaracak
En “kötüyü” sevmekle başlayacak her şey

Dünyayı güzellik kurtaracak
Vermenin tadı, su içinde nefes olacak
Sevginin büyüsü karanlığa ışık olacak
Mutlak Güzel
Ondan da, diğerinden de razı olsun diye
Herkes birbirinin elinden  tutacak
Ekmek kuyruğunda insanlar
En son ben alayım diye yarışacak
Evindeki iki kilo şekerden utanıp
“Kimin şekeri yok” diye
Yollarda koşturacak…

“21. yüzyılın cahilleri, okuma yazma bilmeyenler değil; yanlış öğrendiklerini unutmayan, yeniden öğrenmeye, değişime ve dönüşüme açık olmayanlar olacaktır.” Alvin Toffler
Tek bir kişinin dahi bu sözün kastettiği resimde kalmayacağına inanıyorum.

Korku ve ümidin harmanlandığı bir süreçle; “sevmekten başka çarenin kalmadığı” yola girmek, elbette bir çare…
Ancak insanoğluna; korku / tedirginlik / endişe gibi kavramlarla henüz buluşmadan SEVGİ ile tanışmak, ona sıkıca sarılmak yakışıyor.

Bilgi de ekmek gibidir. Hatta doğruya daha fazla yaklaşmış bilgi ekmekten daha kıymetlidir.
Tek farklı yönü, ekmek paylaştıkça küçülür biter, bilgi paylaştıkça çoğalır.

Bu seslenişim size küçük bir ışık olduysa, bu ışığı paylaşmanın keyfinden feragat etmeyiniz.

Kucaklandınız 🙂