İdealizm ölmüş de haberimiz yok

Bu hafta expo, idealizm, “gerçekgibilik” ve kuantum fiziğinden bir çorba yapayım. (Yaşanan bir durum isimsiz kaldığı için uydurdum; Gerçek-gibi-lik…Belki tutar…) Doğası gereği kendi özünü deklere etmeyen, ürünlerini de “gerçek” algısıyla sunan sistemin İngilizce karşılığı bile bu durumu anlatmıyor: Simulation… Yönetim tekniklerinin içindeki reel ağırlığına bakılırsa bir takıyı bile hak eder: Simulation-izm…Simülasyonist…... Devamını Oku

Tiyatro salonunda çıkan ses, bizim bebektendi…

Karşıdan gören, emanet edecek kimse bulamadığımız için, bebeği her yere –torba misali- yanımızda taşıdığımızı düşünüyor. Aslında durum öyle değil. Biz, dünyaya getirdiğimiz bu insan yavrusu, görsün, deneyimlesin, duygusal hafızasının derinlerine estetik olan her şey yazılsın diye; pek nadir ulaşabildiğimiz sanat etkinliklerine götürüyoruz. Yani kendimizce yaşamın güzel yanlarını onun için cımbızla seçip, çirkin olanları perdeliyoruz. (Biz de arada geçiniyoruz) En çok ilgilendiği senfonik müzik… Henüz doğmadan dinlemeye başladığı klasik ezgiler şimdilerde dünyayı algılamada ona eşlik ediyor. Her bebeğin, yetişkinlerin dilini kullanarak kendisini ifade etmeye başladığı aylardan çok daha önce, tahminimizden öte bir çok ayrıntıyı algıladığını, bir kenara kalın harflerle yazdığını biliyor, hissediyoruz.... Devamını Oku

Tek tip kıyafet, tek tip örtünme…

Son on beş yıldır, herhangi bir partinin yandaşı olmadığıma, hiç birini desteklemediğime en çok yaşadığımız şu son aylarda memnunum. Hayat beni şaşırtmaktan yoruldu epeydir; birini tutamama ve destek sunamama özürüm, tümünü olumsuz görmemden değil, her birinin ülke için faydalı bir işlev üstlendiği inancımdan kaynaklanıyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ‘ne güveniyor isek, onun “Bu yapılanma yasaldır, memlekete zarar verebileceğiyle ilgili bir bulguya rastlanmamıştır” deyip, önümüze bir seçenek olarak koyduğu partilere asgari bir güven duymak, keyfimizden çok “hakkımız”.... Devamını Oku

Geleneksel biyolojik dünyamız

Bundan önceki Pazar “iyileştik” demiştim ya… Şimdi sözümü geri alıyorum. “Önceki gün tekrar iyileştik” Virüs müdür, bakteri midir nedir, kısaca “mikrop” diyelim gitsin; bize iki gün soluk aldırdıktan sonra tekrar hakimiyeti ele geçirdi. Bu yaşa geldim ben böylesine rastlamadım. Aşırı halsizlik, baş ağrısı ve bedenin beslenmeyi ve sindirmeyi reddetme halleri… Tanıdığım bir çok kişinin benzer belirtilerle yatağa düşmesi nedeniyle, bunu tekrar yazıma konu ediyorum. Hatta Seferihisar Devlet Hastanesi ‘nde 50 kişinin yattığını da duydum ama bu bilgiyi doğrulatamadım.... Devamını Oku

Ganj ile Kulleteyn ‘in bağlantısı

Son Pazar yazımda ailecek bizi yatağa düşüren soğuk algınlığından bahsetmiştim. Anti biyotiklere de sitem etmiştim. Hastalık halen devam ediyordu ve ben ilaç kullanmayı kabul etmemiştim. Şimdi sonucu açıklayabilirim; büyük olasılıkla aynı mikrobun saldırısına uğradık, onlar (eşim ve bebek) ilaç desteğiyle 6 günde iyileşti, ben ilaçsız 4 günde… Mutlaka başka etkenler de vardır ama geçmişte sıkça ilaca başvurmuş birisi olarak, ilaç kullanılmadan atlatılan hastalıklar sonrasında bedenin yeniden doğmuş zindeliğini ve hafifliğini hissediyorum. Her seferinde o renkli kutulara başvuranlar, ilacın artı yorgunluğuyla o hissi tanıyamıyorlar…... Devamını Oku

Sevgili antibiyotik…

Geçenlerde, Amerika ‘da bir sağlık kurumu açıklama yapmıştı; “Bebeklerde, 3 yaşına kadar ilaç kullanmak doğru değil…” Amerika ‘da bilim dünyasında söylenenler “kanun hükmünde” algılandığı için bir art niyetten şüphelenmemiz de mümkün. Yine de ben bu öneriyi çok tuttum: Üç yaşına kadar ilaç kullanmak doğru değil.... Devamını Oku

Hepsi kara; Poşulu, Peçeli, Kalpaklı, Yılan…

Son yıllarda rast geldiğim dizilerin ortak bir karakteri var. Olağan dışı zamanların isimsiz ama lakaplı kahramanları… Kimi sonlanmış, kimi halen devam eden dizilerde kullanılan bu ortak karakter, düşmanla girişilen haklı mücadelede, zorunlu bir gizlilik gereği kamufle oluyor. Kırık Kanatlar dizisindeki kahramanın kamuflajı peçeydi. Kurşun Yarası ‘ndaki kahramanın ise poşu. Evlada Rumeli ‘de gizlenme bir atkıyla sağlanıyor ama lakap kalpaktan geliyor; Kara Kalpaklı… Kara Yılan dizisinde de diziye isim olan kahraman da, kimliğini gizleyip işgal kuvvetlerinin başına bela oluyor.... Devamını Oku

Tarih, ilk kez “oturan insandan” yana…

Oturmak biz Türkler için ayırt edici bir özellik olduğuna göre, oturmak ile ilişkili her konuda dünyada bir numara olmak tarihsel bir borcumuzdur. Özelliklerimize ilişkin bu iddia; “oturmayı çok sevseydik, geleneksel sandalye, koltuk üretimimiz farklı olurdu” şeklinde bir antitez ile karşılanabilir. Evet, son derece mantıklı; oturmayı seven insanın, oturduğu eşyanın yapısını da en kullanışlı şekilde dönüştürmesi beklenirdi. Kuru sandalyeyi, tabureyi, döşeği, sediri, daha rahat edilebilecek hale sokmadıysak eğer; oturmayı sevmenin ötesinde, bir yenilik yapamayacak kadar oturduğumuz yere ve duruma tamamen teslim oluşun yarattığı atalettendir. (Yenilik, daha rahat oturma üzerine olsa bile…)... Devamını Oku

SUÇUMUZ NEYDİ BİZİM

Türkiye ‘de tutuklu ve hükümlülerin sayısı 87 bini aşmış. Geçen yıla oranla bu nüfus 10 bin kadar artmış. Yeni teknolojiler adli kurumların olay hakkında daha hızlı ve daha güvenilir veri elde etmesini sağlıyor. 34 bin suçu sabit görülmüş ve cezalandırılmış hükümlünün yanında 54 bin tutuklu haklarında verilecek hükmü bekliyor.... Devamını Oku