Ganj ile Kulleteyn ‘in bağlantısı

Son Pazar yazımda ailecek bizi yatağa düşüren soğuk algınlığından bahsetmiştim. Anti biyotiklere de sitem etmiştim. Hastalık halen devam ediyordu ve ben ilaç kullanmayı kabul etmemiştim. Şimdi sonucu açıklayabilirim; büyük olasılıkla aynı mikrobun saldırısına uğradık, onlar (eşim ve bebek) ilaç desteğiyle 6 günde iyileşti, ben ilaçsız 4 günde… Mutlaka başka etkenler de vardır ama geçmişte sıkça ilaca başvurmuş birisi olarak, ilaç kullanılmadan atlatılan hastalıklar sonrasında bedenin yeniden doğmuş zindeliğini ve hafifliğini hissediyorum. Her seferinde o renkli kutulara başvuranlar, ilacın artı yorgunluğuyla o hissi tanıyamıyorlar…... Devamını Oku

Sevgili antibiyotik…

Geçenlerde, Amerika ‘da bir sağlık kurumu açıklama yapmıştı; “Bebeklerde, 3 yaşına kadar ilaç kullanmak doğru değil…” Amerika ‘da bilim dünyasında söylenenler “kanun hükmünde” algılandığı için bir art niyetten şüphelenmemiz de mümkün. Yine de ben bu öneriyi çok tuttum: Üç yaşına kadar ilaç kullanmak doğru değil.... Devamını Oku

Hepsi kara; Poşulu, Peçeli, Kalpaklı, Yılan…

Son yıllarda rast geldiğim dizilerin ortak bir karakteri var. Olağan dışı zamanların isimsiz ama lakaplı kahramanları… Kimi sonlanmış, kimi halen devam eden dizilerde kullanılan bu ortak karakter, düşmanla girişilen haklı mücadelede, zorunlu bir gizlilik gereği kamufle oluyor. Kırık Kanatlar dizisindeki kahramanın kamuflajı peçeydi. Kurşun Yarası ‘ndaki kahramanın ise poşu. Evlada Rumeli ‘de gizlenme bir atkıyla sağlanıyor ama lakap kalpaktan geliyor; Kara Kalpaklı… Kara Yılan dizisinde de diziye isim olan kahraman da, kimliğini gizleyip işgal kuvvetlerinin başına bela oluyor.... Devamını Oku

Tarih, ilk kez “oturan insandan” yana…

Oturmak biz Türkler için ayırt edici bir özellik olduğuna göre, oturmak ile ilişkili her konuda dünyada bir numara olmak tarihsel bir borcumuzdur. Özelliklerimize ilişkin bu iddia; “oturmayı çok sevseydik, geleneksel sandalye, koltuk üretimimiz farklı olurdu” şeklinde bir antitez ile karşılanabilir. Evet, son derece mantıklı; oturmayı seven insanın, oturduğu eşyanın yapısını da en kullanışlı şekilde dönüştürmesi beklenirdi. Kuru sandalyeyi, tabureyi, döşeği, sediri, daha rahat edilebilecek hale sokmadıysak eğer; oturmayı sevmenin ötesinde, bir yenilik yapamayacak kadar oturduğumuz yere ve duruma tamamen teslim oluşun yarattığı atalettendir. (Yenilik, daha rahat oturma üzerine olsa bile…)... Devamını Oku

SUÇUMUZ NEYDİ BİZİM

Türkiye ‘de tutuklu ve hükümlülerin sayısı 87 bini aşmış. Geçen yıla oranla bu nüfus 10 bin kadar artmış. Yeni teknolojiler adli kurumların olay hakkında daha hızlı ve daha güvenilir veri elde etmesini sağlıyor. 34 bin suçu sabit görülmüş ve cezalandırılmış hükümlünün yanında 54 bin tutuklu haklarında verilecek hükmü bekliyor.... Devamını Oku

NEW YORK’TA TÜRK FARKI

İşte budur. Hafize, eğer kamyon şoförü olsaydı, koltuğun altından uzunca bir demir levye çıkarırdı. Bir markette olduğu için farklı bir tedbir alınmış. Olası bir hırsızlığa karşı tezgahın altında, sopa falan değil, “balta” hazırda bekliyor. Hani, -New York’ta oduncu olmaz da- bir marangoz olsa “balta” yakışır, ama orası bir market, Hafize Şahin ‘in kontrolünde olan küçük bir Türkiye.
Amerika ‘da polis, hırsızlara direnilmemesini, -olası tehlikeleri bertaraf etmek için- istediklerinin verilmesini öğütlüyormuş. Oldu mu şimdi… Aleni bir şekilde topluma “kötüye teslim ol” çağrısı yaparsan, önüne gelen soyguna yeltenmez mi !
Duymuşunuzdur… Hafize tabancalı hırsızı baltayla defetmiş. Bacımızın, bu Türke özgü refleksinden yola çıkarak, “tehdit” ve risk unsurunun Türk insanına ne kadar söktüğünü, sökeceğini aramaya niyetliyim.
Bana kalırsa, Hafize, genlerinde bulunan bir refleksle kararını verdi ve kendini riske atarak saldırıyı defetti. Bunu bir Hollandalı da yapmazdı, bir Alman da… Hele Amerikalı, saldırı ve savunma hallerini sadece beyaz perdede izlediğinden; tanrının kahramanlığı sadece -Arnord Schwarzenegger, Silvester Stallone gibi- özel isimlere verdiğini düşünüp oturur oturduğu yere.
Bir düşünce deneyi yapacak olursak; Amerika ‘nın market hırsızları gelse, diyelim Karadenize yerleşse… Ve eski mesleklerini icraya kalkışsalar… Söyleyeyim; 4 ayı bulmadan Türkiye ‘de bu çeşit hırsızlığın yapılamayacağını anlayıp geri dönerler.
Uşaklar, efeler, dadaşlar… Anadolu toprağının genleriyle hayata katılmış çoğu insanın tahammül çizgisinin sınırı ve özellikleri farklıdır; o sınır aşıldığında bedenin yönetimi otomatiğe bağlanır. Bu ön beynin kontrol yeteneğini yitirip, görevi tamamen duygusal beyne terk ettiği andır. O andan sonra, ne ölüm korkusu, ne hapishane, ne sürgün… Hiçbir güç, o reflekse karşı koyamaz. Yeter ki, kendi bilincinde haksız bir saldırıya maruz kaldığını hissetsin…
“Sağduyu” çağrıları bu yüzden bizim ülkemizde sıkça yapılır. Hani, -böyle bir şeyin varsayımı bile çirkin geliyor insana ama- ola ki, bir başka devlet Türkiye ‘yi ele geçirse, -diyelim askeri üstünlük de sağladı- “normal hayata” geçildiğinde ne olur ? Bunun da yanıtı basit; YÖNETEMEZ. Sus payı, kişi başı geliri 20 bin dolara yükseltse de yönetemez. Sonunda tek çaresi geldiği yere, zararıyla birlikte geri dönmektir. Ben, bu bilgiye dünyanın tüm emperyalist ülkelerinin de sahip olduğunu düşünüyor, o yüzden vatan ile ilgili kaygılara çok kapılmıyorum. Türkiye ‘de yaşayan insanların, Singapur da yaşayanlardan, Tayland ‘da, Ürdün ‘de, Fas ‘ta yaşayanlardan farklı olduklarını herkes görebilir. Tamam, diğerlerinin yanında eksik yanlarımız da vardır ama buradaki konumuz; var olma sürecinde kişinin kırmızı hatları ve kendisine yüklediği sorumluluk
Başımızdaki otorite ister babamız olsun, ister başbakan, ister kral, ister padişah… Arap ülkelerinde, yabancı gücün kralı ele geçirmesi tüm ülkenin insanını dize getirmesi anlamına gelebilir… Biz ise, -yabancıya bile bırakmadan- damarımıza dokunduysa kendi “padişahımızı” bile indiririz aşağıya.
Türkiye tepeden tırnağa Hafize doludur. Benim asıl korkum Amerika ile ilgilidir. Amerikan polisinin insanlarına öğütlediği “teslimiyet”; tepeden tırnağa ABD yönetiminin de “yaşama verdiği yanıt” ise pek tehlikelidir. İkiz kuleler saldırısına Amerika ‘nın verdiği yanıt nedir ? Terörü en büyük düşman ilan edip, terörü görmezden gelmesi nicedir ? Afganistan ‘a yerleşip global terörün en büyük besin kaynağı uyuşturucu üretimine ses etmemesi niyedir ?
ABD aslında büyük bir şans yakaladı, farkına varırsa…
Giresunlu, 1.52 m boyunda 41 kilo olan Hafize Şahin, yeni seçimleri beklemeden, derhal ABD nin başına getirilmelidir. Hafize ‘nin, insanları mantık budalası etmeyeceği kesin… Kimse onunla alay da edemez; meydan okuyana çeker zulasından baltasını… Şaka etmiyorum, devlet yönetmek tv lerde “güzel laklak” yapmaktan öte “özel bir kişisel duruşun”, silsileyle tüm karar organlarına ve topluma yayılmasını beklemekse, Hafize ‘nin yanında Bush ‘un lafı bile olmaz
... Devamını Oku

BİENAL KONUSUNDA YALNIZ DEĞİLMİŞİM

Neredeyse bir aydır açık, gezen gezmiştir diyeceğim ama, insan bir kişiye dahi rastlamaz mı… Port İzmir 07 başlıklı bienali -ya da uluslar arası güncel sanat sergisini- 6 saat boyunca gezerken, sergi noktalarını ziyaret eden başka kimseyi göremedim. Görsem, hemen boynuna sarılacaktım. Üç milyonluk şehirde bizi yan yana getiren ne diye…... Devamını Oku

Adaletin bu mu dünya

“Bir yargıç bir davaya bakıp bir karara varırsa, hükmünü yazılı olarak sunar; daha sonra verdiği kararda bir hata ortaya çıkarsa ve bu kendi hatasından kaynaklanırsa o zaman davada onun tarafından kararlaştırılan para cezasının on iki katını öder ve halka ilan edilerek yargıçlık makamından el çektirilir ve bir daha asla yargıçlık icra etmek için oraya oturamaz.”... Devamını Oku

Az risotto üstü kuru

Risotto nedir bilmezdik. Eski İçişleri Bakanı Osman Güneş sayesinde öğrenmiş olduk. Dini açıdan, risotto pişirilirken kullanılan şarabın, yemeği alkollü yapıp yapmadığı tartışılıyor. Piştikten sonra yemekte alkol kalıyorsa günah sayılacak. Bence incelenmesi gereken başka bir konu var. İlahiyatçılar bu konuda da fikir ayrılığına düşeceklerdir.... Devamını Oku