BİR DE ŞU OTOYOL DERDİ BİTSE…

Yaş günü, yılbaşı, kurtuluş günleri, kadınlar günü, babalar günü ve bilumum başlangıç tarihleri her yıl anılan özel günler… Bunları rutin bir kutlamayla geçirmek de mümkün, ileriye yönelik bir enerji yaratarak da…

2006’ya merhaba dediğimiz yılbaşı gecesinde, yeni yıla hangi dilekle merhaba diyelim diye düşünmüştüm. Yönettiğim internet sitelerine 1 Ocak 2006 tarihinde ziyaret edenler şu dilekle karşılaştılar:

“2006 ‘da bir tiyatro salonu istiyorum”

Okumaya devam et BİR DE ŞU OTOYOL DERDİ BİTSE…

Eğitim yöntemlerinde temel farklılıklar

 

Bir bayan ögretmen 3. ya da 4. sınıf öğrencilerine insan bedenini anlatırken soyunmuş. Almanya ‘nın Amorbach şehrindeki bir okulda. Kendi vücudunu sergileyerek dersini işlemiş.

Bu olay gazetelere yansımadı, televizyonlar ilgilenmedi, özellikle müfettişlerin de bir araştırma konusu olmadı.

Konuyu bir sıkıntı olarak algılayan orada “misafir öğretmen” olarak bulunan Türk öğretmenlerdi. “Acaba meslekten men edilir mi ?”, “Nasıl bir ceza verirler ki ?” diye Alman meslektaşlarına sordular. Aldıkları yanıtlar şaşırtıcıydı:

“Hedef çocukları eğitmek. Öğretmen yöntem konusunda bizde özgürdür”

Okumaya devam et Eğitim yöntemlerinde temel farklılıklar

İZMİR ‘DE AKREDİTE GAZETECİ OLMAK

Zevkler ve renkler tartışılmaz. Sohbetin “bir ticari kaleme” dönüştüğü kimi mekanlar (pavyonlar) oldum olası hiç ilgimi çekmedi.

Seneler önce, yanlış hatırlamıyorsam 1985-86 yıllarıydı, Konya ‘da bir tanesini, görev icabı, ziyaret etmem gerekti. Türkiye Liseler Arası Basketbol Şampiyonası yapılıyordu. 1 hafta boyunca, çalıştığım gazete adına (İzmir Tercüman-Bulvar) oyunları takip etmekle görevliydim. Çok geçmeden ortalık şike dedikodularıyla çalkalandı, “sözümona” pazarlıklar gece yarısı yapılıyormuş… Bir gece, hakemlerden biri gecelediğim yurdun yatakhanesine gelip sessizce uyandırdı, adresi verdi.

Okumaya devam et İZMİR ‘DE AKREDİTE GAZETECİ OLMAK

MİLENYUM KAMPANYASINI MİLANO KAPTI

Bir faaliyet, bir faaliyet…

2015 yılına kadar dünyada aç insan kalmasın, çocuk ölümlerinde 2/3 oranında azalma olsun,

anne ölümlerinde ¾ oranında azalma olsun, HİV virüsü salgını azalsın ve dursun…

Eylül 2000’de, 189 ülkenin temsilcileri BM Milenyum Deklarasyonunu kabul etmek için New York’taki Milenyum Zirvesinde buluşmuşlardı. Deklarasyonda, 21. Yüzyılda uluslararası ilişkilerin yönetecek ilke ve değerlerini belirlediler.

Okumaya devam et MİLENYUM KAMPANYASINI MİLANO KAPTI

ÇOCUKLUK DENEYİMLERİ VE EKSİK KAPİTALİZM

“Vahşi kapitalizm” diyecektim de dilim varmadı.  Çünkü, kapitalizmin vazgeçilmez ayaklarının tamamlanmadığı dünyanın karmaşası yanında bu deyim biraz sönük kalır. Geçen gün bir çocuğun gelişim serüveninde yaşadığı “köşe taşı olayların” bir film içindeki anlatımını izledim.  Çocuk doğuyor, yürümeye başlıyor, dünyaya henüz yabancı, böylece kendisine bir kimlik belirleyen olaylar ve durumlar zincirinin içinde yer almaya başlıyor.

Okumaya devam et ÇOCUKLUK DENEYİMLERİ VE EKSİK KAPİTALİZM

NEDEN İNCİRALTI, NEDEN URLA ?

 

EXPO 2015 için yer ararken en yoğun kullandığımız kriterler; maliyet ve statü…

“İnciraltı olmaz” Neden ? “İstimlak bedelleri maliyeti yükseltir”

“İnciraltı olmaz” Neden ? “Çünkü, bölge tarım arazisi”

“Urla olmaz” Neden ? “Çünkü, kent merkezine uzak”

“Urla olmaz” Neden ? “Çünkü, metronun Urla’ya kadar gitmesi çok pahalı olur”

İzmir ve çevresinin gelecek yüz yılını etkileyebilecek bu büyük projenin, kentin sağlıklı gelişimiyle ilgili düşünce egzersizleri çerçevesinde şekillenmesi, EXPO 2015 dışı konularda da bir bilgi birikimi yaratabilirdi.

Okumaya devam et NEDEN İNCİRALTI, NEDEN URLA ?

FİLTRE’DEN MUCİZE BEKLEMEK

Geçenlerde İzmir ‘de bir internet kafeye gittim. Niyetim, yönettiğim sitelerden birine girip içerik güncellemek…

Ama heyhat !

Herkesin beğeniyle izlediği web sitesi, kafenin filtre programı tarafından “zararlı” bulunmuş açılmıyor…

Görevliyi çağırıp, filtreyi devre dışı bırakmasını rica ettim, böylece işimi görebildim…

Okumaya devam et FİLTRE’DEN MUCİZE BEKLEMEK

HOŞGELDİN BEBEK UMUDUM SENDE

Akide Bacı’nın gelini koyunları güderken, birden sancısı tutmuş. Uzanıvermiş çayırların üstüne, doğurmuş bebeciğini. Göbek kordonunu oradan bulduğu bir taşla kesmiş, sarıp sarmalayıp vurmuş sırtına, akşam olunca koyunlarla birlikte dönmüşler evlerine…

Annem anlatmıştı. O günlerden bu günlere çok şeyler değişti. Ultrason, sezaryen, normal doğum, epidural… Bebeğin dünyaya gelişiyle ilgili süreç çağın gereklerine ayak uydurdu; doğum sırasında meydana gelen, istenmeyen durumların sayısı azaldı… Ama bebek doğduktan sonra, onu kendisine ve vatanına/milletine hayırlı bir evlat olarak yetiştirme yöntemlerimizde kayda değer bir gelişme var mı, tartışılır…

Okumaya devam et HOŞGELDİN BEBEK UMUDUM SENDE

HOŞGELDİN BEBEK

2 Şubat 2007 günü, tüm dünyada tahminen 354 bin 240 bebek doğdu. Türkiye’de doğan bebek sayısı ise yaklaşık;3 bin 660…
Yani 354 bin 240 anne ve baba, “bu bebek bizim” diyerek, doğanın bu önemli emrini yerine getirmenin keyfini kendi kültürlerine göre yaşadılar.
Çiçeklerin, böceklerin neslini sürdürme gayreti kadar doğal bir süreç…
Her gün dünyaya gelen yarım milyona yakın bebeğin o tertemiz penceresinin önemi, hepimizinkine galebe çalar.
Kimbilir, kimler kimlerin kucağına doğdu ?
Kimbilir, hangisi Himalayaların tepesinde köylü bir ailenin kucağına, kimbilir hangisi iki nesildir Singapur’da işçi olarak çalışan Hintli bir ailenin kucağına doğdu…

Okumaya devam et HOŞGELDİN BEBEK

JEOTERMAL KAYNAKLAR BARAJDAN NASIL KURTULDU ?

Sene 1987. DSİ’nin baraj projesi tamamlanmış, iş istimlak aşamasına gelmişti. Seferihisar-Ürkmez arasında yer alan Kavakdere köyü, yüzlerce dönüm mandarin bahçesi, daha önemlisi Jeo termal kaynaklar sular altında kalacaktı. (Jeo termal kaynaklar bir yana, ince uzun ilerleyen vadideki bahçeleri sular altında bırakıp neresi sulanacaktı ayrı bir soru işareti…)

Bir yandan MTA’nın sondaj çalışmaları sürüyor, tespit edilen rezervlere rağmen, baraj kararı durdurulamıyordu.

Okumaya devam et JEOTERMAL KAYNAKLAR BARAJDAN NASIL KURTULDU ?

FARKLI BİR AÇIDAN: 301

Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk Dink ailesine başsağlığı ziyaretine gittiğinde, özetle; “Hepimiz sorumluyuz, ama en büyük sorumluluk 301’e ve onu savunanlara ait” dedi.

Entelektüellerin TCK’nın 301. Maddesine olan tepkilerinin had safhaya geldiği şu günlerde, konuyla ilgili farklı düşünceler geliştirmenin zamanı olmayabilir.

Yine de üzerinde düşünülmesi gereken bir soruyla konuya yumuşak bir giriş yapabiliriz;

Okumaya devam et FARKLI BİR AÇIDAN: 301

TAYLAND GEZİSİNİN SOSYAL FAYDASI

Hiç şüphe yok ki, Tayland gezisinde kişisel fayda vardır. Tartışmalar elbette, toplumun finanse ettiği bu gezi sonunda “sosyal fayda” sağlanıp sağlanamayacağı ile ilgili…

Ben de kendi görüşümü söyleyeyim. Bu geziden sosyal fayda ümit etmek boşunadır. Toplumun kaynağıyla yapılacak bu gezi kişisel fayda sağlayacaktır ama toplumsal fayda beklemek hayalperestlik olur.

Okumaya devam et TAYLAND GEZİSİNİN SOSYAL FAYDASI

BU KÖY BİZİM KÖYÜMÜZDÜR

Kentlerimizin, “büyükçe bir köy” olduğu savlarını okurken, geçmişte pek taraftarı olmadığım bir düşüncenin nakaratı aklıma geldi; “O köy bizim köyümüzdür”. Ulus olmanın, varlığından haberdar olunmayan, koşulları bilinmeyen alanların dahi sahiplenmekle mümkün olacağını öğütleyen bu yaklaşım, belki bir ironiyle gerçekleri söylüyor; Gitmediğimiz ve görmediğimiz o uzaktaki köyün kültürel yapısı bugünkü kent yaşamımızı şekillendiriyor. Öyleyse, gerçekten o köy de bu köy de bizim köyümüzdür.

Okumaya devam et BU KÖY BİZİM KÖYÜMÜZDÜR

HOKKABAZ – ŞAPKADAN TAVŞAN YERİNE…

“Hokkabaz” iyi, güzel dendi; çok uğraşıldı, senaryosu çok güzel dendi… Sonunda seyrettik… Şapkadan tavşan yerine karga çıktı. Vizyona girdikten  1.5  ay sonra DVD sinin çıkmasından içime bir şüphe düşmüştü zaten. Bir diğer şüphemin kaynağı da, Savaş Ay’ın “Senaryomu çaldılar” çıkışıyla beraber gelişen tartışmalar…

Okumaya devam et HOKKABAZ – ŞAPKADAN TAVŞAN YERİNE…

WHY CANINA !

8 AVRUPA ÜLKESİNİN YÖNETİM ŞEKLİ

CUMHURİYET DEĞİLMİŞ !

Anlaşılabilir bir refleksle padişahlar, krallar, diktatörler içimizde mesafeli bir duruşa vesile olurken, televizyonda izlediğimiz töreni biraz garipsedik. Yazar Orhan Pamuk, ödülünü bir kraldan aldı.

Türkiye’de son yüzyıldır; kimilerine göre “din elden gidiyor”, kimilerine göre ise “cumhuriyet elden gidiyor”. Rüzgarın yönüne göre savrulup duran “tehlike sınırı” dönem dönem, kah birine yaklaşıyor, kah diğerine… (Ya da yaklaştığı varsayılıyor)

Okumaya devam et WHY CANINA !

ESKİ YAPILARIN KORUNMASINA MÜLKİYET ENGELİ

Urla İskele’de yıkılmak üzere olan eski yapı “Batis’in Kahvehanesi” yeni bir soruyu da gündeme getirdi: Eski yapıların mülkiyeti konusunda bir anlayış değişikliğine ihtiyaç var mı ?

“Batis’in kahvehanesi” nin hikayesi aslında bu sorunun yol açtığı durumları temsil eder nitelikte.

Okumaya devam et ESKİ YAPILARIN KORUNMASINA MÜLKİYET ENGELİ

Güzel günlere

On sene öncesine kadar, kendi kendime düşünüp duracağıma, kurduğum düşünce zincirlerini yazıya dökeyim, belki ilgilenip okuyan olur, diyordum. Sonra hayat, düşünmekten pek olmasa da, yazmaktan alıkoydu. Doğrusu ben de, tanınmış olmanın güzelliğinin yanında, insanın sırtında taşıyacağı ömürlük bir yük olduğunu gördüm ve frene bastım.... Devamını Oku