POZİTİF CEHALET

Kimi cahiller var, ellerinden öpesim geliyor. Hatta bunun için bir hamlede bile bulunuyorum. Ama karşımdaki “cahil” aramızda oluşabilecek hiyerarşiden feragat eder gibi sadece elimi sıkıyor ve yanaklarımdan öpüyor. “Yine gelesiniz, oğul, yine gelesiniz” deyip gönderiyor.

Urla Çeşmealtı ‘nda yaşayan (tahminim 60 yaşlarında) Saadet teyze, yıllardır şüphelendiğim eğitim-mutluluk ilişkisini ters yüz eden güzel bir örnek.

Her şeyin dönüp dolaşıp “eğitim şart” a geldiği, sokakların entelektüel dilinde bile yer eden anlayışın geçerliliğine gölge düşüren olaylar kulaklarımıza geliyor bu günlerde… Sanatçı olmuş, mal mülk sahibi olmuş, üniversite bitirmiş, doktorasını yurt dışında tamamlamış… Sonra… Eşiyle mahkemelik… Babasıyla kavgalı… Son örneği, Yargıtay Onursal Başsavcısı Vural Savaş verdi; “Kızımızı evlatlıktan reddediyoruz”

İzmir ‘in bir ilçesinde, eğitim düzeyi ilkokul olan, ay sonunu zorla bulabilen ailelerin bulunduğu bir yerden de geçtiğimiz aylarda aynı ses yükselmişti: “Kızımızı evlatlıktan reddediyoruz”

Fark mı kaldı aramızda… İster profesör ister su tesisatçısı, kızımızı oğlumuzu evlatlıktan reddediyoruz. Ben bu “evlatlıktan reddetme” halini, -konunun içeriğini incelemeye hiç gerek görmeden- külliyen butlan sayıyorum. Bu özel cümlenin, çocuktan çok ebeveyn hakkında bilgi veren bir özellikte olduğunu düşünüyorum.

Kendi yarattığı eseri -insanın hayatla ilişkisinin bir aynası olabilecek çocuğunu- sarıp sarmalayıp kaf dağının ötesine savurmak, “bu artık benim değildir” demek… Oysa şöyle bir tepki daha samimi olurdu: “Tek derdi beslenmek, barınmak ve sevilmek olan bir bebekten, ne kendisini ne beni sevebilen bir insan yarattım, acaba nerede hata yaptım…” Sus da, hiç olmazsa nasıl bir rehber olduğun açığa çıkmasın…

Hani, pırlanta gibi derler ya, üç tane pırlanta gibi delikanlı beni Saadet teyzenin yanına götürdü. En genç olanı, bir markette çalışıyordu. On parmağında on marifet. Zeki mi zeki… Ona sadece yolları tarif ettik, 4 aylık bir çalışmayla resim öğretmenliğini kazandı şimdi 2. sınıfa gidiyor. Diğerleri a dan z ye inşaat yapıyorlar. Duvar, kalıp, boya… Yaptıkları işler dört dörtlük, hem kişilikleri hem ustalıkları insanın arkasını dönebileceği türden…

Bir gün Mustafa, akşam saatleri geldiğinde ayaklandı “Ben gideyim annem bekler”. Neden, dedim, “Kızar mı, geç kaldın diye”… Hayır, dedi… Üzülür.. Sadece üzülür.

Bu çocukları birer pırlanta olarak yetiştiren mimarı mutlaka tanımalıydım. Gün oldu, gittik, tanıştık. “Hoş gelmişsiniz oğul” diye karşıladı bizi. Daha sonra kendi bebeğimizle birlikte gittik yanına. Sıradan bir şey yaparmış gibi, onu kucağına aldı. Defne önce biraz kıpırdandı, sonra kendisini saran insanı izlemeye koyuldu. Saadet teyzenin bakışı, duruşu, bebekle kurduğu iletişim anlatılacak, yazıya dökülüp öğretilecek türden değil. Defne birkaç dakika sonra gülüyor, kendisine sevgiyle bakan insanı güldürmeye çalışıyordu.

O pırlanta üç delikanlının yaşadıkları bebeklik sahneleniyordu sanki… Konu nereden açıldıysa okuma-yazmaya geldi. “Ben bilmem oğul… Bir ara 10 ‘a kadar saymayı öğrenmiştim, şimdi onu da unuttum…” dedi Saadet teyze. Ben de -sanki bu durumdan onun sıkıldığını düşünerek-: “Boş ver Saadet teyze, biz senin bildiklerini öğrenebilir miyiz diye okuyoruz zaten… Ama yine de öğrenemiyoruz…” dedim.

Bu kez de, cahilliği yüceltme suçu işliyor olabilirim. Gün olur da, bebeğimizi birisine emanet etmemiz gerekirse, Saadet teyze ilk üç seçenek arasına girer; Amerika ‘da pedagoji masteri yapmış olanlar kusura bakmasınlar…

Cahillik ile mutlu insan olmak arasında zorlamalı bir sebep-sonuç ilişkisi kurduğum sanılmasın. Bu, büyük adam olmak ile ideal insan olmak arasında kurduğumuz sebep-sonuç ilişkisi kadar yanıltıcı değil…Değerli bir insan olarak hayata devam etmek, belki de saf ve tertemiz deneyimlerin deforme olmasına fırsat vermeden kendi, mütevazı yolunda ilerlemekten geçiyor.

Gün gelecek de, Saadet teyzenin çocuklarından birisi “kötü bir şey yapacak”, Saadet teyze de; “seni evlatlıktan reddediyorum” diyecek, bir de bunu dünyaya ilan edecek… Böylesi ihtimallerin imkansızlığı, pırlanta gibi insanlar yetiştirmek için bilgiye hiç ihtiyacı olmayan Saadet teyzenin gözlerinde gizli…

01.07.2007

Akşam Ege