SELDA BAĞCAN ‘A YAPTIĞIM EŞEKLİK NEYDİ ?

85-86 yılları olmalı.
İzmir Fuar da sahneye çıkacaktı.
Selda Bağcan ve bir diğer sanatçı. (Diğerini unuttum kimdi ?)

Üniversiteden arkadaşlarla biletlerimizi aldık. Saat geldiğinde yerimizi aldık konseri bekliyoruz.
Aradan yarım saat geçti. Sahnede bir hareket yok.
Belki bir saat geçti, hala bir hareket yok.
Sonra denildi ki, diğer sanatçı gelememiş, sadece Selda çıkacak.

Tamam kabul.
O, türküleriyle yüreğime dokunan güzel sesin sahibini canlı olarak ilk defa göreceğim.
Nihayet. Elinde sazıyla sahneye çıktı. Ortada duran sandalyeye oturdu.
Hangi türkülerdi hatırlamıyorum. 3-5 tane söyledi. Herkes eşlik etti.
Belki yarım saat olmamıştı başlayalı.
Ayağa kalktı. Selam verdi ve sahneden  ayrıldı.

Herkes şaşkın.
Ne oldu ?
Bu muydu ? Bu kadarcık mıydı ?

Umutla bir tempo başladı: “Bi daha, bi daha….”
Sessizlik…
Tekrar bir deneyelim… Sanatçı nazıdır… “Bi daha, bi daha….”
Sessizlik…
Ne gelen var ne giden….

Ümitlerin tükeneceği kadar vakit geçti.
İçimizdeki sevgi, kızgınlığa dönüşmeye başladı.
Bu seyirciye bu saygısızlık yapılır mıydı !
Nasıl bir organizasyondu böyle… Selda kendisini sevenlere, hem de hiç bir açıklama yapmadan, nasıl böyle yüzüstü bırakırdı.

Oturduğumuz sandalyelerin üzerine karton ya da minder koymuşlardı. (Kıçımız rahat etsin diye)
Keşke kıçım rahat etmeseydi de, ruhumun rahatı kaçmasaydı…
Bir kaç tanesi havalandıktan  kısa süre sonra havada kartonlar/minderler uçuşmaya başladı.
Herkes ayağa kalkıyor, altındakini alıp sahneye fırlatıyordu.

Ben de alıp fırlattım mı tam hatırlamıyorum. Fakat Selda yı o an ve uzunca bir süre kınadığımı çok iyi hatırlıyorum.

Konser bölgesinden ayrılırken sahne çöplüğe dönmüştü.
Kafamdaki İDOLün alaşağı olmasının yerini başka bir şey almıştı.
“Şımarıklık, saygısızlık” işte böyle cezalandırırdı. ! Ben de bu protestonun bir parçası olarak “gurur” duymuştum.

——————
“Haklı olmanın, kendini haklı hissetmenin” ne büyük bir tuzak olduğunu; neden bu kadar geç anladım ?
Şimdi düşünüyorum da…
Yahu… Belki sağlık sorunu vardı. Belki, iki saat önce keyfini kaçıracak bir şey yaşamıştı…
Yok yok… Bunları da geçelim; varsayalım hiç bir “makul gerekçesi yoktu”… Tamamen, özürsüz, “hatalıydı”

“Bir kusuru kınamanın” dönüp dolaşıp insanın kendisini bir şekilde bulması hadisesi…
İster sahnedeki idollerim, ister sıradan yaşamda etrafımda “hatalı” bulduklarım. Bir şey ifade etmesem bile, duygularda “onaylama”/”kınama”…

Sahnede bulunan “figürlerin” her birinin birer İNSAN olduğunu unutturan o zırh delindiğinde ortalığa saçılan şeylere duyduğum tepki neydi ki…

“Çaktın mı köfteyi ?” denir ya.
Çok geç çaktım köfteyi..

Sahnenin, dış dünyanın, bir kimlikle ifade bulmuş “kusurları”, kendime ait kusurlara bir örtüymüş meğerse.
“Geçmişte kaldı” deyip, yola “sütten çıkmış ak kaşık” sanrısıyla devam ederken, yaşam öyle bir öğretiyor ki…

Şimdi, seneler sonra Selda ‘dan özür diliyorum.
Onun şahsında, bir insanı kınarken, aslında kendime zulmetmişim.
Geçmişten bugüne, vitrine çıkarılmış “kötü” bir figüre, içimden negatif duygular geçirerek de kendime zulmetmişim.
“Biz” diyemiyorum. O konserde bulunan diğer izleyicilerin hakkını gasp etmemek için.
Orada bulunup, özürlük bir durum olmadığını düşünenler olabilir. Hiç bir sözüm yok, onlar da kusuruma bakmasın…

—–
Yine o yıllar mıydı ?
Selda Bağcan ‘ın yeni bir şarkısı herkesin diline dolanmıştı.
“Zilleri taktı, çıkı çıkı yaptı…”

Neydi o öyle ?
“Kötü arayıp”, “Kötü tanımlayıp”, o “kötülerle” mücadele kervanında yerimi alıp “güzelliklere” ulaşma ümidi taşıyan ben, hayal kırıklığı yaşamıştım.
Dünya da “rezalet” diz boyu iken, zil takıp oynanacak zaman mıydı ? Hem de Selda şarkısıyla !

“İnsan güzeli Selda Bağcan, eksiğimi bağışla” diyeceğim de… “Güzel insan”, geriye kalan diğer insanların arasında “çirkini de var mı” gibi bir soru içerdiğinden diyemiyorum.

İnsanın kendisini sorgulaması kişisel dünyasının sonu mu ?
Bu kalp attığı sürece yolculuk devam ediyor.
Eksikler gözden geçirilir, yeni bir bakış/algılayış açısı… Yola devam.
Eksikler biter mi ?
Çuvaldızı kendime batırma ihtiyacım, iğneye bir hedef arama alışkanlığından vazgeçmekle ortadan kalkar mı…?

Kişiye özel…
Kişiye özel durumlar…
Kişiye özel çözümler…

İnsanın yaşamı boyunca her anının, her hallerinin, kayıt altında olma ihtimali… “Akıl dışı” ama mantıklı bağlantılarla birbirini doğurması… “Yaptıklarımız”  ne ki ?, hissettiklerimizin bile konuya dahil olması…

Eğer ortak sorunların ortak reçeteleri varsa, bunlar küçük küçük kişisel hikayelerin içinde gizliyse… Tahmin ediyorum, reçetenin en üstünde şöyle bir cümle vardır;

İstisnasız tüm insanlar, tüm varlık güzeldir.
O ‘nun var olması, kınanmamayı hak ettiğinin en güzel delili.

Haydiii hoppaaa

Çıkı çıkı çıkı çıkı yaptı 🙂
Atalay Ergezen
20.01.2020 Pazartesi Urla
19:04

ZİLLER VE İPLER

Zilleri taktı çıkı çıkı yaptı
Döndü dolandı şöyle bir baktı
Bence aklınca haklı
Deli mi ne
Git işine git işine
Sen git diyor ille de

Ne yapsın işte böyle
Oyna demiş birileri
Bir ileri iki geri
Birilerinin elinde ipleri

Zilleri taktı çıkı çıkı yaptı
Aklını taktı taktı ne yaptı
Şeffaf bir maske taktı
Deli mi ne
Bir oynadı bir oynadı
Oynamaya doymadı

Ne yapsın işte böyle
Oyna demiş birileri
Bir ileri iki geri
Birilerinin elinde ipleri

Hop taralelli hop taralelli
Ipler kimde izleri belli
Bence deli mi deli
Sebebi ne
Git işine git işine
Sus karışma işime

Ne yapsın işte böyle
Oyna demiş birileri
Bir ileri iki geri
Birilerinin elinde ipleri

Ne yapsın işte böyle
Oyna demiş birileri
Bir ileri iki geri
Bu yol bitmek bilmedi