SEN BAŞIMIZIN TACISIN


SEN BAŞIMIZIN TACISIN

Senden özür dilerim.
Beni bağışla.

Seninle savaşmaya yeltendim.
Seni yeneceğimi sandım.

Senin dilini anlayamadım.

Virüsüne, depremine, seline, toprağına, güneşine, meyvene ayrı ayrı isimler verdim.
Onların ayrı ayrı isimleri, ayrı ayrı cisimleri beni kandırdı.
Ardındaki Sen ‘i gizledi.
Oysa biri kolun, biri bacağın, biri gözün, biri dişinmiş.

Kendimi güçlü sandım.
Duvar yaparım dalganı yenerim. Çatı yaparım soğuğunu yenerim. Sağlam çimento, sağlam demirle depremini yenerim. Rokete atom bombası yerleştirir meteorunu yenerim. Sandım.
Sandım.

Halen… Maskeyle, aşıyla KORONAnı yeneceğimi sanıyorum.
Bana, onu “yendiğimi sanmak” avansı verirsen, bir sonrakine SOLONA adını koyacağım.

Binlerce yıldır karnemin zayıflarla dolu olduğunu ancak kavrıyorum.
75 yıllık ortalama ömürle verdiğin yanıt; şımarıklığımın kanıtı gibi duruyor.
Milyarlarca tek hücreli, çok hücreli canlılarınla zaten bedenimin içinde olduğunu görmezden geldiğim için, özür dilerim.

Bildiğini biliyorum.
Canımın yandığını, bildiğini biliyorum.
Korkularımın olduğunu, bildiğini biliyorum.
Sevilmek istediğimi, onaylanmak istediğimi…
Bildiğini biliyorum.

Seninle aynı olduğumuzu yeni yeni hissediyorum.
Senin de canının yandığını.
Senin de samimi bir sevgi beklediğini…

Doğa, dünya, cennet, cehennem ve insan.
Hava, su, bitkiler, hayvanlar… Ve insan.

Devasa öykünün yazarı, sadece insana akıl vermiş.
Diğerinin aklını ve dilini gizlemiş.
“İyi geçinin” demiş…

Kabul… 1441 yıl, 2020 yıl, 500 bin yıl; iyi geçinmenin yollarını aramak ve bulmak için uygun bir aralık. Ve kendime tüm insanlık tarihinde olmadığı kadar güveniyorum.
Çünkü biliyorum. Sevmek, sevilmek ve bilmek ödeviyle -ve de ödülüyle- var edildim. Korumak ve kollamak, güzele güzel eklemekle görevlendirildim.

Sen Yer ‘sin.
Kütlenle çekersin.
Muhteşem manzaralarınla, armudunla, elmanla, kuşunla, kuzunla çekersin.
Ben İnsan ım. Ayağım yerde. Gözlerim göklerde.

Cennetinden kovulduğumdan beri, bir yanımla seni taklit etmeye kalktığım için…
Özür dilerim.
“Kovulmuş olmayı”, seninle kavga edip yenmek olarak anladığım için özür dilerim.
Büyük balığın küçük balığı yeme hakkını senden öğrendim.
Kurdun kuzuyu, arslanın ceylanı yeme hakkını…

Bana akıl verildiği halde kendimi tanımam çok zaman aldı. Ürettiğim teknolojinin içine gizlediğim vahşi tarafıma o kadar çok alıştım ki…

Can yaktığımı, canlar acıttığımı unuttum. Görmezden geldim.
Sebep ile sonucu laboratuar deneylerine hapsettim.
Biyolojik varlığımın devamını, can yakma üzerine kurulu düzene hapsettim.

Ne kadar az can yakarsam, biyolojik varlığımın o kadar sağlığa kavuştuğunu yeni yeni öğreniyorum.
Her bir tasarrufuma, bireye özel, gruba özel, topluma özel cevaplarla karşıladığını yeni yeni öğreniyorum.

Çığlıklarını, feryatlarını duyuyorum.
Kanatlıların, başları büyük dört ayaklıların, başları küçük dört ayaklıların, yüzenlerin, uçanların son nefeslerini vermeden önceki çığlıklarını duyuyorum.
Konforlu bir yolculukla bir yerden bir yere giderken, lezzetli besinleri mideme indirir, suyumu yudumlarken… Akrabalarından ayrı düşmüş, su kaynağı ile bağını kopardığım bir kirpinin bakışlarını ancak görebiliyorum.

O öyle bir bakış ki… Benden “görmek” ümit eden. Koruyuculuk, kollayıcılık, sevgi ümit eden…
“Lütfen, beni yeme” diyen.
“Lütfen, beni ayırma” diyen.
“Biz biriz” diyen.
Çığlığını, feryadını mikro canlılardan, çekirgelerden, karıncalardan, denizlerin dalgalarına, yanardağların lavlarına kadar duyurabilen.

Sen…
Beni affet.
Çığlığı tek hücreli canlılardan daha geç duyduğum için affet.
Sulardan, kayalardan, plakalardan daha geç duyduğum için affet.

İnsanın insanla kavgasından medet umduğum için beni affet.

Teşekkürlerimin en güzeli sana olsun.
Büyük… En büyük. Tüm zamanların en büyük kavgasının kendimle yapacağım kavga olduğunu öğrettiğin için teşekkür ederim.

Lütfen doğruya beni mecbur etme.
Ben “mecbur” olmadan doğruyu bulmak, doğruyu yaşamak istiyorum.
Çekirgeler tarlaları süpürmeden…
Aklım, vicdanım ve irademle sana samimi bir dost, yoldaş eli uzandığını göreceksin.
Hayal kırıklığına uğrattığım o güzelim hayvanlar intihar etmeden…

Ben insanım.
Bedenimin yeteneklerini; sen beni mecbur etmeden de keşfedebilirim.
Benim onurumu zedeleme. Eşref sıfatımı yerle bir etme…
Yeter ki biraz daha zaman ver.
Ve bu isimsiz seslenişimi, isimsiz irademi, isimsiz niyetimi; kuşların kanadına tak. Dünyanın öbür ucuna kadar gitsin.
Fabrika bacasının dumanından nefes alamayan kargalar, nehrin kirinde boğulmak üzere olan balıklar, kesimhanede sırasını bekleyen danalar, bakteriler, virüsler… Birbirinize haber salın.
Sabredin… Uyanıyorlar.
Uyanıyorlar !

Yaşam uykusundan, bir tek kişiyi dışarıda bırakmadan uyanmaya niyetliyiz.
Yaşamın zıddının ölüm olmadığını öğrenmeye niyetliyiz.
Can yakmadan yaşamanın mümkün ve mükemmelliğini öğrenmeye niyetliyiz.

Kötü karnem için özür dilerim.
Kurtarma, temizleme hakkı verdiğin için teşekkür ederim.
Ben sana Anadolu topraklarından solo bir türkü okuyacağım sevgili dünya.
Aynı senin yaptığın gibi.
Birbirinden habersiz o solo ezgilerin, aynı yerde buluşup, aynı melodiyle seni selamladıklarını duyacaksın.
Şefi ortalıkta görünmeyen bir koro…
O şarkıya tüm canlılar eşlik edecek.
Benden korkma sevgili ceylan
Korkma, zeytin ağacı, korkma tuna nehri
Benden korkma
Ben insanım
Ayaklarımın altında kaldığına bakma
El üstünde taşımaya geldim seni
İnsan olmaya geldim
İnsan olacağım
İnsan oluyorum
Arınabilen
Tokalaşan, kucaklayan insan

18.03.2020
17:02