Sokaklar samimi, iddiasız ve güzel

“Bazen babamın yerine koyarım kendimi

Ben baba olurum o çocuk”

Çeşmealtı gece pazarında gezinirken, kokoreççinin, mısırcının, oyuncakçının, çaycının samimiyetine vurulmamak elde değil. Basit, yalın, iddiasız, yalansız… Göründüğü gibi olan, kandırmakla işi olmayan hayatlar.

Onlar, önemli olmayı meslek haline getirmiş, vitrinlerde daha yoğun yer almak uğruna üretmeye vakit bulamayanlara benzemiyorlar. İnsan, sokakta yaşayan hayatının içinde huzur buluyor. Bu huzurun kıymetini, samimiyetsizliğin başarıya dönüştüğü dünyalarla içli dışlı olanlar daha iyi bilirler.

Yazının başındaki dizeler Ercan Sönmez ‘e ait. “Ben bu gömleklere ruhumu verdim” diyen adama. Geceleri Çeşmealtı ‘da, gündüz Urla ‘daki küçük dükkanında… Dükkanı da kendisi gibi iddiasız. Raflarda pastel renkleriyle o yakasız, düğmesiz gömlekler, bir masa, birkaç sandalye. Masanın üzerinde bir kitap, Fredrich S. Perls ‘in “İçimizdeki Çocuk”. Kendisine ait rafta Erik Fromm ‘dan Freud ‘a, insanın ne olduğunu arayan ünlü isimlerin kitapları var. “Ben yalnız kalmayı seviyorum, yalnız kalınca kitapların rehberliğinde kendimle buluşuyorum” diyen Sönmez, aslında neredeyse on yıldır teklifimi geri çeviriyor. Doğrusu ben de çok ısrar etmedim; kendi yaşam biçimini rahatsız edebilecek “bir katkı” sunmaktan çekindiğim için. Geçenlerde tekrar karşılaştığımızda sordum; “Şiirlerini neden kimseyle paylaşmak istemiyorsun ?” Bana kaygılarından söz etti. “Ben herkesin tanıdığı gömlekçi Ercan olarak kalmak istiyorum. Farklı bir kimlik, farklı bir iddia araya bir duvar örebilir… Yeni bir beklenti, yeni bir algılama… “ Ona şunu sordum: “Peki ne olacak senelerce yazdığın dizeler… İnsanlarla paylaşmayı hak edip etmediğini tecrübe edemeden raflarda tozlanıp yok olup gitsin mi ?”

Ercan Sönmez böylece seneler sonra kendisinden ve şiirlerinden bahsetmeme izin verdi.

Ercan iyi şiir yazdığını, bir şair olduğunu iddia etmiyor. Onun kendisi için yazıp kendisinde kalan sözlerin paylaşılmaya değmeyeceği düşünülürse kabahat benimdir. Üretilenin kalitesiyle başarı arasındaki doğru orantının, başka hiçbir yan faktörün aldatıcı etkisiyle bozulmayacağı varsayımıyla…

 

Minik Serçe

Yaptığı tek şey bütün bir gün boyunca

Okyanusu seyretmekti minik serçenin

Kuş aklı bu ya

Yaşam sanıyordu okyanusu

Her şey onun içinde gizliydi sanki

Tüm yaşam sevinci sevgi özgürlük

 

Derin birkaç nefes alıyor

Ah bir dalabilsem diyordu

Ah bir dalabilsem

Bir damla su deyse kanadıma

Yaşam sanıyordu okyanusu

 

Bütün gücünü topladı

O minik yüreğinde

Tuttu nefesini durdurdu kalbini

Son bir hamle yaptı

Beklemekten et kesmiş ince cılız kanatlarıyla

Ve daldı

Gök gürültüsünü andıran bir gürültüyle

Çıktı sudan

Uçtu

Yine o kuru dala oturdu

Dışarıda her şey değişmişti

Değişmeyen bir şey kalmıştı

O yine minik

Serçe yüreğiydi

 

Hayat bizi nereye savurursa savursun o çocuksu yürek hep yanı başımızda. Ancak samimiyetin dokunabildiği… Başarıdan uzak ama yalın, sade, samimi hayatlar; stratejik hesaplarla geçen bir ömürden daha dolu, daha doyurgan… Yüreğine sağlık Ercan Sönmez.

30.08.2008

Akşam Ege