Tek tip kıyafet, tek tip örtünme…

Son on beş yıldır, herhangi bir partinin yandaşı olmadığıma, hiç birini desteklemediğime en çok yaşadığımız şu son aylarda memnunum. Hayat beni şaşırtmaktan yoruldu epeydir; birini tutamama ve destek sunamama özürüm, tümünü olumsuz görmemden değil, her birinin ülke için faydalı bir işlev üstlendiği inancımdan kaynaklanıyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ‘ne güveniyor isek, onun “Bu yapılanma yasaldır, memlekete zarar verebileceğiyle ilgili bir bulguya rastlanmamıştır” deyip, önümüze bir seçenek olarak koyduğu partilere asgari bir güven duymak, keyfimizden çok “hakkımız”.

Kendi özrümle kimseye kötü örnek olmak da istemem. Kim, hangi yasal siyasal partiyi ülke kalkınması için uygun görüyorsa, tutsun, desteklesin. Ben sadece, son seçimlerde x partiyi desteklediğini deklere edip “şaşırtan”, son gelişmelerle “desteğini geri aldığını” bildirip bir daha “şaşırtan” kimi yazarları görüp, kendi özrümün “iyi taraflarıyla” avunmaya çalışıyorum. Son yıllarda ulusalcılık, milliyetçilik, liberalizm, dincilik kavramlarının adresleri, ittifakları haftadan haftaya değiştikçe, olaylar karşısında “pozisyon” tavsiye eden partilerin kendi pozisyonları da bir karmaşa içersine giriyor.

Asıl karmaşa şuradan çıkıyor; vatandaş olarak, tek tek olayların maddi bilgisine erişip anlamlandıramayacağımıza göre, bu işlemi bizim için “güvendiğimiz parti” yapıyor. Yanına aldığı ideolojisine de göndermeler yaparak, olayları nasıl yorumlamamız gerektiğini birkaç cümle ile bize iletiyor. Kiminle ittifak halinde olduğunu, kimin düşman olduğunu bize tanımlıyor. Aradan, -sırtımıza yüklenen kanaati tamamen unutacak zaman dahi geçmeden- bir bakıyorsun, söylenenle yapılan birbirini tutmuyor. İttifaklar ve düşmanlıklar yer değiştirivermiş… Ağızlardan bir “şaşırdım” dökülüveriyor.

Orkestranın üyeleri ellerindeki enstrümanları aniden değiştiriyor, notalar uçuşup karışıyor, ortaya rahatsız edici, ezgisiz bir ses çıkıyor (gibi görünüyor). Güvensizlik artıyor, biri diğerine daha fazla kızıyor… Ama bu da göreceli… Konserin nereden, hangi kulakla dinlendiğine göre değişir. Belki de “ezgisiz saz” bu günlerde ülkenin çıkarına… Kim bilebilir…

Yerimiz az. Zaten bu hafta dış politika yazmaya niyetli değildim. 2007 eylül ayında “Okullarda sivil kıyafet” başlığıyla bir kampanya başlatmıştım. İnternet sayfasını 2400 kişi ziyaret etmiş, 130 kişi imzalamış. O günlerde Radikal 2 ‘de bir çalışmam yayınlandı. Daha sonra Engin Ardıç konuya paralel bir yazı yazdı. Sonra… Biz sivilleşelim, birey olalım, öz benliğimizi, yaratıcılığımızı geliştirelim, çocuklarımıza “kendin ol” diyelim derken, başka bir “tek tip” gündemi kapladı… Türban…

Gündemin ilk sırasında olmasında, belki bilmediğimiz bir “fayda” vardır. Ona fazla bir şey diyemeyeceğim. Öte yandan, gündemler, ona paralel, sivil faydalar üretmek için de bir bahane olabilir. Örneğin, örtünmeyi uygun görenler, örtünmeyi sağlayacak giysiler hakkında bir düşünce fırtınası geliştirebilirler. (Dikkat- uzaktakilerden ziyade konunun özneleri) Saç için şapka ya da bere, mevsime göre kapüşon… Gerekiyorsa boyun için fular… (Peruk, kuralın hedefine aykırı duruyor.) Herkes, kendi biçimini ve rengini tercih ederek… Yani kendisi olarak… Böylece niyeti “üzüm yemek” olan ile “siyasal simge” taşımak isteyen ayrılmış olur.

Tüm toplum kesimleri kendine özgü “tek tipte” ısrarcı olursa, okullardaki resmi “tek tipe” sıranın gelmesi çok zor…

09.03.2008

Akşam Ege