USTALARIN USTASI… TEK ELLİ ÖĞRETMENİM

O bana sadece yarım saat öğretmenlik yaptı. Adını bile bilmiyorum.
Yaşım daha 11-12. Eşrefpaşa ‘ya komşu, Yağhaneler ‘de, iki katlı eski bir binada oturuyoruz.
Dedem de evde hasta yatıyordu, o sıralar…
Aşağıda bir patırtı duyduk, babam önde, koştuk…
Bir garip düşmüş yere.
Bizim kapıya çarparak düşmüş. Duyduğumuz ses oymuş… Baygın yatıyor. Biraz yan biraz yüzükoyun.
Babam hemen çevirdi. Bir süre öyle kaldıktan sonra gözlerini açtı. Yardımla oturur vaziyete geldi.
Otuzlu yaşlardaydı… Yanakları çökmüştü. Yüzünden belliydi; yorgundu.

Evimizin biraz ilersindeki kahveden gençler de geldi, ne oluyor diye. Onlar kahveye götürelim diye ısrar ettiler. Babam kabul etmedi. “Burda ev dururken…”
Babam “Aç mısın” diye sordu.
Cevap yok… Yüzü biraz daha öne eğildi. Belli ki açtı. Hemen kollarına girip içeriye yöneldik.
Ama hayret, adam direniyor. Girmek istemiyor. Ayaklarını eşiğe dayadı, o sakladığı yüzünü kaldırdı, gözyaşları yanaklarından akıyor… Babama yalvarırcasına bakıyor…
“Abi bana eziyet etme…Sizi rahatsız etmek istemiyorum”

Babam hem çekiyor hem ikna etmeye çalışıyor;
“Yahu ne rahatsızlığı… İki lokma yersin sonra bırakırım gideceğin yere…”
Neyse, koridordan öte gitmedi.. Bir sandalye getirdim, oturdu… Önüne bir sehpa… Koştum, karşıdan Eyüp Amca ‘dan bi tas yoğurt getirdim. (Eyüp amca para kabul etmedi) Annem mutfaktan birşeyler getirdi…

Bir eli yokmuş… Ben farketmemişim… Ya da hafızamdan bu ayrıntı silinmiş. Babam sonra anlattı. Minare ustasıymış. İki kişilermiş. Bir gün minareden düşüp elini kaybedince diğeri artık onu yanında istememiş. İş aramış, bulamamış… Bunları ne ara anlattı ben hatırlamıyorum. Ama iki lokma yiyip içtikten hemen sonra ayrılmak üzere kapıya gittiğini hatırlıyorum. Babam sepetli planete onu bindirirken, kahveden yine bir kaç genç geldi… Doğrudan babamın eline kağıda sarılı bir şey tutuşturdular.
Kahvede para toplamışlar. Babam yüklüce olduğunu tahmin ediyor.

İhtimalle yine rahatsız etmemek için, en kısa mesafede, Eşrefpaşa merkezde inmek istemiş. Babam bir sıkıntısı olduğunda bize gelmesini söylemiş ve kavga edercesine paraları koynuna sokmayı başarmış.

İşte benim hocam. Ara ara hep aklıma gelir. Ona bit kadar yardım etmenin huzuru ile, -zorla nüfusumuza niye almadık- sorusunun utancı arasında gidip gelirim.