UYANMANIN BELİRTİLERİ NELER OLABİLİR ?


“Yaşam uykusundan uyanma…”
“Dünya hayatı bir sınav…”

Çoğumuza romantik gibi gelen cümleler…

Güncel, geçerli “uyanma”ları sıralayım;

– Tercih ettiği yaşam biçimiyle uyanık olduğunu düşünmek

– Para kazanabilme yeteneğiyle uyanık olduğunu düşünmek

– İlerici, çağdaş siyasi yelpazede yer alarak uyanık olduğunu düşünme

– Muhafazakar çizgide durarak…

– Aşık Mahsuni yerine Mozart dinleyerek

– Hamburger yerine sıkma yiyerek…

– Açık gezerken türban takarak uyandığını düşünme

– Türbanı çıkararak uyandığını düşünme

– İçkiyi bırakıp namaza başlayarak uyandığını düşünme

– Camiyi bırakıp meditasyona başlayarak uyandığını düşünme

 
(Hala okumayı sürdürüyorsanız… tavsiye edeceğim for müziği:

Yaşar Kurt – Korkuyorum anne)

Örnekleri çoğaltmak mümkün….

Ben de kendime göre bir uyanma ya tutundum…

Başka bir şekilde…

(Bu arada kendi (uyanma) kelimesiyle anlattığım şey aslında uyanma yoluna düşmüş olmadır. Çünkü tamamıyla uyanma nedir… Bilen beri gelsin…)

Tarifi zor…

Neden mi…

Dönelim başa…

Dünya hayatı bir sınav dedik ya… Hani romantik cümlemiz…

Buradan hareket ettiğimizde bir sınavı sınav yapan özellikleri hatırlamamızda fayda var;

– Kopye çekmek yasaktır

– Kopye vermek yasaktır

– Sınav sorularının herkese adaletli erişmesi esastır

– Sınav bireye özeldir

Tahminim böylesi bir sınavda;

– Yanıt arama araç gereçlerinin herkes için erişilebilir olması esastır

– Dolaylı yardımlara rast gelebilme olasılığı herkes için yakın olmalıdır

– Defter, kitap herkes için açıktır; çünkü hiç bir metinde ya da görselde “kopye” tanımını karşılayan, “yüzeysel algı” öznesi yoktur.

– Her bireyi izleyen, kayıt altına alan, bir sistem olmalıdır…

 

Burada şöyle ilave bir cümle iyi gider:

Yaşam uykusundan uyanmak için, kimse Tutankamun ‘un mezarının altında sır kitapçığını aramak / bulmak zorunda değil. Ya da ölmek zorunda değil. Ya da gizli / açık bir cemiyete üye olup, hiyerarşik basamakları tırmanmak zorunda da değil.

Akıl ile onurlandırılan insanın, o aklını azami ölçüde kullanacağı bir bilmecenin içine koyulmuş olma ihtimaline sanırım imkansız demezsiniz.

Evet akıl bir nimet. Onu kullanmak da kurallarını tam bilemediğimiz bir ödev.

Şimdi de mantıksız gelebilecek bir dizi önerme…

Uyanma / aydınlanma yoluna girmiş insan -kendimce- şöyle belirtiler verebilir;

Tersten bir daha söyleyeyim:

Şu belirtilerden biri ve/veya birkaçı; kişinin uyanma yolunda olduğunu işaret ediyor olabilir:

– Yer çekimini fark etmeye başladı ise

– Biçimsiz, sıradan bir taşın güzel olduğunu düşünmeye başladı ise

– Gündelik hayattaki kişiye özel yaşantı zincirinin her bir halkasını okul/sınav parçası olarak görmeye başladı ise

– Ezberdeki şiirleri, şarkı sözlerini, ezbersiz yeniden okumaya kalkıyor ise

– Popüler gündemi (siyasi / magazin) çok sıkı takip ediyor ise

– Bu sıkı takipte “en sevmediği” politikacının cümlelerinden feyz almaya başlıyorsa

– Bireysel ya da toplumsal, başa gelen -istenmeyen haller- e, gülümseyerek, sabırla, anlama çabasıyla karşılıyorsa

– Günlük, haftalık, aylık, senelik; kitlesel halde bindirilen dolmuşları, dinlenesi, okunası veri haline getiriyor ise…

– Trafikte, önünde 30 km hızla giden araca küfür eden adamın; yine aynı durumda inip o aracın şöförünü öpecek hale geliyor ise…

– Hakkını arayan, gözünü karartmış “kahramanlıklara” zamanı kalmayacak kadar; ham bilgilere ulaşıp, tamamen kişisel keşiflerle uğraşıyor ise…

– Hayat bir sınav ise, sınavın anlaşılabilir bir sorusu var mıdır ? sorusunu sormaya başlamış, düşüncelere dalmış ise

– Devenin, hem de kanatsız, uçma ihtimalini “sıfır” olmaktan çıkardı ise

– Bireysel tarihindeki garip tesadüfleri, açıklanmakta zorluk çekilen olguları düşünmeye başladıysa…

 

Bir de arkadaşlar… Hani insanların zeka seviyeleri farklıdır. IQ ile aşağı yukarı ölçümleri yapılır. Kiminin ortalarda gezinir, kiminin yüksektir, kiminin düşüktür.

En düşük zekanın bile keşif bekleyen bir yeteneği olabilir…

Yani akıl kullanmak dedik ya… Yaşamın cümle haline getirip sormadığı soruları algılayıp, yanıtları arama sürecine girmek…

Diyelim bir deha değiliz.

Bence sorun yok…

Hani insanın içinde vicdan diye adlandırdığımız, sevgi diye sıkça sözünü ettiğimiz dna mıza işlenmiş sesler var ya…

O sesler, hiç bir okuma çalışması yapmadan; bizim o yalancı simülasyonun (hani o içeriğinde, kötü, çirkin, nefret, düşman, rakip, güreş, yenmek, yenilmek vs olan) etki alanından uzaklaşmamıza yetebilir.

Belki yetmelidir de…

Tahminim; zeka ile, bilim ile, gözlem ile varılan yer; hissedişle, ruhumuzun derinlerine yazılmış koşulsuz sevgi ile varılan yer birbirine çok yakındır.

Madem uzun ve ince yol… Hem de adımların ivmelendiği bir zaman diliminde yaşıyoruz…

O yol üzerindeki bir gün, dün ile aynı ise; üstüne üstlük bu duraganlıktan memnuniyet var ise; dış dünyadaki “ileriye gidiyoruz” simülasyonlarıyla gölgeleniyor olması mümkün…

İki günde bir; “dün yanlış düşünmüşüm”,

“5 yıldır yanlış peşinde koşmuşum”,

“40 yıldır cahilmişim” gibi cümleler; uzun ve ince bir yolda olanın doğasına uygundur.

Bu cümlelerin geçmediği “ilerlemeleri” demir kazıkla sert bir toprağa çakılmış nokta şeklinde düşünebilirsiniz. Çizgi değildir… Sadece noktadır.

 

Son cümle

Fırıldağım fır fır eder

Dünya fani herkes gider

Fırfır baba böyle söyler

Hadi kent var malboro var

 

———–

İlaveler

 

Beğendiğim liderler (sıralama gelişigüzeldir)

 

Devlet (Müthiş bir atasözü ve deyimler kütüphanesi)

İrecep (Nonstop anlamlı espiri yapıyor… Anlamaya yetişemiyorum)

Selo (Ketıl soba üstünde daha çok işe yarıyor)

Muharrem ( Velespitle anlattın, traktörle anlattın… Sırada eşek var… Hadi !)

Meral (Hırçın görünsen de yufka yürekli olduğunu biliyorum)

Kemal (Durgun yapılı bir insanın, görev gereği kendisine hadi deyip mikrofonun gereklerini yerine getirmesi ne ağırdır tahmin ediyorum. Helal olsun sana)

Trump ( Tavuk bu kadar önemli mi… Ne boğaz… )

Merkel (Hast du Armaganli schon gesehen ?)

Potin (Machtige Vodka dı rı dı dı dııın dın dııın)

Yönetim ve süreç öyle sanıldığı gibi liderlerin kimlikleri/karakterleriyle birebir ilişkili değil.

Biraraya gelsem şöyle bir şey sorardım: “Kötü bir rol model olmak zorunda mıydınız ?”

Cevabın bir kısmını ben tahmin ediyorum. Sadece boşlukta kalan bazı alanlar var…

Bireyin dünya simülasyonuna bu kadar kendini kaptırıp, hem de dizginlenemeyen ruhsal uçuruma sürüklenmesi karşısında… Uyandırma servisi başka ne yapabilirdi ?

(Herkesi yazamam ya buraya… Diğerleri alınmasın 🙂

  1. tekil ve lakap vari isim kullanmam, saygı duymadığımdan değil, statü anlayışımızla hiyerarşi algımızı reddetme çabasıdır. Bir şımarıklıkla üstün görünme çabası da değil…

Hepsi; kardeşim, abim, ablam… Ama tüm insanlar eşittir, bunu örneklemeye en uygun simgeler de haliyle liderler…

 

Kime oy vereceğim ?

Son seçimlerde sandığa gitmedim.

Bu sefer de gitmeyi düşünmüyorum.

 

“Madem oy vermeyeceksin neden sıkı takip ediyorsun ?”

Hah işte güzel bir soru…. Bu sorudan bir yürüyüşe başlanabilir 🙂

Tavsiyeler:

“Bir kitap okudum hayatım değişti”

Yok, malesef öyle olmuyor.

Şöyle düşünmek işe yarayabilir:

Yazarın, şairin, yönetmenin, ressamın anlatmak istediği bir şey var… Yanında zabıtalar nöbet tuttuğu için açıkça söyleyememiş, yazamamış, çizememiş, boyayamamış… Dolaylı yollarla anlatmak istiyor.

Salvador Dali bana ne anlatmaya çalışıyor ?

Vann Gogh ne demek istiyor ?

Aşık Veysel in ağzındaki bakla ?

Sezai Karakoç kim ?

Barış Manço… Nazım Hikmet…

Kutsal metinler yaşanmışı anlatırken araya kişisel ödevleri ve geleceği sıkıştırmış olabilir mi ?

Say say bitmez…. Say say bitmez…

Hani mesela şöyle düşünebilir miyiz

Ulan geldik şu hayata… Kimimiz çöpçü, kimimiz marangoz, kimimiz profesör…

Doğduk, büyüdük sonra göçüp gideceğiz…

Şu, yaşaya yaşaya son derece doğal ve normal saydığımız hayatın ne olduğunu, kim olduğumu, nerden gelip nere gittiğimi anlayamadan mı…

Anlamak için hiç bir çaba harcamadan mı…

Bu mudur… Akıl ile onurlandırılmanın yanıtı…

Bendeki güvenin romantik olduğunu düşünmüyorum.

Anadolu insanı sorar… Onun bilgiyi arama süreci hiç bitmez…

30 yıl 40 yıl 50 yıl “sen kimsin” diye sorar… Sonra bir bakmışsın, hem de aldatıcı ışık ve seslerin en yoğun olduğu zamanda “Ben kimim” diye soruverir, kendine.

Hem de o sorunun ucunu yakaladı mı neticelendirmeden bırakmaz.

“Bitaraf olan bertaraf olur” sözünü hatırlıyorsunuz değil mi ? Resmi hatta gayrı resmi “çözüm dolmuşları” ndan herhangi birine binmenin hiç bir tehlikesi olmaz. Ama sunulanların tümünü kabul etmek ya da reddetmek en riskli olan… Daha doğrusu böylesi bir davulu çalmak risk içeriyor. Zaten bahsettiğim aydınlanma ya da aydınlanamama süreci tamamen bireysel bir süreç. Yalnız doğmak, yalnız ölmek gibi…

Durduk yerde neden gerek duydum ?

50 yıl artı bir dizi düşünsel çaba sonucunda bu yaşa kadar ne kadar cahil olduğumu gördüm.

Ve cehaletim halen devam etmekte. Bilimsel, gözlemlenebilir, hesaplanabilir bir tokatla hissedilen cehalet.

Hatta, “ben bildim”, “ben öğrendim” cümlelerinin ne kadar komik olduğunu hissettiren… Böylece insan kendini borçlu hissediyor. Bit kadar bir şeyler öğrendiğini sanmanın yükü.

Yani özetle diyorum ki;

Ibn-ül Arabi bir varil suya eriştiyse, biz de bir bardağına erişebiliriz.

Mevlana bir kova kadarını algıladıysa, biz de bir damlasını bulabiliriz.

Hatta belki daha fazlasını….

Nihayet imkanlarımız daha fazla… Teknoloji elimizin altında…

Çok zor değil… Ben kum tanesi kadarına erişip huzurlu, umutlu ve mutlu olabildiysem; bunu herkes başarabilir.

 
Film Truman Show güzel

Film Take shelter (sığınak) güzel

Film P.K güzel

Film Buğday güzel

Film Kolonya Cumhuriyeti güzel

Film Arif ve 216 güzel

Film Hokkabaz / İftarlık Gazoz … güzel

 

Aslında biraz yorucu bir okumayla tüm eserler güzel…

Keşfetmek hepsinden güzel 🙂

 

(Bana özelden, genelden soru sorabilirsiniz. Yanıtlamaktan memnun olurum)

Muhabbet ve sevgiyle

Atalay