UYUYACAK VAKİT DEĞİL


Sustu… Vazgeçti… Korktu, pustu… Gibi sözler duyuyorum. Üstüme alınıyorum.
Haşa. Sümme haşa.
Haburuya uşaklar… Dolmuşlar ful çekerken konuşmak neye yarar ?
Yolculara düşman mı ettireceksiniz beni ?
Şoförler de isyan eder…
Hadi şu kadarını diyeyim;
Saint Kocaoğlu ‘na vapurların karada sefer yapmalarını öneriyorum. Dolmuşlar, otobüsler de -ilave bir düzenekle- denizden sefer yapabilirler.
Kocaoğlan darılsın, ziyanı yok. Yeter ki ahali rahat etsin.
Ayrıca içinde “Ai” geçen seslenişlerin yermek mi övmek mi olduğu muallakta, hatırlatayım.

27 Temmuz 2018 i atlattık.
Ay ın tutulmasını bekledik ve ay tutuldu. Aynı zamanda kızardı. Yani al al oldu ay. Bu yüzün kızarmasını sembolize ediyorsa, o tarihten itibaren tutulan tutulana, kızaran kızarana.
Al-ay, kalay larla renklendi.
Koy sahneye, çevir kameraları, vur ha vur.
Metafizik dünya ile ilişkili kimlikler yoğun bir şekilde gündeme gelmeye başladı.
Vur ha vur.
Vatikan rahiplerinin son yıllardaki “marifetlerini” zaten kanıksadık.
Biraz önce; “Çinli Budist başrahibe suçlama; zihinlerini kontrol ettiği rahibeleri ….”
Adnan Hoca ?
Yetmedi, hayata veda etmişlerden yedekleme…
Hepsi al-ay formatına uyumlu. Yüz kızartıcı suçlar, bel altı atışlar.
İki yıldır hapiste tutulmasını saymazsak, Saint Brunson ‘a biraz insaflı atış yapıldığını düşünebiliriz. Ama bir din adamını çekiştirerek, kameraları boynuna/çenesine dayayarak sevk edilmesi “hiç yakışmadı”.
Sizin de garibinize gitti mi; yüzü al al edecek suçlamalara maruz kalanlar, öyle çok itiraz da etmiyorlar. Sanki, bekledikleri / özledikleri bir süreci yaşıyorlar ?

(Brunson ‘un ayağına elektronik kelepçe… Zarrab, ayaklarından zincirli vaziyette mahkemeye getirildi… ? ..?… Kelepçelenmiş, zincirlenmiş ayak literatürde nerede geçiyor ?)

Kişisel olarak; global operasyonlar, global medya bombardımanları hatta mahkeme kararları dahi hiç umurumda değil.
10 sözünden 10 u da yalan olduğu onlarca kez kanıtlanmış bu sistemin görevi; “kalabalıkları kargıya oturtmak”
Meteoroloji Genel Müdürlüğü ‘nün 3 günlük hava tahmin raporu tuttu diye; her söyleneni “doğru” kabul edemeyeceğim.
İster kızılderili reis olsun, ister budist rahip, ister son burun…
Tarih boyunca bir çok kutsi kimlikler benzer sınavlardan geçmiş. Daha doğrusu o kimlikler üzerinden “ahali” sınavdan geçmiş.
Birey, dedikoduları mı dinliyor, yoksa kendi akıl, gözlem ve vicdanını mı ?
Size de tavsiye ederim. Her bireyin masum olma ihtimali üzerine yatırım yapmak, onun “suçlu olma ihtimalini” abartmaktan çok daha verimli.

Gelelim “tanrı kral” iddialarına…
Pardon ?
“Tanrı Kral” ne mi ?
Bu metaforla anlatılmak istenenin ne olduğu buraya sığmayacak kadar geniş. (Bknz. Dinler tarihi, şiirler, şarkılar vs.)
Mr. Trump (hadi onu ayırmayalım) Saint Trump, kendi üzerinde yeterince şüphe yarattı. Ama yetmez.
Nihayet, kehanette bir hapishane geçiyor olmalı ki, her yıl Papa bir hapishaneyi ziyaret edip, on iki mahkumun ayaklarını yıkayıp öpüyor. (Paskalya yortusundan önce).
Bu kapsamda Trump ‘ın “bol çamurla” hapse girmesi ihtimal ötesi değil.
Saint Trump ‘ın, Simpson Ailesi kardeşliği de var, isminin “Triumph” yani “zafer” benzeşmesi de var.
Emme ve lakin; Putin ‘in “belaltı tehditlerine” boyun eğmiş gözükmesi de, “Tanrı Krallıktan” feragat ettiği veya “ben değilim” diye itiraf ettiği şeklinde de okunabilir.

“Make Amerika Great Again” (Amerika yı tekrar büyük yap)… Hiç ağzından düşmediğine göre; “Amerika nın küçüldüğü ve artık küçük kalacağı” şeklinde bir duyuru olduğunu düşünebiliriz.
Dünyanın merkezinin bundan böyle Anadolu olduğunu, sağır sultan nereden  biliyor, diye bir yazım vardı… Okuyabilirsiniz. http://www.atalayergezen.com/ozlenen-gun-hesap-gunu/

“Dünya güçleri çatışması” şeklinde sunulan gelişmelerin, sahneye bolca “suçlu birey” çıkaracağını bekleyebiliriz. Konunun “bireyler” üzerinde gelişeceğinin ipuçlarını, Amerika nın komik “yaptırımı” verdi. Türkiye nin adalet ve içişleri bakanına özel “yaptırım”
Yani derdimiz kurumlarla değil “bireylerle” şeklinde ilerleyecek.
Zirveye yaklaştıkça “kötülerin idamı”…
Bunun ipucu da biraz önce Papa dan geldi: Katolik kilisesinin idama ilişkin öğretisini değiştirdi: “İdam, İnsan ve haysiyetine saldırdığı için her zaman yanlış…”

(Bu arada mitokondriyal DNA (mtDNA) anneden geçermiş. Konumuzla alakasız ama olsun…)

CHP, kurultay, noter… (Kuantum ve noter)
AKP… Aziz Bahçeli, Aziz Erdoğan, Aziz İnce, Aziz Kılıçdaroğlu…
Hani, güleceğim, gülemiyorum. Kızacağım, kızamıyorum.

Ahalinin sınavı başka nasıl mümkün olabilirdi ki..
Nihayet, insanlara “tarif” edilecek; “tarif edenler” birbiriyle kavga edecek, kimi A ‘nın peşinden gidecek, kimi B ‘nin peşinden gidecek…
Hiç bir “tarifin” peşinden gitmeyip kendini aramaya başlayanlar ?
İşte o “zındıklar” kendilerini ipin önünde bulacak.
İzleyenler, “her şey sahnede olup bitiyor, ben yırttım” diye dursun, onların da, belki sadece kendilerine sakladıkları, içlerinden geçirdikleri “kanaatleri” testten geçecek.

Aramızda kalsın; her şeye gücü yeten Allah ‘ın, birey birey tüm düşünceleri okuduğu ve bir kenara kaydettiği bir gerçek.

Zaten konunun hedefine uygun…
Niye mi ?
Diyoruz ya, mükemmel bir yönetim gelse, her şey düzelir…
Hadi geldi “mükemmel yönetim”
Ne olacak ?… Varsayalım herkes etli ekmek yerine, İtalyan, Fransız mutfaklarının süper lezzetlerine erişebildi, işi buldu, parayı buldu… Buldu da buldu…
Ne olacak ?…
Akrabalar birbirlerinin kuyusunu para yüzünden mi kazıyorlardı ?
İçi boşalmış arkadaşlıklar, içi boşalmış evlilikler, ailesine yabancılaşmış çocuklar… Tek kelimeyle MUTSUZLUK… Farkındalıktan yoksun bir hayat…
Para havuzuna daldırsan çare olamayacak mutsuzluklar.
Sevgisizlik… Hoşgörüsüzlük…
İnsana hayatı zindan edenin devlet/hükümet olduğunu düşünmek sadece bir varsayım.
Hem de isabetsiz bir varsayım.
Kaldı ki, Tanrı, içinde bulunduğumuz koşullardan ziyade, o koşullara verdiğimiz tepkiler üzerinden bir değerlendirme yapıyordur.
Bireysel tepki.
Hatta, şu günkü koşullarda, “hangi dine mensubiyetten öte”, bireyin kendi varlığına ve Allah varlığına verdiği anlam çok daha öncelikli.

Kurban Bayramı
Kurban yaklaşıyor.
Geçen yıl -ilk defa- bir kurban kestik.
Bu yıl ve bundan sonraki yıllar için düşünmüyorum.
Bilirsiniz, tek tanrılı dinlerin çok daha öncesinden buyana gerçekleştirilen bir ritüel.
Tahmin ediyorum; nefsin beklentilerinden vazgeçmeyi öğütleyen bir gelenek.
Günümüz koşullarında, senede 500- 1000 TL verilip satın alınan bir canlılıyı feda etmek; ciddi bir “fedakarlık” sayılabilir mi ?
Ben her zaman yaptığımı yapmaya devam edeceğim.
Kariyeri kurban etmek, statü arayışını kurban etmek, çok paraya sahip olmayı kurban etmek, popüler olmayı kurban etmek, “garanti bir yaşamı” kurban etmek… gibi…
Allah, ümit ederim, kurbanlarımı kabul eder, etmezse bana daha doğrusunu gösterir.

Neler olacak ?
İbareler Tanrısal kerterize yaklaşıldığını gösteriyor.
Kerteriz diyorum… Tüm zamana ve maddeye hakim olan gücün; “atayım bir taş bakalım nereye gidecek” diyecek kadar bonkör olduğunu sanmıyorum.
Bir futbolcu, takım arkadaşına pas verirken bile, kerterizi o topun filelere gitmesi.
Ya da bir bilgisayar programı düşünelim. Kerteriz alınan final/başlangıç haline, tüm öğeler hizmet eder. Filmi geriye sarıp, o öğeleri incelediğimizde, her birinin kerterize ulaşmak için üzerine düşeni yaptığını görürüz. Belki bilincinde olmadan… Ama yapar.

Yaradan, hayallerimize sığmayacak muhteşemlikte bir kerteriz belirlediyse, bunu fark etmemizi  beklemek de onun hakkı olmalı.

Kendi çapımda, bir şeyler arıyorum, buluyorum, yanılıyorum, yanılmıyorum…
Görsel bulgularımın bir kısmını şu adreste yayınlamaya başladım:
https://www.facebook.com/groups/1898298246857177/

Var olanın zaman içindeki akışı bir matematiksel algoritmaya da bağlanmış olabilir. Bununla ilgili ciddi araştırmalar zaten var. Hatta birden fazla algoritma ile karmakarışık görünen zincir bir kurallar silsilesine bağlanmış olabilir.
Sondaki kerterizi ve ondan sonraki kerterizleri bilen Tanrı, geçmişe mutlaka “gelecek hakkında” işaretler koymuştur.

Düz okumakla, en üsttekini okumakla anlamak da kolay değil, yaşamak da.
Sahnelerden bir anlık geçen o ayrıntıda çok şey gizli çoook…
Ama ille de düz okuyacaksak bir kameramanın edepsizliği diyip geçin, ötekine de Trump un tehdidi diyip geçin.
Ama içimiz rahat.
Çünkü hiç bir gelişme Allah ın koyduğu kerterize hizmet etmeyecek türde olamaz.
Yaşanacak her şey hoş gelir, sefa gelir.
En güzele giden yolda karşılaşılan her şey, çözülmeyi bekleyen bir bilmece aynı zamanda.
Çözdükçe heyecanlandıran, insanın içine güven ve huzur katan…
İbadet gibi.
Gibisi fazla.

Atalay Ergezen
03.08.2018 Urla

Brunson un eve geçişi:
https://www.youtube.com/watch?v=_EYY–dTmCA